Ahmet Aras’ın Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığında yaklaşık 2,5 yıl geride kaldı.

Yani maçın aşağı yukarı ilk yarısı bitti.

Skor tabelasına bakmanın zamanı geldi.

Ama önce bir şeyi söyleyeyim.

Ben belediye başkanlarını sadece yaptıkları yollarla, döşedikleri borularla, dağıttıkları fidanlarla değerlendirmeyi doğru bulmuyorum.

Çünkü bunlar belediyenin lütfu değil, işi.

Aynı şekilde hiçbir şey yapılmamış gibi davranmayı da muhalefet zannetmiyorum.

Muhalefet başka şeydir.

Haksızlık başka.

O yüzden yaklaşık 2,5 yıllık Ahmet Aras dönemine bakarken ne alkışlamak için baktım ne de eleştirmek için.

Ortada ne varsa ona baktım.

Ve benim gördüğüm şu:

Muğla Büyükşehir Belediyesi eskiye göre daha hareketli.

Bunu kabul etmek lazım.

Bütçe büyümüş.

Yatırım bütçesi artmış. Büyükşehir’in açıkladığı verilere göre yatırım bütçesi iki yılda yüzde 85 artarak 10 milyar 687 milyon liraya çıkmış.

2025 yılında 2 milyar lirayı aşan yol yatırımı yapılmış.

Sosyal destek bütçesi büyümüş.

Üreticiye destek verilmiş.

Öğrenciye dokunan işler yapılmış.

Su altyapısına ciddi para harcanmaya başlanmış.

Özellikle Bodrum’da yıllardır Muğla’nın kaderiymiş gibi kabul edilen patlayan CTP su hatlarının 22 kilometrelik bölümü yaklaşık 1 milyar liralık yatırımla yenilenmiş.

Güllük’te yıllardır özel şirket tarafından yürütülen su ve kanalizasyon hizmeti yeniden kamuya alınmış.

Bunlar küçümsenecek işler değil.

Hele şu Güllük meselesi benim açımdan önemlidir.

Çünkü su ticari bir ürün değildir.

Temel yaşam hakkıdır.

Dolayısıyla suyun yeniden kamu eliyle verilmesini sadece belediyecilik değil, siyasi bir tercih olarak da doğru buluyorum.

Ama şimdi gelelim madalyonun öbür tarafına.

2026 yılında Muğla’da hâlâ bir vatandaş:

“Benim evimde su akmıyor.”

diyebiliyorsa ortada çözülmemiş büyük bir problem vardır.

İşte benim belediyecilik ölçüm tam burada başlıyor.

Bana kaç kilometre boru döşediğini anlatabilirsin.

Kaç milyar yatırım yaptığını da.

Ama vatandaş musluğu açtığında su akmıyorsa o rakamların karşısında musluk kazanır.

Trafikte de aynı şey.

Yolda da.

Ulaşımda da.

Çöpte de.

Belediyecilik biraz acımasızdır.

Vatandaş faaliyet raporuyla yaşamaz.

Hayatıyla yaşar.

Ahmet Aras’ın bence önemli bir başka artısı var.

Muğla’yı sadece Muğla’dan yönetmeye çalışmıyor.

Ankara’yla konuşuyor.

Bakanlarla görüşüyor.

Merkezi hükümetle temas kuruyor.

Gerektiğinde teşekkür ediyor.

Gerektiğinde Akbelen konusunda çıkıp karşısında duruyor.

Ben bunu doğru buluyorum.

Çünkü belediye başkanı partisinin il başkanı değildir.

Şehrin belediye başkanıdır.

AK Partili de onun vatandaşıdır.

CHP’li de.

MHP’li de.

Hiçbirine oy vermeyen de.

Devletle kavga etmek marifet olmadığı gibi devletin karşısında el pençe durmak da marifet değildir.

Muğla’nın hakkını alabiliyorsan git, konuş.

Bakanın kapısını çal.

Cumhurbaşkanıyla görüş.

Gerekirse teşekkür et.

Ama Muğla’nın hakkı yeniyorsa da çık karşısına.

Bence olması gereken budur.

Fakat burada başka bir mesele başlıyor.

Ahmet Aras artık yalnızca Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı değil.

Kıyı Ege Belediyeler Birliği Başkanı. Üstelik 2024’te kullanılan 144 oyun 141’ini alarak geldiği bu göreve 2026’da yeniden seçildi.

Ulusal siyasette konuşuyor.

CHP içerisinde ağırlığı artıyor.

Türkiye’nin farklı meselelerinde görüş bildiriyor.

Açıkça söyleyeyim:

Bundan rahatsız değilim.

Tam tersine yıllardır Muğla’nın Ankara’da yeterince güçlü temsil edilmediğini söylüyorum.

Muğla’dan güçlü siyasetçi çıkması iyidir.

