Değerli dostlarım; en son yazım, merhum Koray Helvacı’nın taziyesi anlamındaki paylaşımım olmuştu. Günler ne çabuk geçiyor. 15 Temmuz’du. Kendimi kırk beş günlük bir dinlenmeye almış olsam da meydana gelen olaylar ve gelişmeler tatil etmiyor. Ağustos ayı, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için önemli ve gizemli bir mevsim olmalıdır. 26 Ağustos ve 30 Ağustos gibi tarihî günleri bünyesinde barındırır. Bugün 02 Eylül 2026 Çarşamba günüdür. Eylül ayı, güz mevsiminin başlangıcı demektir. Başka bir anlatımla da sonbahar günleridir.
“Yazmayı bıraktın mı?” diyenler, “Rahatsız mısın?” diyenler, “Sayfanız boş kaldı.” diyenler oldu. Tüm okurlarıma teşekkür ederim. Elhamdülillah, gayet iyiyim, sağlıklıyım. Allah’ımdan ağrısız yaşlanmayı ve sağlıklı bir ömür geçirmeyi diliyorum.
Bu arada birçok not aldım. Öncelikle önceki ay evimde oturmamama rağmen (Ula’mızın Kırıklar Kesiği mevkiinde atadan, ecdattan kalan bir tarlamız var. Orada bağ ve bahçe ile uğraşıyor, kışlık yiyeceğimizi “Allah ömür verirse” hazırlıyoruz.) MUSKİ’den bir fatura geldi. Kocaman bir ayda (8) SEKİZ ton su kullanmışız. 850 TL’lik fatura geldi. Fatura acıttı. MUSKİ hakkında bir yazı düzenleyeceğim.
Yaklaşık 90 yıllık ilkokul binamız nihayet yıkılmaya başladı. Yıkım işinin neden geç kaldığını öğrendim. Konu hakkında detaylı bir yazı yazacağım. Yenilenecek okulumuzun yeniden inşasını çabuklaştırmak yerine, acaba nasıl geciktiririz diyerek, güya kitapta yazdığı gibi uygularız diyerek inşaat ruhsatını vermeyip okulumuzun bir an önce ihaleye çıkarılmasının önünde oynanan BÜROKRATİK çalışmalar hakkında bir yazı daha yazacağım.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından geçen yıl (2025-2026) eğitim ve öğretim sezonunda faaliyete geçmesine rağmen kamuoyunun haberdar olmadığı çalışmalar var. Bu çalışmaların kamuoyuna sunulması ve kamuoyunun haberdar olması zaruri olmasına rağmen, haklı olarak idari birim ya da birimler reklam olur ya da başka bir düşünceden dolayı çok fazla bilgilendirme yapamıyor. İlçe Millî Eğitim Müdürümüz canhıraş biçimde çalışıyor, didiniyor. Devlet memuru ve bürokrat olmasından dolayı bizzat ortaya çıkarak izah etmesinin uygun olmayacağını düşünebilir ve belki de doğrudur. Ancak bu çalışmaları, bizlerin kamuoyunu bilgilendirme amaçlı yazılar ve paylaşımlar yapması önemli olduğu kanaatindeyim. Bu konuda da genişçe, detaylıca konular hakkında bir yazı daha düzenleyeceğim.
İlçem Ula’da sessiz bir rahatsızlık var. Ula ilçemizin kendine has yaşama tarzı ve üslubu vardır. Çarşı içinde üç adet camimiz bulunmaktadır. Müftü Hüsameddin Efendi Camii tarihî bir camimizdir. Erenler dediğimiz Ula’mızın eşraflarından olan tarla ve gayrimenkuller ile birlikte hareket etmiştir yıllar boyu. Camimizin önünde (kıble yönünde) Hüsameddin Efendi Hazretlerinin türbesi mevcuttur.
İkinci tarihî camimiz Ağalar Camii’dir. Köyceğiz yol ayrımı üzerinde köşe başını tutmuştur. Yol genişletilmesi veya başka nedenlerle (bizde mahfuz kalsın) yıkılmak istenmişse de muvaffak olunamamıştır. Cami restore edilerek ibadete açılmıştır.
Yeni Camii adında bir camimiz daha vardır çarşı içinde. 1957 Büyük Depremi’nde büyük yara alarak yıkılmış ve yerine halk tarafından Yeni Camii adında kubbeli bir cami yapılmıştır. İlk unvanına sadık kalınarak adı Yeni Koçarlı Camii olarak ibadete açıktır.
Bir parantez açmamız gerekirse, bu caminin avlusunun gün batı tarafına 1957-58 yıllarında Aydınlı Ali Çavuş adındaki bir ağabeyimiz Aydın’dan iki adet ıhlamur ağacı (fidan) getirmiş ve bir adedi mezkûr yere, bir adedi de Ağalar Camimizin kuzeybatı cihetine dikilmiştir. Ağalar Camimizin avlusundaki ıhlamur ağacı büyümüş, büyümüş ve altında serin bir oturma alanı ortaya çıkmıştır.
Bu caminin avlusunun bitişiğinde bir yapı vardır. 1935 yılından bu yana kahvehane-kıraathane olarak kullanılagelmiştir. Bu yapının içinden yol geçiyor olmasına rağmen (PLÂN GEREĞİ) bu bina bir şekilde bırakılmış. Nedeni hakkında bilgimiz var ama bu konu da bizde mahfuz kalsın. Bu gayrimenkul el değiştirdi. Bugünlerde Butik Mi?
Çay Ocağı Mı, Kahvehane-Kıraathane mi? Belli olmayan bir müstecir tarafından işletilmekte. Cami avlusunda, camiye girerek ibadet için gelen cemaat de camiden çıkan cemaat de genel ahlakı tazyik eder mahiyette bir görüntüden dolayı sessiz bir sıkıntı ve üzüntü yaşamaktadır. Ula halkı hiçbir zaman kimsenin kazancına karışmaz. Giyim ve kuşamına karışmaz. Caminin avlusunda namaz kılınır, caminin içi almazsa. Cami avlusunda, caminin içi gibi olmasa da camiye ve ibadethanelere yakışır biçimde bir çalışma gösterilmesi gerekmez mi?
Neyse, konu zaten CİMER’e yazılmış. Konu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yazılmış. Naçizane bir Ulalı olarak teklifim ve tavsiyem şöyle olmaktadır: İl/lçe Müftülüğümüz ile görüşülerek konuyu tatlıya bağlamak en güzel ve en kabul gören çalışma olur.
Not ettiğim yazılarım için Allah’ım ömür verdiği sürece bu köşemde hasbihâl devam edecektir. Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.