“Gidesim var!” dedim. Kendim için, benzer hisleri taşıyan ya da benzer sorunlar yaşayanlar için… İnsanın bir “yolcu” olduğunu unutmaması ve ne olursa olsun yürüme performansını kaybetmemesi gerektiğine inandığım için “Gidesim var!” dedim.

Zihinsel ve duygusal olarak bir çıkmaza girip aidiyetini kaybedenlerin ve bulunduğu yerde mutsuz olanların duygularına tercüman olabilmek için “Gidesim var!” dedim.

Bu köşede yayımlanan “Gidesim var!” başlıklı iki yazı sonrasında okuyuculardan, dostlardan birçok mesaj aldım. Arayıp, “Hayırdır!” diye soranlar oldu.

Yazının içeriği itibarıyla endişelenenler, sebebini merak edenler vardı. “Duygularıma tercüman oldunuz.” diyen bir hayli okur oldu. “Seni çok iyi anlıyorum.” diyenler oldu.

Bir kez daha gördüm ki, birçok insan benzer sorunlar yaşıyor. Benzer şeyler hissediyor. Dolayısıyla da duygusal ve zihinsel bir kopuş içinde. Özel yaşamında ya da iş hayatında belirsizlik girdabına kapılan çok insan var.

Geldiğimiz noktada, yarım asırlık bir yaşamın verdiği tecrübe bana şunu fısıldıyordu: Bağlanmamalısın. Hep yolda olmalısın. Gidebilmesin. Gidebildiğin kadar gitmelisin. Nerede olmak gerektiğine inanıyorsan oraya gitmelisin. Bunun için de vakti geldiğinde gitme/vazgeçme kararı alabilecek cesarete sahip olmalısın. “ Yeni”ye fırsat vermeli, bunun için mevcuttan vazgeçebilmelisin. Vazgeçemezsen gelişemezsin. Gitmezsen değişemezsin. Yola düşmezsen öğrenemezsin. Onun için “Gidesim var!” dedim. Bunu, benim gibi kendini ikna etmeye çalışanlar için de söyledim.

İnsan bir şeye, yere, insana, nesneye bağlanmamalıydı. Gereğinden fazla bağlanmamalıydı. Çünkü hayat, “Onsuz olmaz, sensiz yapamam!” iddiasına kaderin verdiği sert/acı cevaplarla doluydu.

Vakti gelen yaprağın dala tutunmaya çalışması ne kadar anlamsız ve faydasız ise süre dolduktan sonra kalmaya çalışmak da anlamsızdı. “Allah’a ısmarladık.” diyebilmeliydi insan.

Gelgelelim, istemek yetmiyor bazen. Gitmek istesen de gidemiyorsun. İstesen de bırakamıyorsun.

Çünkü gitmek her zaman sizin elinizde olmuyor. Gitme/gidebilme ihtimali kadar kalma ihtimali de var. Sonuçta insanın her istediği olmuyor, her dileği gerçekleşmiyor. Listedeki tüm tercih hakkını kullansa da bazen hiçbir tercihine yerleşemiyor.

Gitmeyi kafaya koysa da ona “kal” deniyor. Belki şartlar oluşmadığı için belki de kaderin burası için yazdığı hikâye henüz bitmediği (yani burada yazman gereken hikâyeyi henüz tamamlamadığın) için gidemiyorsun.

Hal böyle olunca insan, yeni bir karar vermek durumunda. Yani kalmak kaçınılmaz ise geriye iki yol kalıyor. Bu iki yoldan birini tercih etmek gerekiyor.

Birincisi, kendini zihinsel ve duygusal çıkmazın duvarlarına vurup her çarpışmada isyan etmek… Ki bu her gün kendi kendini yaralamak ve duygusal çöküntü yaşamak demek. Giderek zayıflamak ve kendini bitirmek demek. Kendine ve etrafındakilere haksızlık etmek demek.

İkincisi ise zihinsel ve duygusal olarak yeni bir başlangıç yapmak… Kendine yeni bir yol açmak… Tıpkı filler ile Alpler’i geçmenin imkânsız olduğunu söyleyenlere Hannibal’ın, “Ya bir bulacağız ya da bir yol açacağız.” dediği gibi…

Ben de öyle yaptım. Yeni bir yol yoksa, bulunduğum yerde bir yol açmaya karar verdim ve kendime şöyle dedim:

“Allah var, ben varım. Hedeflerim var, hayallerim var, umudum var. Sağlıklıyım, aklım başımda. Gücüm var, cesaretim var, kendime güvenim var. İşte bunları söyleyebiliyorsam; hiçbir şeye mecbur, hiçbir yere mahkûm değilim. Seçme özgürlüğümün ve sorumluluklarımın farkındaysam, hiçbir şey bana engel değildir. Elbette yeni bir yol açabilirim.”

Fark ettim ki insanın bir yere mecbur olmadığını görmesi, kendine bunu göstermesi, tercih hakkının olduğunu bilmesi ve gerektiğinde “Bana müsaade!” diyebilme cesaretine sahip olması insanı zihnen ve ruhen iyileştiren bir şeymiş.

Uzun süren belirsizliğin ardından elde edilen sonuç beklediğiniz gibi olmasa da belirsizliğin ortadan kalkmış olmasının verdiği rahatlama, insanı zihnen ve ruhen iyileştiren bir şeymiş.

Hayata dair her şeyde sadece iki ihtimalin olmadığını, her zaman bir üçüncü şıkkın var olduğunu bilmek, insanı zihnen ve ruhen iyileştiren bir şeymiş.

Ne dersiniz, bu iyileşmede Mehmet Akif’in bahsettiği paylaşımın bir etkisi var mıdır?

Gitme ey yolcu, beraber ağlaşalım. / Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım.”

20.08. 2025