Dünkü yazım Cumartesi günü kaleme alındı. Pazar günü yazmış olsaydım dün Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut’a verdiği yanıtı okumuş olacaktınız. Tabii Süleyman arkadaşımızın dediklerini de…

Akbulut’un Mabolla Medya’dan haftada bir gün YouTube üzerinden yayınlanan yorum programını Pazar günleri kahvaltı sırasında izleyenlerdenim. Önceki gün kahvaltıya dışarıya çıktık. İzleyemedim. Eve dönünceye kadar kıyamet kopmuş haberimiz olmamış.

Akbulut programında son zamanlarda her taşın altından çıkan Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve Muğla Büyükşehir Belediyesi ile ilgili de bir şeyler söylemiş. Elbette Süleyman Akbulut’un dikkatsizliğine de şaşırdım, ama ben daha çok Ahmet Aras Başkan’ın, artık Süleyman Başkan neyi nasıl söylediyse daha geçenlerde bir TV programında “Ahmet Aras AK Parti’ye geçiyor” şeklindeki ‘iddia’ karşısında “daha önemli işlerimiz var” deyip, geçiştirmekle kalmayıp, ortadan bile kaybolmuş iken Akbulut’a gelince aynı gün anında yalanlamada bulunmasına şaşırdım. Biri gaz vermiş olabilir mi bilmiyorum.

Yalan varsa elbette yalanlamada olacaktır. Bu yasal ve doğal bir haktır… Benim anlayamadığım, üstelik Pazar günü bu acelenin nedeni neydi?

Artık Süleyman Başkan neyi nasıl söylediyse” dedim, çünkü program yayından kaldırılmıştı… Ona da şaşırdım… Belki Ahmet Başkan rica etmiştir.

*

O değil de bir de “gazeteci” olduğunu söyleyip elinde tuzluk “hıyarım var” diyene koşanlar, kendilerini alanlarında kanıtlamış kalemlere ders vermeye kalkmıyorlar mı?

Onlardan biri de “Gazeteciliğin gücü iddianın sertliğinden değil, bilginin doğruluğundan gelir.

Süleyman Akbulut’un Muğla Büyükşehir Belediyesi Hukuk Müşavirliği üzerinden dile getirdiği ciddi iddiaları araştırdım, doğrudan tarafına sordum. Ortaya çıkan bilgiler, yayında anlatılanlardan oldukça farklı. Yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip bir gazeteciden beklenen de budur: Önce sor, araştır, teyit et; sonra yayınla. Deneyimli Bir Gazeteciden Beklenen: Önce Teyit, Sonra Yayın Olmalı!” diye buyurmuş.

İşte bütün mesele burada. 30 yıllık deneyime sahip bir gazeteci pilli bebek değildir, teyit almaz… Üstelik akıl verilen Süleyman Akbulutgazeteci” değil, Mabolla Medya Genel Yayın Yönetmeni olmanın yanında Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve aynı zamanda Türkiye Gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesidir.

Yani bir haberci, bir muhabir değil… Bir yayını yönetmekle birlikte kalemi ile “gücü denetleyen”, gelişen olaylara bakmayıp, “görme” alışkanlığı ile ele alıp, eleştiren, sorgulayan ve okurunu, izleyenini de sormaya sevk etmenin yanında önerilerini paylaşan bir “kent yazarıdır” …

*

Elbette bir gazete muhabiri haberini oluştururken haberin muhatabının ve ilişkililerinin görüşlerini almak zorundadır. Yoksa o haber eksik ve tartışmaya açık haber olur. Hatta hiç haber olmaz… Maalesef son zamanda bunu bile yapmayan ‘fason gazeteciler’ var… Ancak muhabir bile “teyit” almaz, ‘görüş’ alır…

Sapla samanı karıştırmamak lazım. Süleyman Akbulut gibi kalem sahipleri, kent yazarları o haberi, olumlu olumsuz olayları, duyumları, kulislerde iddia edilenleri yorumlar, sorgular…

Teyit almak gibi zorunlulukları da yoktur, ama herkesin yanıt verme hakkı vardır. Zaten bizim muradımız da o “yanıtı” alıp kamuoyu ile paylaşmaktır. Ve bu, Ahmet Aras Başkan’ın “Seninle görüşürüz” dercesine “kamuoyu açıklaması” şeklinde yapılmaz ya telefon açılır anlatılır ya da yazının sahibine yazılı açıklama gönderilir… Bunu kimseye öğretecek değiliz, ama kimse de kalkıp 30 yıllık “fikir işçisine” akıl vermeye yeltenmemeli…

