Dünkü yazımda yazmadıklarımızla başlayalım. Sendikal ve siyasi baskı iddiaları ile ilgili benim aklıma gelmeyeni Orhan Okutan arkadaşımız Fethiye Alternatif Bakış ta yazmıştı. Oradan yararlandım:
Bir yönetim, çalışanlarıyla gerçekten güçlü bir bağ kurmuşsa siyasi bir değişim sırasında çalışanların önemli bölümü zaten o yönetimin yanında durur. Ama çalışanları başka bir partiye geçirmek için baskıya ihtiyaç duyuluyorsa, o zaman yönetimin çalışanları üzerindeki etkisini sorgulamak gerekir. Buradaki asıl soru şu:
Ahmet Aras yönetimi, belediye çalışanlarını ne kadar kazanabildi?
Çünkü çalışanlarının güvenini kazanmış bir yönetimin onları tehdit etmesine gerek yoktur. İnsanları bir yere zorlayabilirsiniz. Ama onları size inanmaya zorlayamazsınız.
Dolayısıyla mesele sadece “Yeni Parti’ye kaç kişi geçti?” sorusu değildir. Asıl mesele, Ahmet Aras yönetiminin belediye çalışanları arasında gerçekten bir siyasi karşılığının bulunup bulunmadığıdır. Sonuçta sayı üretilebilir. Ama taban üretilemez. Taban baskıyla değil, güvenle oluşur. Tam da bu nedenle önümüzdeki Yeni Parti kongreleri yalnızca kimlerin aday olacağı açısından değil, kimlerin gerçekten örgüt üzerinde karşılığı bulunduğu açısından da önemlidir…
*
Bu arada dün Nejat Altınsoy yazdı… 27. Dönem Muğla Milletvekili Süleyman Girgin “Ben nöbetçi aday değilim, dava adamıyım” demiş. Nejat arkadaşımız bu sözü başlık yapmış. Söze şaşırdım, “nöbetçi aday olduğunu” söyleyen mi olmuş? Henüz ortada YENİ Parti İl Başkanı Nail Kızıl dışında aday da yok… Yoksa Nail Kızıl’ı “nöbetçi aday” olarak kastetmiş olabilir mi?
Nejat Altınsoy önceki günkü yazısını şöyle noktalamış: … “Sandık varsa aday da olur”, Girgin’in ifadesiyle söyleyecek olursak; ‘Okyanusu kim düşünüyor? Akbük’ü kim istiyor?’ onu da zaman gösterecek…”
Akbük’ü CHP’de de YENİ Parti’de de herkes istiyor. Hesabı olmayan mı var? Burada şu sorulmalı: “Milletvekilliğinden sonra motoru soğutmayan Girgin adeta 28. Dönem Vekilleri ile yarışıyor: Silivri’de, madencilerin Ankara’daki eyleminde, İmamoğlu’nun duruşmasında, YENİ Parti ilçe açılışlarında, her yerde karşımıza çıkıyor; il başkanı seçilirse orada kalacak mı? Sırada belediye başkanlığı mı, yeniden milletvekilliği mi olacak?”
Nitekim Nejat Altınsoy konuya ilişkin yazılarından birinde, Girgin’in sahadaki çalışmalarının, “İl başkanlığına hazırlanıyor” yorumlarına neden olduğunu aktarmıştı. Ki CHP İl Başkanlığı içinde niyetlenmişti, ama başta Ahmet Aras Başkan olmak üzere Fevzi Topuz ve Alim Karaca Başkanlardan ışık alamadığı gerekçesiyle vazgeçmişti.
Şimdi “ışık aldı mı acaba?” diye soramıyorum, başkanların üçü de CHP’de…
Nejat arkadaşımız önceki günkü yazısında Girgin’le görüşmesini anlatırken, Girgin’in “Biz okyanusu düşünüyoruz, birileri de Akbük bizim olsun diye düşünüyor.” sözünü paylaşıp şu ifadelerde bulunmuş: “Girgin’in bu sözünü, yalnızca Muğla’daki siyasi rekabet üzerinden değil, Yeni Parti’nin kuruluş sürecine ilişkin yaklaşımının bir özeti olarak okumak gerekiyor. Çünkü Girgin, kişisel siyasi pozisyonundan çok, yeni partinin örgütlenmesi ve gelecekte başarılı olması gerektiğini savunuyor.”
Her iki partide de savunmayan var mı? 27. Dönem seçilmişlerimizden Mürsel Alban da CHP’de savunuyor…
*
Nejat Altınsoy’un anlattığına göre, Girgin “nöbetçi aday” veya “makam hesabı yapan bir siyasetçi” gibi değerlendirilmekten rahatsızmış. Bunu “Ben nöbetçi aday değilim, dava adamıyım.” diye özetliyormuş. … Bu cümleyi önemli bulan Nejat arkadaşımız “Çünkü Girgin, bugünkü siyasi faaliyetini bir koltuk arayışı olarak değil, Yeni Parti’nin örgütlenmesine katkı verme çabası olarak tanımlıyor.” … Belki de öyledir. Tabii Süleyman Girgin’i herkesten çok Osman Gürün tanır. Bizim inanıp inanmamamız önemli değil, Osman Gürün inanıyorsa Girgin’in arkasında yer alır!
