Çok direndim.
Uzun zamandır yazmamak için…
Ta ki…
Meslektaşımız Selda Öztürk’ün yazısını görene kadar.
Kulis haberciliğinin nasıl yapılacağını,
Habere konu olanların nasıl davranması gerektiğini,
Harfi harfine anlatmıştı.
Sevgili Selda’nın yazısını okuyunca
Bir anda yıllar öncesine gittim.
Mesleğe başladığım ilk günlere…
Yıl 2001…
Karşımda Yeni Asır ve Sabah Gazetesi temsilcisi,
Rahmetli Sedat Acar…
Bana verdiği ilk nasihat şuydu:
“Gazeteci yazdığı haberin kölesi değil, efendisidir!”
Devam etti:
“Etrafımızda, haberine köle olan çok gazeteci var.
Oysa haberi biz yazarız.
Asla kölesi olmamalıyız.”
Nasıl mı?
Belgesiz, teyitsiz, ispatlayamayacağın bir haberi yazarsan…
O haber ayağına dolanır.
Kurtulamazsın.
Sana söylenen her sözün altında kalırsın.
Cevaplayamazsın.
Ve artık…
Haberin efendisi değil, kölesi olmuşsundur.
Bugün geldiğimiz noktada her şey ortada.
Haberine köle olan meslektaşlarımız,
Belgeleri olmadığı için savunmasız kalıyor.
Ve işte bu yüzden karşı taraf istediği gibi konuşuyor.
Çözüm belli:
Elindeki belgeleri ortaya koy.
Haberinin efendisi olduğunu herkese göster.
Bu arada o çok konuşanlara da
Bir sözümüz olsun.
Meslek büyüğümüz Nejat Altınsoy’un dediği gibi:
“En güçlü tavır bazen suskunluktur…”