Şehre yeni atanan İl Kültür ve Turizm müdürü, ilçeleri tanımak ve personeli ile tanışmak için bir ilçeye gider. İlçe Halk Kütüphanesine de uğrar. Küçük kütüphane binası dışarıdan bakıldığında oldukça bakımsızdır.

İl müdürünü dağınık kitaplar ve bir masanın etrafında telefona dalmış iki personel karşılaşır. Yani il müdürü kütüphaneye girince böyle bir manzarayla karşılaşır. Kimsecikler yoktur ortada. Kısa bir tanışma faslından sonra il müdürü, “Ne yapıyorsunuz?” diye sorar.

Memurlar, “Hiçbir şey yapamıyoruz; bilgisayarımız altı aydır çalışmıyor, yazıcımız da yok.” cevabını verir.

“Bilgisayar ve yazıcı istemediniz mi? Yazılı talepte bulunmadınız mı?” diye sorar.

Memurlar, “Bir-iki kez söyledik ama göndermediler. Yazı yazmadık.” cevabını verir.

Yeni müdürün canı sıkılır. Bir ilçe halk kütüphanesi bilgisayar ve yazıcı olmadığı için ödünç kitap verememektedir. Personel de bu durumu fırsata çevirmiş, boş boş oturmaktadır.

İl müdürü, bu durumu düzeltmek ve ortamı toparlamak için yapılması gerekenlerle ilgili talimatları verip ilçeden ayrılır. Yol boyunca bu sorumsuzluğu düşünür. Bir şeyler yapmalıdır.

İl merkezine döndüğünde mesai bitmiştir, daireye gitmez. Can sıkıntısıyla bir kahveciye oturup sigarasını yakar ve düşünmeye başlar. Buraya atanalı henüz bir hafta olmuştur. Buraya gelirken hayalini kurduğu şeylerle karşılaştığı manzara arasında uçurumlar vardır.

Onun dalgın halini gören Kahveci Musa, “Hayırdır Müdürüm?” diyerek masaya oturur. Müdür, karşılaştığı manzarayı ve duyduğu üzüntüyü anlatır.

Kahveci Musa, Ahilik kültürüne aşina ve kazandığını paylaşmasını bilen bir esnaftır.

“Müdürüm hallederiz. Sonuçta Devlet’in kurumu… Kitap veremeyen kütüphane mi olur! Sen canını sıkma. Ben ilgileneceğim.” der.

Kahveci Musa, ertesi gün personelini bir teknoloji mağazasına gönderip üç bilgisayar ve bir yazıcı aldırır. Bir sonraki günün sabahında da kendi aracıyla o ilçeye doğru yola çıkar. Erkenden gidip dönmek ve öğleye kalmadan işinin başında olmak niyetindedir.

Daha mesainin ilk dakikalarında ilçe halk kütüphanesinin önündedir. Yarım saat kadar bekledikten sonra gelen bir memura bilgisayarları ve yazıcıyı teslim edip geri döner.

Kahveci Musa şehre girmek üzeredir ki telefonu çalar. Arayan kütüphane memurudur. Kütüphane memuru, “Musa Bey, getirdiğiniz yazıcı siyah-beyazmış. Bize renkli yazıcı lazım; bu işimize yaramaz.” der kendinden emin bir tavırla.

Kahveci Musa’nın canı sıkılır, ancak yapacak bir şey yoktur. “Hanımefendi, siz o yazıcıyı koliye geri koyun; ben onu birazdan aldıracağım.” der.

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde görev yapan bir tanıdığını arar; “İlçe halk kütüphanesinde bir yazıcı var; onu alıp ihtiyacı olan bir okula verin.” der.

Ardından da İl Kültür ve Turizm müdürünü arayıp durumdan haberdar eder.

***

Kamuda sıkça karşılaştığımız bazı köklü zihniyet problemlerini ve etik aşınmayı gözler önüne seren bu hikâyeyi bizzat İl Kültür ve Turizm müdüründen ve Kahveci Musa’dan dinledim. Haklı olarak her ikisi de öfkeliydi. Biri personelin sorumsuzluğuna, diğeri de hadsizliğine öfkeliydi. Vazifelerini yerine getirmek için çare aramadıkları gibi Devlet’in işi görülsün diye çare arayanlara da küstahlık yapıyorlardı.

Bir tarafta tipik bir “öğrenilmiş çaresizlik” maskesi arkasına sığınarak sorumluluktan kaçma ve konfor alanını koruma refleksi… Çalışmayan bir bilgisayarı ve yazıcıyı bahaneye dönüştürmek, altı ay boyunca üretimsizliği meşrulaştırma çabası…

Diğer tarafta da durumu fırsata çeviren bu rehavetin, dışarıdan gelen samimi bir çözüm iradesiyle karşılaşınca sergilediği saygısızlık… Hak edilmemiş bir hak sahipliği kibrinin dışavurumu…

Bir tarafta, resmiyetin arkasına saklanıp, “Devlet bana baksın.” diyen ve topluma karşı hiçbir borç hissetmeyen memur tipi… Diğer tarafta ise hiçbir yasal zorunluluğu olmadığı hâlde toplumsal sorumluluk bilinciyle elini taşın altına koyan esnafın yaşadığı hayal kırıklığı…

Görülüyor ki toplumsal çürüme, binalarının eskimesiyle değil; içindeki insanların “hizmet” bilincini kaybedip buraları atalet merkezlerine dönüştürmesiyle başlıyor.

Devletin bilgisayarı/yazıcısı çalışmayabilir, eksik olabilir; bunlar her zaman telafi edilebilecek maddi noksanlıklardır. Ancak asıl çalışmayan şey ahlak, vicdan ve görev bilinciyse vay halimize… Kahveci Musa’ların samimiyetini, renkli yazıcı peşinde koşanların arsızlığına kurban ediyorsak vah vah halimize…

01.07.2026