Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin en büyük işyeri olan MUBEP’te aylardır devam eden sendika yetki mücadelesinde nihayet bir perde kapandı. Haziran ve Temmuz aylarında iki sendika arasında oldukça sert bir yetki yarışı yaşandı. 2 Ağustos gecesi itibarıyla tarafların sahadaki mücadelesi sona ermiş görünse de tartışmalar Ağustos ayında da devam etti. Süreç 3 Eylül’de resmen tamamlandı.

Sonuçta MUBEP’te yetkinin DİSK/Genel-İş’te kaldığı açıklandı. MUTTAŞ ve MKS’de ise yetkili sendika Belediye-İş oldu.

Nasrettin Hoca’nın fıkrasında yorgan gidince kavga bitiyor. Burada ise yorgan gitti ama kavga henüz bitmiş görünmüyor…

*

YETKİ TAMAM, TARTIŞMA DEVAM EDİYOR

İlk açıklama yetkiyi kazanan DİSK/Genel-İş Muğla 2 No’lu Şube Başkanı Heybet Özman’dan geldi. Özman, yetki sürecinin kendileri açısından 2 Ağustos gecesi sona erdiğini, yetkinin Genel-İş’te kaldığını belirterek artık tartışmayı geride bırakıp 2027 Toplu İş Sözleşmesi sürecine odaklanılması gerektiğini söyledi. Ancak karşı taraf ile ilgili sorunlu bir dil kullandığı görüldü.

Neyse ki açıklamasının en önemli mesajı ise şuydu:

Kimseyi ötekileştirmeden, kırmadan, ayrıştırmadan hep birlikte aynı hedefe yürüyelim.

Ardından Belediye-İş Muğla 1 No’lu Şube Başkanı Ali Esen açıklama yaptı. Esen, MUBEP’te yetkinin karşı sendikada kaldığını kabul ederken, bugün itibarıyla Belediye-İş’in MUBEP’te 2 bin 104 üyesinin bulunduğunu vurguladı. Bu sayının altı aylık bir çalışmanın sonucu olduğunu belirterek, üyeleri olsun olmasın tüm emekçilerin yanında olacaklarını ifade etti. MUTTAŞ, MKS ve Ula Belediyesi Personel Şirketi’nde ise Belediye-İş’in yetkili sendika olduğunu hatırlattı.

Yani sayısal mücadele şimdilik sona erdi. Ama asıl tartışma şimdi başlıyor…

*

BENİM MESELEM SENDİKALAR DEĞİL…

Genel-İş de Belediye-İş de sonuçta işçinin haklarını savunmak için mücadele eden sendikalar. Rakip olmaları normal. Ama rakip olmak başka, düşman olmak başka. Bir sendikanın üyesi, diğer sendikanın düşmanı değildir. Aynı işyerinde çalışan, aynı ekmeğin peşinde koşan emekçilerdir. Üstelik bugün biri yetkilidir, yarın diğeri olabilir.

Dolayısıyla benim asıl meselem sendikaların hangisinin kazandığı değil. Benim meselem işçinin iradesi… Çünkü aylardır yaşanan tartışmaların içinde yalnızca sendikal tercihler değil, belediye çalışanlarının siyasi tercihleriyle ilgili de ciddi iddialar ortaya atıldı.

Ve burada artık yalnızca sendikacılıktan söz edemeyiz.

MBB Başkanlık binası önünde oturma eylemi yapan Genel-İş tarafından daha önce belediye yöneticilerinin çalışanları Belediye-İş’e geçmeleri yönünde baskı altına aldığı, bazı çalışanların görev yerlerinin değiştirilmesi veya sürgün edilmesi yönünde tehdit edildiği iddiaları gündeme getirildi. Bu iddiaların ellerindeki bilgi ve belgelerle yargıya taşınacağı ifade edildi.