Ama bir şartla:

Muğla siyasi kariyerin merdiveni olmayacak.

Önce Muğla.

Sonra Ankara.

Çünkü Muğla’nın bekleyecek hâli yok.

Bodrum’un suyu beklemiyor.

Menteşe’nin trafiği beklemiyor.

Fethiye’nin büyümesi beklemiyor.

Marmaris’in geleceği beklemiyor.

Kıyılar beklemiyor.

Maden baskısı beklemiyor.

Köyler beklemiyor.

Bir de kadrolaşma meselesi var.

Bence Ahmet Aras’ın 2,5 yılının en çok konuşulması gereken başlıklarından biri de bu.

Ahmet Aras liyakat iddiasıyla geldi.

Peki bugün Büyükşehir’de gerçekten liyakat esaslı bir kadro mu oluştu?

Yoksa belediyeciliğin o eski hastalığı; siyasi yakınlık, kişisel güven, eş-dost ilişkileri ve “bizden olsun” anlayışı yine liyakatin önüne mi geçti?

Kimler hangi görevlere getirildi?

Bu insanların o görevler için mesleki yeterlilikleri neydi?

Bodrum’dan Büyükşehir’e taşınan kadrolar kimlerdi?

Görevden alınanlar neden alındı, yerlerine gelenler hangi ölçütlerle seçildi?

Peki yalnızca yöneticiler mi?

İşe alınan personel hangi ölçütlerle seçildi?

Örneğin sağlık hizmeti veren bir birime ya da park ve bahçeler birimine matematik bölümü mezunu bir personel alınabilir mi?

Elbette ihtiyaç duyulan görev sağlık mesleği gerektirmiyorsa alınabilir.

Ama mesele tam da burada:

Hangi kadro için alındı? Hangi ihtiyaç nedeniyle alındı? O iş için aranan nitelikler neydi? Ve aynı işi yapabilecek adaylar arasından hangi ölçütle o kişi seçildi?

Çünkü liyakat yalnızca müdür, daire başkanı ya da genel sekreter atarken aranmaz.

Kapıdan içeri alınan ilk personelden en üst yöneticiye kadar aranır.

Ve belki de en önemlisi:

Ahmet Aras’ın liyakat söylemiyle Ahmet Aras’ın kadro tercihleri birbiriyle ne kadar örtüşüyor?

Bu birkaç paragrafla geçiştirilecek bir mesele değil.

O nedenle burada kesiyorum.

İsim isim, görev görev, hangi kadroya hangi nitelikle girildiğine bakmak gerekiyor.

Ahmet Aras’ın kadrolarını sonraki bir yazıda ayrıca konuşalım.

Çünkü bazen bir belediye başkanını yaptığı yoldan çok, yanına aldığı insanlar anlatır.

Gelelim tekrar bugünkü karneye…

Ahmet Aras’ın ikinci yarıdaki asıl sınavı şimdi başlayacak.

İlk 2,5 yılda belediyeyi hareketlendirmek önemliydi.

Şimdi o hareketin sonuca dönüşmesi gerekiyor.

Daha çok proje açıklamak değil mesele.

Daha az sorun bırakmak.

Daha çok para harcamak değil.

Harcanan paranın vatandaşın hayatını değiştirmesi.

Daha çok görünmek değil.

Muğla’yı daha yaşanabilir hâle getirmek.

Çünkü belediye başkanlığında çok garip bir matematik vardır.

Bir milyar liralık yatırım yaparsınız, vatandaşın sokağındaki çukuru kapatmazsanız adam size o çukuru sorar.

Haklıdır da.

Sonuç olarak…

Ahmet Aras’ın ilk yarısına başarısız diyemem.

Hatta bazı alanlarda ciddi bir değişim ve enerji görüyorum.

Ama “başarı hikâyesi yazıldı” demek için de acelem yok.

Çünkü daha maç bitmedi.

Şimdilik gördüğüm şu:

İstek var.

Enerji var.

Siyasi cesaret var.

Yatırım var.

Ama Muğla’nın sorunları da hâlâ orada.

Bir Muğlalı, bir vatandaş ve haftada bir bu şehir üzerine köşesinde yazan biri olarak ikinci yarıda benim bakacağım şey açılış sayısı değil.

Basın bülteni değil.

Sosyal medya videosu hiç değil.

Tek bir şeye bakacağım:

Ahmet Aras’ın anlattığı Muğla ile bizim yaşadığımız Muğla birbirine ne kadar yaklaşmış?

Maçın ilk yarısı bitti.

İkinci yarı başlıyor.

Ahmet Aras’a gönülden başarılar diliyorum.

Çünkü mesele Ahmet Aras’ın kazanması ya da kaybetmesi değil.

Mesele Muğla’nın kazanması.

İki buçuk yıl sonra gerçek karneyi hep birlikte göreceğiz.