Değerli okuyucularım,

Bu hafta siyasetten, etikten, seçimlerden, adaylardan biraz uzaklaşıp asıl işim olan eğitimden konuşalım.

Gerçi memlekette eğitimden konuşmaya başlayınca siyasetten ne kadar uzak kalınabilir, o da ayrı mesele.

Ama biz şimdilik sınıfa dönelim.

Biz hızlı değildik.

Çita gibi koşamadık.

Kuşlar gibi uçamadık.

Balıklar gibi yüzemedik.

Aslanın pençeleri, kurdun dişleri, ayının gücü bizde yoktu.

Doğa bize pek cömert davranmamıştı anlayacağınız.

Ama bir şeyimiz vardı:

Beynimiz.

Koşamadık; tekerleği yaptık.

Uçamadık; uçağı yaptık.

Soğuğa dayanamadık; ateşi yaktık.

Pençemiz yoktu; alet yaptık.

Kasımız yetmedi; makine yaptık.

Hatırlayamadık; yazıyı bulduk.

Hesaplamak zor geldi; hesap makinesini yaptık.

Ve sonunda bütün bu araçları yapabilmemizi sağlayan şeyi de yaptık:

Bizim yerimize düşünebilen makineler.

İnsanın milyonlarca yıllık hikâyesinde araçlar hep bedenimizin eksiklerini tamamladı.

Şimdi ilk defa başka bir yerdeyiz.

Bu kez tamamlamaya çalıştığımız şey kolumuz değil.

Bacağımız değil.

Gözümüz değil.

Beynimiz.

Tam burada eğitim açısından çok ciddi bir soru var:

İnsan, kendisini diğer canlılar karşısında avantajlı hâle getiren en önemli yeteneğini kullanmayı da makineye devrederse geriye ne kalır?

Üstelik biz eğitimciler işi kolaylaştırmaya çoktan başlamıştık.

Çocuk uzun metin okuyamıyor; metni kısalttık.

Kitabı bitiremiyor; özet verdik.

Kırk dakika dikkatini veremiyor; etkinliği kısalttık.

Soru zor geliyor; kolaylaştırdık.

Yazmakta zorlanıyor; şablon verdik.

Sıkılıyor; dersi eğlenceye çevirdik.

Biz çocuğun zihinsel konforu için patikaları düzleştirirken, engebelerle mücadele etme becerisini elinden aldığımızı fark edemedik.

Sonra yapay zekâ geldi.

Şimdi çocuk yazmakta zorlanınca yazıyı da o yazıyor.

Özet çıkaramıyorsa o çıkarıyor.

Araştıramıyorsa o araştırıyor.

Problemi çözemiyorsa o çözüyor.

Fikir bulamıyorsa fikir de veriyor.

Biz de bütün bunlara çok modern bir isim bulduk:

“Yapay zekâyı etkin kullanma becerisi.”

Elbette yapay zekâyı kullanacağız.

Hesap makinesini kullandığımız gibi.

Bilgisayarı kullandığımız gibi.

İnterneti kullandığımız gibi.

Ama küçük bir fark var:

Hesap makinesi insanın yerine düşünmez.

İnternet insanın yerine karar vermez.

Kalem insanın yerine cümle kurmaz.

Yapay zekâ ise tam da eğitimle geliştirmeye çalıştığımız o en mahrem alanın içine giriyor:

Düşünmek.

Karşılaştırmak.

Şüphe etmek.

Bağlantı kurmak.

Problem çözmek.

Yazmak.

Ve belki de en önemlisi:

Zorlanmak.

Çünkü öğrenmenin sevmediğimiz bir tarafı var.

Öğrenmek biraz zahmetlidir.

Bir matematik probleminin başında yirmi dakika hiçbir şey yapamadan oturmak da öğrenmenin parçasıdır.

Bir paragrafı üç kere okumak da.

Bir cümleyi yazıp silmek de.

Bir kitabın ilk elli sayfasında sıkılmak da.

Yanlış cevap vermek de.

Anlamamak da.

Biz ise çocuğun önündeki her zorluğu kaldırmayı ona yardım etmek sanıyoruz.

Belki de tam tersini yapıyoruz.

Kas geliştirmek isteyen birinin ağırlıklarını hafifletip sonra neden güçlenmediğini sormak gibi.

Beyin de biraz böyle değil mi?

Çocuk düşünmekte zorlanıyor diye onun yerine düşünürsek, düşünmeyi nasıl öğrenecek?

Yazmakta zorlanıyor diye onun yerine yazarsak, yazmayı nasıl öğrenecek?

Problemi çözemiyor diye cevabı önüne koyarsak, problem çözmeyi nasıl öğrenecek?

Belki de eğitimde yeniden hatırlamamız gereken çok basit bir şey var:

Çocuğun zorlanması, eğitimin başarısız olduğu anlamına gelmez.

Bazen tam tersine, eğitim orada başlar.

Çünkü eğitimin görevi çocuğun yapabildiği şeyleri ona tekrar tekrar yaptırmak değildir.

Yapamadığı şeyleri zamanla yapabilir hâle getirmektir.

Milyonlarca yıl boyunca pençemiz olmadığı için düşündük.

Kanadımız olmadığı için düşündük.

Yeterince hızlı olmadığımız için düşündük.

Güçlü olmadığımız için düşündük.

Ve düşünerek hayatta kaldık.

Şimdi tarihin garip bir noktasındayız.

Kendi aklımızla, bizim yerimize düşünebilecek bir araç yaptık.

Mesele o aracın ne kadar akıllı olacağı değil artık.

Asıl mesele şu:

Biz onu kullandıkça kendi aklımızı ne kadar kullanmaya devam edeceğiz?

Çünkü insanlık tarihinde ilk kez geliştirdiğimiz bir araç, kaslarımızın değil, zihnimizin yükünü almaya talip.

Ve çocuklarımızın önündeki her zihinsel yükü kaldırırsak bir gün çok güçlü bir yapay zekâmız olabilir.

Ama onun karşısında ne yapacağını bilmeyen, zorlanamayan, düşünemeyen, üretemeyen insanlar yetiştirmiş olabiliriz.

Belki de yapay zekâ çağında çocuklara öğreteceğimiz en önemli beceri, yapay zekâyı kullanmak değildir.

Ne zaman kullanmamaları gerektiğini bilmektir.