Kamu kurumlarının kendilerine has bir yapısı, işleyişi ve görev tanımı olduğu kadar; maalesef zamanla kemikleşen sorunları ve bünyeyi saran kronik hastalıkları da var. Bu hastalıkların bir kısmı tüm kamusal yapının ortak derdiyken bir kısmı da belirli bir kuruma özgü nitelikler taşır.
Bu hastalıkların başında ise çözüme ve değişime karşı geliştirilen o sert kurumsal refleks gelir.
Örneğin; taşrada ya da alt kademede çalışan birilerinin doğruyu söylemesi, sahadaki aksaklığı dile getirmesi veya yenilikçi bir fikir sunması çoğunlukla merkezdeki yönetim ekibini rahatsız eder. Bu rahatsızlığın sebebi, söylenen şeyin yanlış olması değildir. Aksine, söylenenin tam olarak doğru olması ve mevcut düzenin çarklarını zorlamasıdır. Konforuna alışmış olanların, oturduğu koltuğun rahatını bozmak istemeyenlerin huzurunun kaçmasıdır.
Saha gerçeğini dile getiren, bir projesi veya fikri olan, konuşulması gereken yerde sesini çıkaranlar; etrafını saran o “düzenci” zihniyet tarafından anında tuhaf, lüzumsuz, bozguncu, huzur bozan, kışkırtıcı olarak yaftalanır.
Bu düzenci ekibin mesaisi genelde kurumsal gelişim için değil, bir nev'i sosyal medya takipçiliği ve kulis takibiyle geçer: “Kim ne yaptı?”, “Kim ne yorum yazdı?”, “Kim hangi paylaşımı beğendi?” Oysa dile getirilen kurumsal aksaklıklara çözüm üretmek akıllarının ucundan bile geçmez. Tek gayeleri, kendi konfor alanlarını korumaya yarayacak malzeme toplamaktır.
Bu kollamacı ve edilgen yaklaşımın doğal sonucu olarak, alt kademelerin ve sahadaki personelin yaşadığı somut sorunlar, yönetim ekibinin itina ile gizlediği “yüzleşmekten korkulan hakikatlere” dönüşür. Sorunların üst makamlara veya kamuoyuna yansıması, bu zihniyet için adeta başarısızlığın bir itirafıdır. Oysa işleyen her mekanizmanın aşınma ihtimali vardır; her sistem zaman zaman tıkanır. Ancak bu yalın gerçek, mevcut düzenini korumaya odaklananları asla tatmin etmez.
Sonuç mu? Sorunlar halının altına süpürülür. Doğruyu söyleyenler sevilmez. Raporlarda, toplantılarda ve resmi yazışmalarda olumsuzluklara asla yer verilmez. Bu düzeni koruma refleksi, kendisi için tehdit olarak gördüğü her olayı baskılar, herkesi dışlar.
Peki, bu tablo karşısında üst otorite ne yapar?
Yönetenler ve onların etrafındaki kadro örtme, gizleme, baskılama gayretindeyken üst yöneticilerin bir kısmı olup bitenden tamamen habersizdir. Bir kısmı ise makamını, düzenini ve etrafındakilerin konforunu korumak adına bu baskılama mekanizmasını görmezden gelir, hatta sessizce destekler.
Böyle bir iklimde merkezde liyakat ve ahlak değil; ahlakı bir dekor, bir maske olarak kullananlar hâkim olur. Değişimin ve gelişimin önüne perde olanlar el üstünde tutulur. İdealizmini kaybetmiş, üretim azmi ve cesareti olmayan bu kadrolar, çözüme dair her adımı saptırmayı da görev bilir. Zamanlarını kurumsal vizyon ve proje üretmeye değil, üst yöneticiye sunulacak “durumu idare eden” ve “fikri-itirazı olanları şikâyet eden” bilgi notları hazırlamaya harcarlar.
Oysa şurası çok nettir: Korumacı ve düzenci bir bakış açısıyla çözülebilmiş tek bir mesele, gerçekleştirilebilmiş tek bir kurumsal sıçrama yoktur.
Her yenilikçi fikir, her başarılı proje ve dönüşüm; ancak rutinin dışına çıkabilen, ezber bozan, ilk anda “rahatsız edici” gelen, sıra dışı adımların eseridir. Örneğin; bir kurumda yıllardır süregelen verimsiz bir iş sürecine “Biz bunu neden böyle yapıyoruz, daha kestirme ve daha kolay bir yolu var.” demek, o işi yıllardır aynı ezberle yapanları rahatsız eder. Ama kurumsal gelişim tam da o rahatsızlık anında başlar.
Bu statükocu ve kendini korumaya odaklı fanatik yaklaşım bertaraf edilmeden, gelişimi odak noktasına alan sağlıklı bir kurumsal sistem kurgulanamaz. Kronikleşen sorunlara çözüm bulunamaz. Çözüm olarak sunulanlar da çözüm olmaz.
Kurumların kaderini tayin eden büyük kırılmalar, çoğu zaman üsttekilerin kararlarının değil sahadaki yalın hakikatlerin eseridir. Çünkü büyük dönüşümler ve değişimler yukarıdan emredilmez, aşağıdan filizlenir. Birilerinin yüzleşmekten korktuğu hakikatler, ezber bozan bir zihnin elinde dönüşümün kıvılcımına dönüşür.
Gelişim, değişim ve yenilik için ezber bozmaya, doğruyu daha yüksek sesle dile getirmeye ve birilerini rahatsız etmeye devam…
09.09.2026