Belediye yönetimi ise bu iddiaları reddetti. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da belediyenin hiçbir sendikanın yanında olmadığını, çalışanların sendikal tercihlerini özgür iradeleriyle yapmaları gerektiğini söyledi…

*

SENDİKADAN SİYASETE…

Buraya kadar bildik bir sendika yetki mücadelesi diyebilirsiniz. Fakat daha sonra işin içine siyaset de girdi. CHP Muğla İl Başkanı Halil Karahan tarafından, belediye çalışanlarına CHP’den istifa etmeleri ve Yeni Parti’ye üye olmaları yönünde siyasi baskı yapıldığı iddiası gündeme getirildi.

Bazı WhatsApp gruplarında üyelik işlemlerinin tamamlanmasının istendiği ve üyelik ekran görüntülerinin paylaşılmasının talep edildiği de ileri sürüldü.

Büyükşehir Belediyesi ise bu iddialarla ilgili Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından ön inceleme başlatıldığını açıkladı. İşte burada durup sormak gerekiyor: Bir belediye çalışanının hem sendikal hem de siyasi tercihleri neden bu kadar yakından takip ediliyor?

İşini kaybedersin” korkusu varsa…

Bir işçinin karşısına; “Şu sendikaya geç.”, “Şu partiye üye ol.” gibi telkinler veya tehditler konuluyorsa, o işçinin verdiği kararın gerçekten ne kadar özgür olduğunu sorgulamak gerekir. Çünkü işveren ile işçi arasında hiçbir zaman tamamen eşit bir güç ilişkisi yoktur. Hele konu işçinin ekmeği, görev yeri, çalışma koşulları veya iş güvencesi ise…

Baskı algısının kendisi bile işçinin iradesini etkileyebilir. Ama burada çok önemli bir ayrım yapalım: Bunlar iddia.

İddiaların doğru olup olmadığını ortaya çıkaracak olan inceleme, belgeler ve hukuki süreçtir.

*

AHMET ARAS KAVGANIN NERESİNDE?

Ben Ahmet Aras’ın belediye çalışanlarına sendikal ya da siyasi tercihleri nedeniyle baskı yaptığına inanmıyorum.

Hatta büyükşehir işçilerinin önemli bir bölümünün Başkan Ahmet Aras CHP’den istifa etmediği için CHP’den istifa etmediğini düşünüyorum.

Tabii benim inanıp inanmamam yeterli değil. “Baskı O’nun adına yapılamaz mı?” diye sorulursa o başka… Bu da ispata muhtaç bir iddia olur… Gazetecilik açısından asıl önemli olan, ortaya atılan iddiaların araştırılması ve sonucun kamuoyuna açıklanmasıdır. Çünkü “Biz tarafsızız” demenin en güçlü kanıtı, tarafsızlığı tartışmalı hale getiren iddiaları araştırmak ve sonucu açıklamaktır.

31 Temmuz 2026 tarihli “MBB’deki kavga yönetenlerin mi sendikaların mı kavgası?” başlıklı yazımda da bu tartışmanın bazı aktörlerini ve iddiaları gündeme getirmiştim. Şimdi aynı soruyu yeniden soruyorum:

Gerçekten belediye yöneticileri çalışanlara siyasi baskı yaptı mı? Gerçekten işçilere sendika değiştirmeleri için telkin veya tehditte bulunuldu mu? WhatsApp yazışmaları gerçek mi? Çalışanlar telefonla arandı mı? Görev yeri değiştirilen çalışanlar varsa, gerekçesi neydi?

Bunların hepsi araştırılabilir. Ve araştırılmalıdır. Çünkü ortada yalnızca sendikaların birbirini suçladığı bir tartışma yok. Ortada çalışanların özgür iradesiyle ilgili ciddi iddialar var…

*

İDDİALARIN ODAĞINDAKİ İSİM KİM?

Siyasi ve sendikal çevrelerde bu iddiaların odağında MBB Genel Sekreteri Tayfun Yılmaz’ın bulunduğu ileri sürülüyor. Bu iddiaların önemli gerekçelerinden biri de Belediye-İş Sendikası Muğla 1 No’lu Şube Başkanı Ali Esen’in aynı zamanda Yılmaz’ın şoförü olarak görev yapıyor olması.

