Değerli dostlarım; 1930’lu yılların başında inşa edilerek 1932 doğumluların bu okulda (Atatürk İlkokulu) eğitim gördüğü ve hiçbir tarihî özelliği bulunmayan eski okulun yeniden yapılması için geçtiğimiz hafta yıkım süreci başladı ve hafriyatı temizlendi.
Bu süreçle ilgili birçok kez yazı yazdım. Okulun boşaltılmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti. Sonunda yıkım gerçekleşti. Bu esnada öncelikle ve özellikle ilçemizin kaymakamına, ilçemizin belediye başkanına ve işin tamamlanması için usanmadan, hiç ara vermeden canla başla çalışan İlçe Millî Eğitim Müdürümüz Cüneyt Yiğit kardeşime teşekkürlerimi arz ediyorum.
Yine almış olduğum bilgiye dayanarak ifade edebilirim ki Ula Belediyesi İmar Dairesi, okulun yapılabilmesi için zorunlu olan inşaat ruhsatını da düzenledi. Böylece inşaatın başlayabilmesi için oldukça önemli bir eşik daha aşılmış oldu. Bu arada, daha önceki yazımda da belirttiğim gibi İlçe Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Caner Beyefendi, İmar Dairesine talimat vererek “Bu hafta sonuna kadar ruhsat tamamlanacak ve ilgili kuruma teslim edilecek” diye otorite gösterdiğinden dolayı kamuoyu adına teşekkürlerimi sunuyorum.
Yine almış olduğum bilgiye göre, kısa adı YİKOB olan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca yapılacak 16 derslikli ilkokul ve 12 derslikli ortaokulun inşaatı için ihale sürecine girildiğini de öğrendim ve kamuoyuna duyuruyorum. İnşaatımızı üstlenecek firma da işe canla başla başlar ve inşallah 500 günde okulumuz yenilenir. Zira İlçe Millî Eğitim Müdürümüz, yer tesliminin ardından inşaatın 500 gün içerisinde tamamlanarak teslim edileceğinin sözleşme hükümlerinden biri olduğunu paylaşmıştı.
Tüm yetkililerden kamuoyu adına bir talebim var. Son yıllarda 66 aylık veya 70 aylık küçücük yavrularımız ilkokul birinci sınıfına kaydedilmektedir. Bu sene ikinci dönem olacak; sabahçı-öğlenci gibi geçici de olsa bir tedrisat devam etmektedir. Hizmet veren ilkokulun bulunduğu mevkinin günün şartlarına uygun olmadığı herkes tarafından bilinmesine rağmen eğitim ve öğretim zorunlu olarak sürdürülmektedir. Özellikle küçük yavrularımızın eski yuvalarına dönebilmeleri için yenilenecek okulun çok acele bitirilmesi hayati zorunluluktur. Zira ilçemizin iklim yapısı kış aylarında bile inşaatın yapılabileceği şartlara sahiptir. İnşaatta 24 saat esasıyla üç vardiya çalışılması kamuoyunun talebidir. Büyük şehirlere gittiğimizde projektörler yakılarak geceleyin inşaatın devam ettiğini görürdük. Mutlaka sizler de görmüş, şahit olmuşsunuzdur.
Geçen sene eğitim ve öğretim döneminde ilçem Ula’da yeni yeni uygulamalar başlatıldığını yine İlçe Millî Eğitim Müdürümüzden öğrenmiş bulunmaktayım. Hatta çırak ve kalfaların erken yaşlarda yetiştirilebilmesi için ikinci dördün (6’ncı sınıfın) sonunda, eğer çocuğun istidadı bir meslek öğrenmek ise öğrencimizin durumunu tahlil ederek bir an önce meslek edindirme bölümüne yönlendirilmesi; bir yandan okul, bir yandan da meslek öğretimine doğru çalışmaların bu sene başlatılabileceği gündemlerinde. Bunu kamuoyuyla paylaşmamı istediler.
Ayrıca Adile Mermerci Okulumuzda meslek anlamında, aşçılık alanında, bilhassa turizmcilerin talebi doğrultusunda eğitim yürürlüğe konularak geçtiğimiz yıl öğrencilerimiz orada eğitimlerini aldılar. Yeri geldikçe, çalışmalar devam ettikçe yine bu konularla ilgili yazılarım olacaktır.
İlçem Ula’da 70’li yıllarda dört adet banka bulunmaktaydı: Türkiye Tütüncüler Bankası, Türkiye Ziraat Bankası, Türkiye İş Bankası ve Halk Bankası. Tütüncülük batırıldığı için önce Tütüncüler Bankası kapandı. Arkasından İş Bankası kapandı. İş Bankasını Halk Bankası takip etti ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası uzun yıllardan beri Ula’da tek olarak hizmet verir hâle geldi. Zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasını da Akyaka Mahallesi’ne taşıma faaliyetleri yaşanmışsa da bu taşınma işlemi gerçekleşmedi. Hatta Halk Bankası ilçem Ula’dan Muğla merkez ilçeye (şimdilerde adı Menteşe ilçesi) taşındığında o zamanın parasıyla 5.000.000 TL mevduatı bulunmaktaydı. Ama yine de kapandı.