Benim de “bilgi edinmek” için aradıklarım olur ama “teyit” almam… Teyit alma durumunda muhatabın her hâlükârda “hayır” diyeceğini de bilirim… Üstelik teyit almak “gereğini yaparsan yazmayabilirim” mesajını da içerir ve her ‘gazetecinin’ meşrebi aynı değildir… Hatta bunu yapanların gazeteciliği tartışılır…

*

Neyse ben Süleyman Akbulut arkadaşımızın avukatı değilim. O gerekiyorsa kendini savunacak bilgi birikime sahiptir. Benim yaptığıma “meslek hassasiyeti” diyelim… Süleyman arkadaşımız Ahmet Başkanı bu kadar öfkelendirecek ne dedi bilmiyorum, yazmaya çalıştığım bu da değil, ama “Bir Büyükşehir Başkanı ile bir Cemiyet Başkanının karşı karşıya gelmesi kimlerin işine yarar?” sorusunun yanıtı daha önemli… Süleyman Akbulut ile Cemiyet konusunda farklı düşünüp ayrı düşmüşlüğümüz çokça olmuşsa da Gonca Köksal Aras Başkan’a “takmış” izlenimi vermesini hoş karşılamamış olsam da “yayıncılıkla duygularını” karıştırmayacağını, “kasıtlı” davranmayacağını bilirim.

Mesleğimizin usta kalemlerinden Bodrum’dan Mustafa Gündoğ ve Fethiye’den Orhan Okutan da bizim gibi düşünüyor olmalı. Bodrum Haber’de GündoğGazeteciyi mi Yalanladınız, Cemiyeti mi Hedef Aldınız?” başlığı atarken, Orhan Okutan arkadaşımız da Fethiye Alternatif Bakış da “Aras’ın Çelişkisi; İddialara Anında Yanıt, Belge Gerektiren Sorulara Sessizlik” başlığı atmış. Gündoğ’un yazısı için linki https://bodrumhaber.com/gazeteciyi-mi-yalanladiniz.../ tıklayabilirsiniz. Okutan’ın yazısının linki yok, Fethiye Alternatif Bakış’tan okuyabilirsiniz.

Ben de Marmaris Manşet’te önceki gün çıkan habere dayanarak kaleme aldığım bu yazıda her iki arkadaşımızdan yararlandım…

*

Muğla’da Pazar gününden beri konuşulan, aslında yalnızca bir Hukuk Müşavirliği değişikliği meselesi değildir. Mesele sanki çok daha büyüktür. O nedenle şu sorular çok hayati:

Kim soru sorabilir? Kim cevap vermek zorundadır? Kamu gücünü elinde bulunduranlar eleştirildiğinde nasıl davranmalıdır? Ve gazetecilik, “teyit” almak veya güçlü olanın açıklamasını yayımlamak mı, yoksa güçlü olana soru sormak mıdır?

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Mabolla Medya Genel Yayın Yönetmeni ve Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut’un gündeme getirdiği iddialara verdiği yanıt bu açıdan önemlidir. Önce hakkını teslim edelim: Yukarıda vurguladığım gibi, Başkan Aras’ın cevap verme hakkı vardır. Bir gazeteci tarafından gündeme getirilen iddiayı reddedebilir de… Yanlış olduğunu düşündüğü bilgileri yalanlamaz düzeltebilir de… Kamuoyuyla kendi elindeki bilgileri paylaşabilir de… Bunda hiçbir problem yok.

Hatta keşke kamu yöneticileri, kendilerine yöneltilen her ciddi soruya aynı hızla cevap verseler. Asıl mesele de tam burada başlıyor. Çünkü bazı sorulara neden anında cevap verilirken, belge ve rakam gerektiren başka sorular neden aylarca cevapsız bırakılır?

İşte Muğla’nın asıl tartışması gereken de budur…

*

Süleyman Akbulut, anlayabildiğim kadarıyla Veli Ağbaba’nın Muğla Büyükşehir Belediyesi Hukuk Müşavirliği’ndeki görev değişikliğinde etkili olduğu yönündeki duyumunu Mabolla Medya’nın YouTube yayınında dile getirmiş. Yani Mabolla Medya da yayınlanmış bir iddia var.

Ahmet Aras Başkan’ın açıklamasında ise Akbulut’un hem Mabolla Medya Genel Yayın Yönetmeni hem de Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı sıfatının birlikte kullanılması, tartışmayı ister istemez ‘cemiyetin de taraf olduğu’ bir zemine taşıyor. Anlayacağınız farkında mı bilmem Ahmet Aras Başkan sadece Süleyman Akbulut’u değil, bir de cemiyeti de karşısına alıyor.