Elbette bu ilişki tek başına herhangi bir usulsüzlüğün veya baskının kanıtı değildir. Ancak böylesine kritik bir yetki mücadelesinde, sendika şube başkanının belediyenin üst düzey bir yöneticisinin şoförü olması, kamuoyunda ister istemez soru işaretleri oluşturabilir.

Nitekim yetki mücadelesinin üzerine bu ilişkinin gölgesi de düşmüş durumda. Burada asıl sorulması gereken, “Kim kimin adamı?” değil, “İşçinin iradesine kim, ne ölçüde müdahale etti?” sorusudur. Çünkü eğer herhangi bir belediye yöneticisi sendikal veya siyasi tercihler üzerinde etkide bulunduysa, bulunuyorsa bunun ortaya konulması gerekir.

Tersi durumda ise bu iddiaların da somut biçimde çürütülmesi gerekir. Tayfun Yılmaz’ın bu iddialara ilişkin görüşü ve açıklaması elbette önemlidir. Çünkü iddia başka, gerçek başka.

Bir bürokratın siyasi hedeflerinin olması da elbette başlı başına bir sorun değildir. Ancak seçilmiş bir belediye başkanının makamının gücünü siyasi amaçlarla kullanması nasıl kabul edilemezse, bir bürokratın kamu görevinden kaynaklanan etkisini siyasi amaçlarla kullanması da kabul edilemez.

Bu nedenle, Yeni Parti’de kongreler süreci başlamışken kamuoyunda dolaşan bu iddiaların ve spekülasyonların açıklığa kavuşturulması gerekiyor…

Ya Ahmet Aras ya Tayfun Yılmaz… Kim olursa olsun, adı bu tartışmaların içinde geçenlerin kamuoyunun sorularına cevap vermesi, en azından spekülasyonlara yol açabilecek görüntülerden uzak durması gerekir…

*

ŞİMDİ İŞÇİNİN GERÇEK GÜNDEMİNE BAKALIM…

Gerçeği ortaya çıkarmanın yolu belge, inceleme ve şeffaflıktır. Bu yalnızca sendikacıların veya siyasetçilerin değil, kamu yönetiminin de sorumluluğudur. Ortaya atılan iddiaların öznesi kimse, gerçek ortaya konulmalıdır. Çünkü bu tartışmanın sonunda kaybeden işçi olmamalıdır.

Şimdi işçinin gerçek gündemine bakalım. Sendikaların yetki savaşı şimdilik sona erdi. Şimdi birbirlerine dönüp “Sen ne yaptın?” deme zamanı değil. İşçiye dönüp: “Biz şimdi ne yapacağız?” deme zamanı.

Çünkü 2027 Toplu İş Sözleşmesi kapıda. İşçinin gerçek gündemi şimdi başlıyor.

Ücret ne olacak? Sosyal haklar ne olacak? İkramiyeler ne olacak? Çalışma koşulları nasıl iyileştirilecek? İş güvencesi nasıl sağlanacak? En önemlisi, yüksek enflasyon karşısında işçinin alım gücü nasıl korunacak?

Bunlar konuşulmalı.

Sendikalar birbirinin düşmanı değil. Genel-İş ile Belediye-İş’in birbirine rakip olması normaldir. Ama rekabetin düşmanlığa dönüşmemesi gerekir. Çünkü işçi kimsenin adamı değildir. Ne sendikanın… Ne belediyenin… Ne siyasetin… İşçi yalnızca kendi emeğinin ve kendi iradesinin sahibidir.

Sendikalar işçinin iradesine saygı göstermeli. Belediyeler işçinin iradesine saygı göstermeli. Siyaset de işçinin iradesine saygı göstermeli.

Çünkü işçinin sendikasını da siyasi tercihini de kendi özgür iradesiyle belirlemesi yalnızca bir hak değil; demokrasinin ve emeğe saygının temel şartıdır. Gerisi teferruattır…

--------------- ---------------

GÜNÜN SÖZÜ: Demokrasi, basitçe halkın halk tarafından ve halk için dövülmesi demektir. --Oscar Wilde