Değerli dostlarım; geçen yazımda söz verdiğim gibi bilgilendirme amaçlı, gelişen olayları kamuoyuna duyurmaya yönelik yazılarım devam edecek demiştim. Allah ömür verdi de yazmaya devam ediyorum. Geçen haftaki yazımda konuların başlıklarını vererek bu çerçeve içinde paylaşımların devam edeceğini belirtmiştim. Ancak bir emekli olarak okurlarımdan, “Neden emekliler için bir yazı düzenlemiyorsun?” anlamında yapıcı ve katılımcı ikazlar alınca konu başlıklarıma EMEKLİLER konusunu da ilave ettim.
Bugün Dokuz Eylül. Önemli bir eşik. Önemli bir tarih. Önemli bir tarihî gelişme. İzmir’den düşmanların, özellikle Yunanlıların, denize döküldüğü tarih olarak biliriz. Konuyu detaylı olarak yazıp çizen üstatlar ve ulusal anlamda dile getirenler olduğu için kısa bir hatırlatma yapmak içimden geldi.
1930’lu yıllarda ilçem Ula’nın tarihî ve kültürel mirası olan, Selçuklu ve Osmanlı mimarisiyle yapılmış ve hiçbir arızası, sağlamlık bakımından hiçbir kusuru olmayan ULU CAMİİ de var. Mezarlık, cami ve etrafı tamamen yok edilerek sonrasında ilkokul yapılan yer nihayet yenileniyor demiş ve neredeyse boşaltıldıktan bir yıl sonra yıkılmaya başlandı diye serzenişte bulunmuş ve üstü kapalı, sitemkârane biçimde yazı düzenlemiştim. Adına kamu dediğimiz sistemimiz vardır, bize özgüdür bu. Son yıllarda ve özellikle büyükşehir statüsüne giren ya da sokulan illerde özel idareler kapatıldı ve yeni kurulan büyükşehir ya da bütünşehre yetki ve sorumluluk aktarılarak işlemler çözülmeye başlandı. Ancak bir parantez açmak gerekirse kısa adı “YİKOB”, açılımı Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı olan, ilçelerdeki yatırımı devlet adına izlemek ve koordine etmek başlıca görevi olan bir kurum oluşturuldu. Bu kurumun, başkanlığın ya da kuruluşun en üst noktasında vali adına bir vali yardımcısı bulunmakta; iş ve işlemler değerli vali yardımcımızın koordinasyonunda gerçekleşir diye biliriz ve öğrendik.
Geçen haftaki yazımda, okulun boşaltılmasından yaklaşık olarak kocaman bir yıl geçmesine rağmen, “Nihayet artık yıkılıyor, şükür” anlamında yazımı kaleme aldım. Bu yazımı okuyan ilçemizin Yeni Partili Belediye Başkanı, kıymetli Mehmet Caner Beyefendi kardeşim alınganlık göstermiş. Alınmış, yazımda belediye teşkilatıyla ilgili bir cümlem yoktu. Sadece yenilenecek bu okulumuzun yıkılması ve bir an önce inşaat ruhsatı verilerek/düzenlenerek ihaleye çıkarılması gerekmektedir anlamında cümlem vardır. Esasen sitemim ve çağrım, yukarıda kısaca değindiğim Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının bünyesinde görev yapan teknik ve idari personeli ya da personelleri kastederek, “Neden gecikti?” şeklindeydi. İlkokula gidecek yavrularımızın yuvasının bir an önce yapılıp sabahçı/öğlenci sistemi yerine normal eğitim ve öğretime geçilmesi içgüdüsüyle kaleme alınmış bir serzenişti. Hakikaten bir yıl kocaman bir zaman dilimi. Muğla YİKOB’un, yani Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının, Valimiz adına Vali Yardımcısı değerli insan Sayın Halil Serdar Cevheroğlu tarafından yürütüldüğünü biliyoruz. Burada bir nükte de yapayım, müsaade ederseniz. Sayın Vali Yardımcımızın adı ayrı güzel, ikinci adı daha da güzel, hele hele soyadı muhteşem. Halil peygamber adı, soyadı ise Cevheroğlu. Cevher gibi, cevher nispetinde, içinde cevher gizli olan kıymetli Vali Yardımcımızın başkanlığındaki bu kurumda yıkım işlemi neden bir yıl gibi kocaman bir zaman diliminden sonra başlatıldı diye içimden geldiği gibi sitem ettim. Belediye Başkanımızla bir ilintisi var elbette. O da inşaatın başlayabilmesi için inşaat ruhsatı düzenlettirmesi gerekiyor.