Ama ben “Biz okyanusu düşünüyoruz, birileri de Akbük bizim olsun diye düşünüyor.” sözünü sevdim… Muğla siyasetinin bundan daha güzel bir özeti olur mu? Bir tarafta büyük hedefler… Diğer tarafta küçük hesaplar… Hangisinin kazanacağını elbette zaman gösterecek. Çünkü kulislere bakılırsa ilçe kongreleri de il kongresi de “çok adaylı” geçecek görünüyor.
Girgin, Muğla siyasetinde yalnızca sendikacı kimliğiyle değil, milletvekilliği tecrübesiyle de karşılığı olan bir isim. CHP’deki kongrede olmadı, ama YENİ Parti’de neden olmasın? Bana sorarsanız Süleyman Girgin’den çok başarılı il başkanı olur. “Ee sonra milletvekilliğine, belediye başkanlığına soyunursa?” … Soyunabilir. Üyeler uygun görürse kime ne… Ki Kendisi Nejat Altınsoy’a “adayım” dememiş, “değilim” de dememiş! “Bu partinin her kademesinde görev yaparım. İlçe kongreleri tamamlandıktan sonra örgütüm bana ne görev verirse yapmaya hazırım.” demiş…
Işığı görmek istiyor… Caretta gibi… Işığı gördü mü Akbük, Okyanus fark etmez, denize yönelir…
*
Peki ya Nail Kızıl? Kurucu İl Başkanı Nail Kızıl henüz “adayım” demedi, ama CHP’deki yönetimini YENİ Parti’de önemli ölçüde yeniledi. Yenilenme veya tasfiye bakılırsa, kulislere kulak verilirse aday olacaktır. Dolayısıyla bugünkü tabloya bakarsak Kızıl ile Girgin’in karşı karşıya gelmesi ihtimaller arasında. Fakat yarışın iki isim arasında kalacağını da düşünmüyorum. Çünkü bence bu ikisi hem “ışığı görmeden” aday olmaz, hem başka isimler de konuşuluyor…
Muğla siyasetinde, hele yeni bir partinin ilk kongrelerinde, adaylık hesabı hiçbir zaman iki isimle sınırlı kalmaz. Bodrum İlçe Başkanı Tuna Işın ile Osman Gürün ekibinden Hüseyin Erol ve Nail Kızıl’ın selefi Av. Zekican Balcı’yı da hesap etmek lazım.
Tuna Işın şimdilik herkesin aklına ilk gelen isim olmayabilir. Ama aday olabilir. Ki CHP İl Kongresinde Süleyman Girgin gibi O da niyetlenmişti…Süleyman Girgin ışık ararken Tuna Işın veya Zekican Balcı hangisi aday olsa Nail Kızıl il başkanı seçilemezdi… Neredeyse kendi kendine kaybediyordu…
Ben Tuna Işın bu sefer aday olabilir diye düşünüyorum. Çünkü Işın, ‘Uzun yol şoförü’ gibi ev yüzü görmeyen Süleyman Girgin gibi Muğla’nın altını üstüne getirmemiş olsa da YENİ Parti’ye en fazla üye kaydının Bodrum’da yapıldığı yönünde ciddi bir kulis var. Bodrum’u Yatağan ve Menteşe izliyor. Eğer dillendirilen rakamlar doğruysa, kongrelerde Bodrum örgütünün ağırlığını küçümsemek mümkün değildir.
Üstelik Tuna Işın ile Nail Kızıl arasında siyasi karşılaşma olursa bu yeni bir karşılaşma olmayacaktır. Kızıl’ın il başkanı seçildiği CHP’nin 39. Muğla İl Kongresi’nde Işın, Bodrum’un il yönetiminde ve kurultay delegelerinde yeterince temsil edilmediğini savunmuştu. O kongrenin üzerinden çok değil 10 ay geçti. Eğer kulislerdeki iddia doğruysa ve Tuna Işın aday olursa, iki isim arasında yeni bir karşılaşma kaçınılmaz olacaktır…
Ha bir de şu soru sorulabilir; üye yazımında Bodrum ile öne çıkan Yatağan’ın Belediye Başkanı Mesut Günay da Süleyman Girgin ile her yerde görünüyor., O da mı il başkanı adayı?
Hayır… O olsa olsa milletvekili adayı olur…!
*
Malum YENİ Parti de farklı bir siyasi zemin var; üyelerle önseçim… Çünkü artık sandık doğrudan üyelerin önüne konuluyor. Biraz da bu yüzden kulislerde başka isimler de var. İl başkanlığı için yalnızca Kızıl, Işın ve Girgin konuşulmuyor.
