Geçen haftaki yazımda Muğla-Turgutlu arasındaki yolu, türkülerle kat’ etmemi yazmıştım. Okuyucularımdan ve arkadaşlarımdan çok güzel geri dönüşler aldım. Türküler ve türkü kültürüne olan ilginin hâlâ taptaze olduğunu gördüm. Sevindim tabii.

Memlekette (Turgutlu) şehre 5 kilometre mesafede, Bozdağ’ın Gediz nehrine ve ovasına bakan yamaçlarında arazilerimiz var. (”Arazi” dediysek yüzlerce dönüm değil haa!.. İkişer-üçer dönümlük topral parçaları.) Kardeşlerim arazilerinin başına yazlık ev yaptılar. Yaz aylarında burada yaşıyorlar. Ben de çocukluk topraklarına dönmekten büyük zevk alırım; bu yüzden yaz aylarında memlekette olmayı severim…

Tabii memlekette ve yaylada olunca arada şehre (Biz “Kasaba” deriz) de inmek gerekir. Geçen gün şehri imdim; işlerimi tam bitirip döneceğim zaman Cemal abi (Prof. Dr. Cemal Kurnaz) whatsapptan iki Harput türküsü gönderdi. Birisi “Yola gel yola” diğeri “Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna” türküsü.

Cemal abiye, “Bu iki türkü bitene kadar yaylada olurum” dedim. Bunu söylerken geçen haftaki yazımda da söylediğim gibi Yetik Ozan’ın,

Sizin iller ile şu bizim ilin

Bir iki türkülük arası gardaş

mısralarının ikimizin de aklından geçtiğini çok iyi biliyorum. Yetik Ozan ikimizin de ortak paydası; ayrıca Cemal abinin de hocası idi; ikimiz de onun şiirlerini çok severdik ve bu iki mısra da hep dilimizde olurdu.

Yukarıda da dediğim gibi yol boyunca bu türküleri dinledim.

Yol bilgisi ara kesiti:

Yol dediğim aslında vadi tabanında bir dere. Biz “Kocalar deresi” deriz. Çünkü meyli vardır ama düz bir deredir. Eskiden şehre (Kasaba’ya) gidip gelen yaşlılar (kocalar), düz olduğu için

Bu dereyi tercih ederlermiş. Doğu tarafında Kesten dere var… Yolu yokuş; öbür tarafında Karanlık dere var; oranın da yolu yokuş. Kocalar/yaşlılar oraları pek tercih etmediklerinden bu dereyi tercih ederlermiş. “Kocalar deresi” adı o yüzden kalmış…

Türkülere dönelim…

Türkünün ikisi de Harput türküsü olunca ve benim de 32 sene önceki 12 senelik hayatımın Elazığ’da geçtiği göz önünde bulundurulunca, Kacalar deresi yolunun bana yaşattığı mutluluk yoğunluğu tarife kelimeler yetmez. Nefis bir klarnet taksimi ile başlayan türkünün Harput havasını Kocalar deresine getirmesi; arkasından Hüseynik yolu ile Kocalar deresinin zihnimde birleşmesinin verdiği hazzı yazmayayım da siz tahmin edin artık…Öyle ya… 35-40 sene önce Hüseynik’ten Elazığ’a gelişinde de bu türküyü dinleyen birinin, benzer havayı yıllar yıllar sonra memleketinde yaşaması “hatıra ve an örtüşmesi” güzelliği yaşatmaz mı insana?

Sadece bu olsa…

KOCALAR DERESİ VE NEŞET ERTAŞ

Kocalar deresi’nin bende 50-55 yıl öncesinde yaşanan bir güzelliğini belki yazmıştım… Bir daha yazayım…

1965 yılında şehre (Kasaba’ya) taşınınca iş mevsiminde iki sene köye taşındık ama sonra taşınmaz olduk; iş zamanı arazilerimize gidip geldik. En telaşlı iş üzüm kesimi zamanıdır. Bir sürü üzüm kesme aracı… Bandırma tahtası, bandırma bidonu, üzüm kelterleri, su kapları, yemek yapmak için sebzeler falan… Bir de hane halkı… Rahmetli Bahri ağabeyimin kullandığı şirket pikabına (Şirket Rahmetli Şekip dayımın şehirlerarası elektrik şebekesi çekme işi yapıyordu.) dolar ve Kocalar deresinden üzüm bağımıza giderdik… Radyo mutlaka bende olurdu ve sabahın ilk ışıklarında, henüz toprağın dumanı üzerindeyken, Kocalar deresinden geçerdik ve elbette radyo açık olurdu… Hiç unutmam o seher sonrası vakitte buğular arasında ilerlerken rahmetli Neşet Ertaş “Seher vakti çaldım yârin kapısını” türküsünü söylemeye başladı. Uzun bir türkü olduğu için o derin vadi ve dereyi o türküyle geçtik… Aradan en az 55 yıl geçti hâlâ Kocalar deresinden geçerken Neşet Ertaş o türküyü söylüyormuş gibi gelir bana… Şimdi Cemal abinin gönderdiği iki Harput türküsünü dinledim…

***

Şehre, yani kasaba’ya inerken neler dinlemiştim?

Son zamanlarda keşfettiğim bir sanatçı var: Sevilay Gök… Sadece adını ve soyadını yazdığıma bakmayın; Sevilay Gök Antalya Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü’nde Doçent. Onu bir zeybek türküsü icrası ile tanımıştım. Dikkatimi çekmişti. Türkülerde piyasa zafiyeti yaratmadan, onları tam bir akademik sadakat ile ve orijinal halleriyle icra edişi ve hem bağlama icrası hem de ses kullanımı harikaydı… Onu dinledim… Bir de Musa Eroğlu’ndan

Seher yeli bizim ele gidersen

Nazlı yâre küstüğümü söyleme

Ne hallara düştüğümü sorarsa

Bağrıma daş bastığımı söyleme

türküsünü dinleyerek indim…

Eskiden bu yamaçlarda Saniye Can, Neriman Altındağ Tüfekçi, Ümit Tokcan, İzzet Altınmeşe, Nurettin Çamlıdağ, Mustafa Geceyatmaz, Yildıray Çınar, Muazzez Türüng, Seha Okuş, Hacer Buluş, Bedia Akartürk, Ali Ekber Çiçek, Talip Özkan gibi pek çok sanatçıyı dinlerdik… Bir ara radyo çağı kapanınca türküleri sadece kendimiz söyledik… Şimdi hem internetten hem de TRT Türkü’den yeni sesler keşfedip yolculuğumuzu türkülerle zenginleştiriyoruz.

Türkü sesi hiç eksilmesin bu derelerden, bu yamaçlardan, bu tepelerden, bu göklerden…