Oysa gazetecinin yaptığı yayın ile meslek örgütünün kurumsal tutumu birbirinden ayrılmalıdır. Bir gazetecinin söylediği her söz, başkanı olduğu cemiyetin sözü değildir.

Üstelik şu soru da önemli; Akbulut “kesin gerçek” mi dedi, yoksa duyumunu aktarıp sorgulamada mı bulundu.

Evet, anladığım kadarıyla Akbulut’un gündeme getirdiği konu bir duyum. İddia, Veli Ağbaba’nın Hukuk Müşavirliği’ndeki değişiklikte etkili olduğu ve yeni görevlendirilen kişinin Ağbaba’nın yakını olduğu yönünde… Öyle çıkarsa şaşırır mısınız?

*

Gazeteci Yazar Mustafa Gündoğ’un da vurguladığı gibi, burada gazetecilik açısından iki şeyi birbirinden ayırmak zorundayız: Duyum başka, doğrulanmış bilgi başka. İddia başka, belge başka. Soru başka, hüküm başka. Bir gazeteci kendisine ulaşan bir duyumu, duyum olduğunu belirterek kamuoyuna aktarabilir. Fakat bunun gazetecilik açısından en güçlü biçimi, iddianın muhatabına sorulması, karşı görüşün alınması ve mümkünse belgeyle desteklenmesidir.

Bu yapılmadıysa Süleyman arkadaşımız eleştirilebilir. Ama bir gazetecinin bir iddiayı gündeme getirmesi, o iddianın otomatik olarak doğru olduğu anlamına gelmediği gibi, yanlış olduğu anlamına da gelmez!

Nitekim Başkan Arasacil” cevap verdi ve Süleyman Akbulut da Başkan Aras’ın (kendisine göndermemiş olsa da) verdiği cevabı kamuoyuna aktardı. İşte gazetecilik tam da budur. Yeni bilgi geldiğinde onu da yayımlamak objektif yayıncılıktır… Kastı olsa “Yayınlamıyorum, gidin mahkemeye verin” derdi…

*

Bir de Ahmet Aras Başkan açıklamasında her zaman yaptığı gibi “liyakat” demiş. Bu noktada Mustafa GündoğMuğla Büyükşehir Belediyesi’nde görev ve sorumlulukların belirlenmesinde temel ölçüt gerçekten liyakat ise, bunun kriterleri kamuoyuna açıklanabilir. O zaman konuşalım.” diyor ve soruları sıralıyor:

Özel Kalem Müdürü nasıl belirlendi? Dış İlişkiler Dairesi Başkanı hangi eğitim ve deneyim kriterleriyle görevlendirildi? Akıllı Kentler Dairesi Başkanı hangi uzmanlıkları nedeniyle tercih edildi? MUTTAŞ Genel Müdürü hangi kriterlere göre atandı? Adayları kim önerdi? Kararı kim verdi? Siyasi referans kullanıldı mı? Kullanılmadıysa bunu gösterecek süreç nedir?

Mustafa Gündoğ suçlamada bulunmuyor. Soru soruyor. Tabii bunlar yanıtsız kalacak sorular. Kendisinin “doğrudan teminler” ve ihalelerle ilgili yanıtsız kalmış çok sorusu var. Süleyman Akbulut arkadaşımız bunlardan daha rahatsız edici ne sormuş olabilir.

Benim hala asıl anlayamadığım, merak ettiğim işte bu… Ahmet Aras Başkan’ın bu kadar büyük tepki göstermesinin ve anında kamuoyuna açıklama yapmasının nedeni ne olabilir?

Sonuç olarak bence gazetecinin soru sorması için teyit almasına ihtiyacı yok. Çünkü bu meslekte karşılıklı bir sorumluluk vardır. Biz sorarız. Kamu yöneticisi cevap verir. Gazeteci cevabı yayımlar. Ahmet Aras Başkan örneğinde olduğu gibi yanıt alınamadığı da olur. O yüzden Süleyman Akbulut şanslıymış desek olur mu bilmiyorum, Mustafa Gündoğ’un sözüyle nokta koyalım:

Bu döngünün bir tarafına ‘Önce bana sor’ deyip diğer tarafına ‘Ben sana cevap vermem’ diyemezsiniz.

--------------- ---------------

GÜNÜN SÖZÜ; Dokunulmasa da, görülmese de; Kalpte yer verilir bazısına, nedensiz. --Cemal Süreyya