Millî Eğitim Bakanlığı birkaç yıldan beri “Öğretmen Akademileri” adı altında bir uygulama yapıyor. Ben “birkaç yıldır” sanıyordum; meğer 2016’dan beri varmış uygulama. Önce İstanbul’da başlamış. Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Faruk Yelkenci, İstanbul Millî Eğitim Müdürü iken başlatmış. Sonra pilot uygulamalarla birkaç ilde hayata geçirilmiş. Ben Geçen mayıs ve Haziran aylarında haberdar oldum ve Denizli’deki akademide konuşma da yapmıştım. Şimdi de 50 ilde Öğretmen Akademileri açılmış ve bu illerden biri de Muğla. Konuyla ilgilenen AR-GE mensubu öğretmen arkadaşlar konuyu bana iletince, seve seve destek olacağımı söyledim. Edebiyat Akademisi, Şehir ve Kültür Akademisi ve Biyografi Akademisi başlıklarıyla açılan akademilere öğretmen arkadaşlar katılıyor.
Akademilerin açılışı 6 Kasım günü yapıldı ve açılış programına, projenin fikir babası Dr. Ömer Faruk Yelkenci de katıldı ve akademi projesinin hedeflerini açıkladı. Bu konuşmadan da anladım ki, bu proje alışılmış “hizmet içi eğitim” değil; tamamen gönüllülük esasına bağlı bir süreç ve öğretmenin okul dışı ile iletişim kurmasına matuf bir uygulama. Yani öğretmen ev-okul (Bazı öğretmenler için “öğretmen evi”ni de ilave edebiliriz.) ikilisi dışında da bir iletişim hattı oluştursun diye düşünülmüş bir proje…
Bilen bilir, ben derslerimi uygun havalarda, uygun yerlerde yapıp derslik sınırlarını aşan biriyim. Bakanlığın böyle bir uygulamasını görünce tabiatime uygun bir süreç olduğu için, sevindim ve destek oldum. Her üç akademiye de katkı vermeye sözleştik. Edebiyat Akademisi ve Şehir ve Kültür Akademisi faaliyetleri için ilk buluşma yerimiz tarihî Arasta’nın en güzel yerinde bulunan Türkiye Yazarlar Birliği Muğla İl Temsilciliği/AGADEMİ idi. Öğretmen arkadaşlarla şehre kimlik ve şahsiyet veren bir mekânda buluşup bilgi aktardık. “Muğlalı Şairler ve Şahidî Şiirleri” toplantısının ilk kısmını AGADEMİ’de yapıp ikinci kısmını gene Arasta’da yer alan sevgili Timur Kocabıçak’ın “Gastro Muğla” lokantasının Müze kısmında gerçekleştirdik. Öğretmen arkadaşlarla uzun uzun ama sıkmadan, nitelikli ve keskin esprilerle Şâhidî’yi konuştuk. Sohbet bittiğinde dağılamadık. İlgi olunca bilgi aktarımı da güzel oluyormuş. Kulakları çınlasın kadîm dostum coğrafya profesörü Emrullah Güney’in, “Bilgi 5 harftir, beşte dördü ilgi’dir” dediği gibi, fakülteden sonra hayata atıldıklarında bilgiye ilgileri artan öğretmenlerle ne konuştuysak hepsi havada kaptılar ve tabii ki “Yaşadığımız şehirde bu değerlerin olduğunu öğrenmekten çok mutlu olduk.” dediler.
“Şehir ve Kültür Akademisi” için de gene AGADEMİ’de buluşup Arastalar, çarşılar, bedestenler, hanlar ve kapanlarla ilgili genel bilgi verdikten sonra Kurşunlu camiinin özelliklerini konuştuk ve kubbeden duvara uzanan şeritlerdeki M harfine ve modern tarzdaki manzara resimlerine dikkat çektik. Yağcılar hanına uğrayıp Arasta’yı gezmeye başladık. Zahire Pazarı, Helvacı Tahsin, Şadırvan Meydanı ile başladık ve küçük bir meydan olan bu mekân için “Allah dağına göre duman, şehrine göre meydan verirmiş” deyip güzel sokaklardan Saatli Kule Caddesine çıkıp “şafaklık pencereleri”ni ve Alaattin Arpat dükkânının 1907 yılına ait kitabelerini anlatıp Saatli Kuleye geçerek 1885 yılında yapıldığını, yaptıranların Hacı Süleyman ve eşi Pembe hanım olduğunu, yapan ustanın da Konstantin oğlu Mihail olduğunu söyledik. Oradan Şeyh Camiine ve Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesine uğrayıp eski yazılı kitabeyi anlattık ve Muğla’da taşa kazılı tek Mevlevilik bilgisinin bu kitabede olduğu bilgisini aktardık. Tabii oraya gitmişken haziresinde bulunan Bakiye hanım’ın mezar taşındaki M harfini de gördük. Oradan dar sokaklardaki bilgileri, kuzulu kapıları, ev köşelerindeki pah’ların ne işe yaradığını, cumbaları konuştuk. Ulu cami, Cami-i Kebir Mahallesi, Karahisar sokak… derken Şahidî camii ve semahane olan iç mekan yeri… Tabii o güzelim mekânda bir sema ayini esnasında okunan ilahi okumasak olmazdı ve “Dinle sözümü sana direm” mısraı ile başlayan ve sözleri Sultan Veled’e ait olan ilahiyi okuduk. Sonra ver elini Topaltı sokak ve çift alfabeli Satıroğlu çeşmesi kitabesi… Oradan da Saburhane… Sabri efendinin mezarını ziyaret… Mimar Sinan heykeli… Ve nefis bir akşamüstü çayı… Oradan Konakaltı Kültür merkezi… Buranın han olarak kullanılması… Sonra Ragıp bey caddesindeki 7 numaralı binanın duvarındaki M harfi… Oradan da Yörük Ali Efe ile Çakıcı Mehmet Efe’nin gerilimli bir şekilde karşılaştıkları çınarın altı…
Gezi boyunca 3 yerde gördüğümüz M harfinin, 19. yy sonunda Muğla’ya gelen taş ustası Mihail’in imzası olduğunu ve tam adının Düğerek’teki Ahi Sinan Camii minaresinin kitabesinde olduğunu söyledik.
Öğretmen arkadaşlarımızdan Muğlalı olanlar ve uzun süredir Muğla’da çalışanlar vardı. Hepsinin ortak ifadesi şu oldu gezi sonunda: “Yıllardan beri burada yaşıyorum ama bu anlatılanları hiç fark etmemişim.”
Projede emeği olan herkese çok çok teşekkürler.
***
Proje devam ediyor. İlk iki uygulamadan da anlaşılmıştır ki böyle projeler şehirde yaşayan ve en aktif insanlar olan öğretmenler için çok isabetli bir projelerdir. Onlar bu bilgileri sınıflara ve salonlara ulaştıracak gönüllülerdir. Keşke böyle uygulamaları şehrin yüksek bürokratları ve lise öğrencileri için de uygulayabilsek de bir “şehir şuuru” oluşturabilsek.