İlçem Ula’da iz bırakanlar vardır. Onlar, yaşadıkları zaman içinde kendilerine yüklenen görevler için çalışarak, ter dökerek sonraki nesillere örnek olmuşlardır. Bardakçı Mehmet Ağabey’den söz ediyorum. Akarca Çayı’nın yapışkan toprağından (etcem çamur) çamur yapar ve o çamurdan çeşitli bardaklar, testiler yapardı. Önce güneşte kurutur, sonra özel fırınında pişirirdi. Eşeğe öyle muntazam sarar ve pazara getirirdi ki sanki bir mimarın istifi gibi. Neden anlattım? Oğlu var, Berber Kemal diye anılır. Bugünlerde ilçem Ula’da hem Esnaf ve Sanatkârlar Odası Yönetim Kurulu Başkanlığını hem de Ula Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifinin Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmektedir. Sadece berberlik mesleğiyle yetinmeyip, mesleğe çakılı kalmayıp ilçesine kalıcı hizmetler yapmak için kendi çapında çırpınmakta ve koşuşturarak hizmetin gelmesine vesile olmaktadır. Geçtiğimiz hafta Facebook’ta “Ula’ya Halk Bankası geliyor ve Halk Bankasının yerleşeceği binanın temeli atıldı” diye bir haber yayımlandı. Başkan Kemal Özçelik koştu, koşturdu; yetkili ve etkili kim ya da kimler var ise oralardan sözler aldı ve nihayetinde artık Ula’ya Halk Bankasının gelmesine vesile oldu diyebiliriz. Zira Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi, esnafına Halk Bankası aracılığı ve kefaletiyle kredi tanzim etmektedir. Esnaflar önce işlemlerini Ula’da, sonra kredi mevzuatıyla ilgili işlemlerini yapmak üzere Muğla merkez ilçede gerçekleştiriyorlardı. Yakın gelecekte bu işlem de ilçemiz Ula’da gerçekleşmiş olacak. Berber Kemal Başkanıma teşekkür ediyorum.
Can sıkıcı ama gerçek bir olayla yazımı sonlandırmak niyetindeyim. Sağlık sistemiyle ilgili. Aile hekimliği müessesesi kuruldu; her ilde, her ilçede faaliyetlerine devam ediyor. Gayet güzel. Hiç problem yok. Problem var, problemler var. Nasıl mı? Kendimden örnek vereyim. Bendenizin ve eşimin kronik hastalıkları var. Allah’ımız verdi, Allah’ımız devasını verecek. Geçtiğimiz hafta eşimin telefonuna bir mesaj geldi: “Aile hekiminiz değiştirilmiştir.” Nerede aile hekimi? Akyaka Mahallesi’nde. Çok güzel değil mi? Aracımız yok. Hasta hâlimizle en az iki araç değiştirip aile hekiminin yanına gideceğiz. Aile hekimimiz yanımıza geleceğine biz gidiyoruz. Çarşıya çıktım, “Sadece bizde mi?” diye sordum. Hayır, herkeste aynı durum. “1500 kişi civarında” olduğu söyleniyor. Bazısı Gökova Mahallesi’ne, aile hekiminin yanına gidecek. Hastalığını doktora arz etmek için en az üç araç değiştirecek.
Bana kızmayınız. Kızgınım. Efendim, büyükşehir oldu da ne olmuş büyükşehir oldu ise? Coğrafi durumumuz mu değişti? Adına dolmuş dediğimiz, otobüs dediğimiz araçlar bu mahallelere gidiyorlar mı? Araç ya da otobüs kaç saatte bir geçiyor? Hemen söyleyeyim: Geçmiyor. Geçemez. Niye? Coğrafi durumumuz uygun değil. Yeni başladı; Ula ilçemizden Akyaka, Gökova, Çıtlık, Kızılyaka, Sarayyanı, Karabörtlen ve Çiçekli mahallelerinden döner gelir. Günde iki defa. Bir sabah, bir de öğleden sonra. Hadi diyelim bindik bu araca, Gökova’ya vardık. Aile hekimimizle görüştük. Aile hekimimiz reçete yazdı. İlaç alınması gerekmektedir. Eczacılar kanun gereği nöbet haricinde saat 18.00’de kapatırlar. Saat 18.30’da geldik. Alışık olduğum eczane kapanmış; ertesi gün ilaç alacağız. Olmadı dostlar, olmadı. Eskiye mi dönüş özlemi var? Hani iki gün doktor kuyruğunda, üç gün de ilaç kuyruğunda bekletildiğimiz günlere dönüş özlemi mi var? Evimize nasıl döneceğiz? Akşam, geceyi beklemeniz lazım. Masa başında yazıp çizmekle olmuyor. Bu ters ve çapraşık durumun çok acil biçimde ele alınarak düzeltilmesi gerekmektedir. Çok acil çözüm gerekmektedir.
Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.