Eski CHP İl Başkanı Hüseyin Erol’un da adı kulislerde geçiyor. Eski il başkanlarından Avukat Zekican Balcı da adaylık hesabı yapabilecek isimlerden biri. Muğla’nın son il genel meclisi üyelerinden ve Muharrem İnce’nin Memleket Partisi İl Başkanı İbrahim Şimşek’in adı da “Muğla’yı toparlar” gerekçesiyle kulislerde dolaşıyor. Hiç hesapta olmayan isimlerde olacaktır. Bakarsınız bir de kadın çıkar!
CHP’deki kongrede niyetlenen isimlerden Ali Turbalıoğlu’nun ise “Ben de varım” deyip demeyeceğini şimdilik bilmiyoruz. Yani liste henüz tamamlanmış değil. Fakat burada asıl dikkat çekici olan isim sayısı değil. Bu isimlerin hangi siyasi denklemin içinde yan yana ya da karşı karşıya geleceği.
Ve asıl soru şu: Üye mi belirleyecek, delege mi?
YENİ Parti’nin milletvekilleri “üyelik promosyonunu” önceki gün yenilediler. “30 Eylül'e kadar üye ol il başkanını genel başkanı sen seç...” paylaşımı yapmaya başladılar. Bu duyuru daha önce “26 Ağustos’a kadar…” diye başlıyordu. Tabii acele işe şeytan karışır derler, buna da “Üyelerle seçilecek il başkanı mazbatayı kimden alacak?” sorusunun yanıtı karıştı, kongreler süreci bir ay ötelendi.
YENİ Parti’nin açıkladığı sisteme göre şimdi süreç iki aşamalı ilerleyecek. Önce üyelerin tamamının oy kullanabildiği bir ön seçim yapılacak. Üyeler doğrudan ilçe başkanı, il başkanı ve genel başkan adayları arasında tercih yapacak. Daha sonra sandıkta ortaya çıkan irade, yasal zorunluluk gereği toplanan resmi delege kongresine taşınacak ve delegeler tarafından resmileştirilecek.
Partinin anlatımıyla amaç; “Delege ağalığının önüne geçmek ve söz hakkını tabana yaymak.” diye açıklanıyor. Kâğıt üzerinde oldukça demokratik. Fakat siyasette her sistemin bir de sahadaki karşılığı vardır. Çünkü “üyeler oy kullanacak” demek başka şeydir. Üyelerin gerçekten özgür iradeleriyle oy kullanması ise başka… Bu sisteme “Üyelerle yapılan temayül yoklamasının onay makamı delegeler” demek daha doğru mu olur bilemiyorum…
*
Burada “Üye sayısı mı, gerçek taban mı?” diye de sormak lazım. Ki tam da burada ‘belediye çalışanları meselesi’ yeniden karşımıza çıkıyor. Eğer gerçekten belediye çalışanlarının tamamı CHP’den istifa etmiş ve YENİ Parti’ye geçmişse, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğini alan; “ışığı gören” adayın kongrelerde işi oldukça kolay olacaktır. Ama gerçekten tamamı geçmiş mi?
Daha önemlisi: Gerçekten Büyükşehir Belediyesi’nin istediği adaya oy verecekler mi?
İşte bunu sandık gösterecek. Çünkü siyaset, “Şu kadar kişi benim yanımda” demekle yapılmıyor. Sandığa gidildiğinde kimin yanında kaç kişinin durduğu ortaya çıkıyor. Birileri “Kimse üyelere hâkim olamaz” diyebilir. Olabilir. Ama bir siyasetçi kendi üyelerine gerçekten hâkimse, o zaman başka bir ihtimal ortaya çıkar:
Tuna Işın, üyelerine gerçekten hâkimse belediyenin desteklediği adayı bile geçebilir…
İşte YENİ Parti kongrelerinin asıl hikâyesi, sınavı burada. Yeni bir parti kurmak başka, gerçek bir siyasi örgüt oluşturmak başka. Üye yazmak başka, örgüt oluşturmak başka. Liste yapmak başka, taban oluşturmak başka.
Kongrelerde de bütün bu farklar ortaya çıkacaktır. Mesele sadece Süleyman Girgin mi, Nail Kızıl mı, Tuna Işın mı, Hüseyin Erol mu, Zekican Balcı mı, İbrahim Şimşek mi sorusu değil. Mesele şu: Kim gerçekten örgüt? Kim gerçekten üye? Kim gerçekten taban? Ve kim sadece güçlü görünüyor? Çünkü sandık geldiğinde bütün bu soruların cevabı verilecek. Siyasette rakamları herkes anlatabilir. Listeleri herkes gösterebilir. Kulislerde herkes kazanabilir. Ama sandıkta sadece üyeler konuşur. Ve o gün geldiğinde hep birlikte göreceğiz:
Okyanusu kim düşünüyor, Akbük’ü kim istiyor?
---------- ----------
GÜNÜN SÖZÜ: Kuşkusuz ki en büyük ön yargı; etrafımızdaki herkesi insan sanmamızdır. --Charles Bukowski