Tam da burada İlçe Millî Eğitim Müdürümüz devreye girerek bendenizi bilgilendirdi. Yazımın yayımlandığı hafta değerli Kaymakamımız, Belediye Başkanımız ve İlçe Millî Eğitim Müdürümüz toplantı yaparak okulun yıkımının ve inşaat işlemlerinin başlatılabilmesi için toplantı üzerine toplantı yapmış ve oldukça hızlı biçimde çalışma başlatmışlar. Hele hele değerli Belediye Başkanımızın İmar Müdürlüğü teşkilatına, “Her işi bırakın ve başka işlem almayın. Bu ilkokulun inşaat ruhsatı bu hafta çıkacak.” anlamında talimat verdiğini de öğrendim. Çok teşekkür ederim. Özellikle ilçemize yeni tayin olan Kaymakamımıza çalışmalarından dolayı ayrıca şükranlarımı arz ederim. Şehrimize, ilçemize hoş geldiniz.
Geçen yazımda ara başlık olarak, “MUSKİ’den bir fatura geldi. Kocaman ayda, Ağustos’ta 8 ton su kullanmışız. 850 TL fatura geldi, acıttı” anlamında bir cümle kurmuştum. Bu yazımı okuyan Ulalılardan ve okurlarımdan çarşı pazar anlamında çok bol serzeniş ve şikâyet aldım. Meğer bendenize gelen tutar kadar ve daha da üzerinde faturalar gelmiş. Bunları bendenize göstererek şikâyetlerini dile getirdiler. Ton/TL bazında doğru okursak içme suyumuzun tonu 100 TL’ye geliyor.
İlçem Ula’da yaşlı nüfus çoğunluktadır. Gerçi çok aşırı göç aldığımızdan, doğma büyüme gerçek Ulalı artık ya yaşlılıktan dolayı evlere çekildi ya da oğlunun, kızının yanında olduğundan, belki küçük gibi gelen su faturalarının insanların canını yakmakta olduğunu yakinen görmüş oldum. Bir rahatsızlık var ise onu gündeme taşımak gerekmektedir. MUSKİ’nin, Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresinin, teknik ve idari personeline bir diyeceğimiz olamaz. Onlar çalışandır. Karar verici değillerdir. Karar verici merci ise “Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleridir.” Yanlış hatırlamıyorsam bizim Ula’da iki adet Büyükşehir Belediye Meclisi üyemiz var. Hatta meclis üyemizin biri de Belediye Meclisi Başkan Vekilliğine getirildi. Ulalıdır. Ula’nın sorunlarını elbette toplantılarda dile getiriyordur ya da getirmelidir. Hizmet anlamında bir kusur ya da suç aramıyoruz. Sadece gelen içme suyu faturalarının tekrar gözden geçirilmesi için kamu adına duyuruyorum. Toplum rahatsızdır. Gerçi içme suyumuz için söylenecek çok söz var ama şimdilik faturaya bağlı kalalım da hiç olmazsa içme suyumuzun ne kadarının içilebilir, ne kadarının kaynaktan geldiği, ne kadarının açılan kuyulardan depolara basıldığı, içme suyunun içerisine ne kadar klor atıldığı gibi hayati konulara şimdilik girmeyelim.
Karşıdan bakıldığında 25 gibi okunan ama yanına vardığınızda 2,5 olan yıl konusunda da bir iki laf etmeden geçemeyeceğim. Sadece su konusu gündemde olmak zorundadır. Sebebi ise hayati olmasıdır. Bizim suyumuz, hatta kaynak suyumuz vardır. Akarca mevkisinden gelir. Amma en son ne zaman bakımı yapıldı? En son boşa akan kaynak sularımız için ne zaman bir AR-GE çalışması yapıldı? Bilgimiz yok. Bir kitapçık geçti elime. Geçme olaydı. Okudukça kahroldum. Ula Ovası dediğimiz havzada açılan kuyulardan getirilen ve oldukça masraflı olan içme suyu yerine, neden Akarca mevkisindeki kaynak su damarlarının açılarak suyun boşa akıtılmadan, kaynak suyu olarak ve kendi cazibesiyle getirilmediğini sorguluyoruz. Bunun masrafının daha az olacağı kanaatini taşıyoruz Ula halkı olarak.
Hani derler ya, bu konu daha çok su götürür. O hesap, ilçem Ula’da Akarca Deresi’ndeki tüm kaynaklar yeniden düzenlenip bakımları yapılarak şehrimize doğal kaynak suyu getirilebilir diye düşünmekteyim. Hakikaten gelen/düzenlenen su faturalarındaki bedeller, bilhassa emekli ve yaşlı nüfusun canını sıkmaktadır. Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.