6 Nisan 1994 günü tayinen Muğla’ya geldiğimde ilk dikkatimi çeken şey, köşedeki sarnıç olmuştu. Kötekli’deki lojmanlara yerleşmiştim ve bugünkü Sıtkı Koçman Caddesinin Marmaris yolu ayrımındaki trafonun yanında bir sarnıç vardı… Köylülerden birkaç kişiye sordum… “Hordu da vaa, şordu da vaa…” diye tarif ettiler… Yakınlardaydı sarnıçlar… Hemen gidip gördüm… Biri bugün üniversitenin A Kapısı (Eski M Kapı)’nın önündeki kavşakta, biri kampüsün içinde, biri Kötekli köyü çıkışında kabristanın içinde, biri de çevre yolunda Akkaya (Dirgeme) köyü yolunun başındaydı… Derhal hepsini inceledim. Notlar tuttum… Etrafımdaki insanlara anlattım. Bazı Muğlalılar zannediyorlarmış ki sarnıçlar her yerde var.
Civarı gezmelerimiz artınca daha çok sarnıçlar gördük… Kubbeli sarnıçlar, kiremit kaplı konik sarnıçlar, tren kompartımanı gibi tonozlu sarnıçlar… Büyük sarnıçlar, mini-minnacık sarnıçlar… kitabeli, sarnıçlar, kitabesiz sarnıçlar… Civar illerde de olduğu bilgisi geliyordu… Bir süre sonra Aydın, Denizli ve Antalya’dan sarnıç bilgileri gelmeye başladı ama hiç birinde Muğla kadar yoğun değildi sarnıç. Bir yazımda Datça’dan Tavas’a, Fethiye’den Bafa gölüne kadar bir alanın “sarnıcistan” olduğunu ifade etmiştim. En çok sarnıç da Mumcular (Eski “Karaova”) ve Bodrum taraflarında idi. Hatta Mumcular ile Yalıçiftlik arasındaki yaylaya “Sarnıç/Sahrınç platosu” deniyordu.
“Mumcular” demişken, Karaovalı Hacı Bodur’un sarnıç hikâyesinin anlatmadan olmaz. Hacı Bodur, kervanıyla Marçal dağını aşıp Sarnıç yaylasından Bodrum’a doğru giderken, eşkıya yolunu kesmiş ve yükte hafif pahada ağır neyi varsa istemiş. Hacı Bodur “Neyim varsa şoo eşekteki heybenin gözünde.” demiş. Eşkıya başı bir adamını gönderip heybenin gözünde ne varsa getirtmiş. Eşkıya başı başmış; bir altın torbası, birkaç da gümüş akçe torbası. “Hacı, Hacı!... Koskocaman Hacı Bodur’da bu kadar mı zenginlik olur? Çıkar baken ne varsa.” demiş. Hacı Bodur da “Ne varsa o!... Başka yok!.” demiş. “Hacıııı!... Biz senin ne kadar zengin olduğunu bilipdururuz. Ne yaptın o altınları?” deyince Hacı Bodur: “İnsanlar, hayvan-haşat, mal-maşat su içsin diye, Marçal dağından Bodrum’a kadar sarnıç yaptırdım.” demiş. Oraları iyi bilen eşkıya başı da; “Doğru leeen!... Buralar hep sarnıç dolu. Böyle iyilik yapan birinin altını-gümüşü alınmaz.” demiş… Ben bu hikâyeyi Mumcular halkından dinledim. Turizm Güncel’de de yayımladım vaktiyle… Yazımı Hacı Bodur’un torunu okumuş. “Aynen dediğiniz gibi olmuş hocam. Babamlar da anlatırdı.” dedi.
Gene oralarda dağ-bayır sarnıç peşinde koşarken, Sazköy taraflarında bir tepe başında “Gelin öldüren sarnıcı” bulduk. Süleyman amca götürdü sarnıca. Oğlanın sevdiği kız, başka birine verilmiş… Gelin alayı tam da sarnıcın yanından geçerken, oğlan kızı vurup başkasına yar etmemiş. O yüzden “Gelin öldüren sarnıcı” demişler.
Bodrum’un içi dâhil her yerindeki sarnıçları gördüm; eski yazılı kitabelerini yeni harflere çevirdim ve sarnıçların fotoğraflarını çektim. Açıyı ve ışığı ayarlamak için saatlerce beklediğim oldu sarnıcın başında… Bazı sarnıç kitabelerini yayımladım…
Bodrum taraflarında küçük sarnıçlar da gördüm… Tek bahçe için yapıldığı anlaşılan küçük sarnıçlar… Biraz ileride büyük sarnıç olmasında rağmen, bir ne diye küçük sarnıç yapıldığını gördüm. Kadim hikâye: kıskançlık… Zaman zaman kıskançlıktan dolayı komşuya su vermemeler oluyormuş; o zaman insanlar da kendi ihtiyacı kadar suyu toplamak için küçük sarnıçlar yapıyorlarmış…
Yalıçiftlik’in Çilek mahallesinde ilginç bir durum var… Burada iki tane büyük sarnıç yan yana… Aralarında 3-5 metre ya var, ya yok… Bu kadar yakın iki sarnıcın hikâyesi de “su vermeme”ye dayanıyormuş…
Bugün Bodrum Devlet Hastanesi’nin karşısında, yolun deniz tarafında bir sarnıç var. Geriş köyünden biri yaptırmış. Yanlış hatırlamıyorsam 1918 yılında yapılmış ama ilginç olan yönü, 10 Muharrem günü yapılması. Yani Bodrum’dan taaa Kerbela’ya bir Hz. Hüseyin mesajı… Ne incelik!...
Bu kadar sarnıçla uğraşınca, insanda bir “sarnıç duyargası” gelişiyor. Topografyaya ve su durumuna göre gezdiğiniz yerlerde kaç metre sonra ve nerede sarnıç olduğunu kestirebiliyorsunuz. Tecrübeyle sabittir; başta sevgili Erdal Çil ve sevgili Süleyman Daşkın olmak üzere Denizli-Kale ile Sandıras dağı arasındaki yolda, sarnıçların kaç metre sonra olacağını söylemiştim. Tahmin ettiğim bir yerde çıkmayınca sevgili Süleyman anlamlı anlamlı güldü ve ben orada sarnıcın olmayışına da çok şaştım. Etrafa söööyle bakınca, yolun değiştiğini, eski yolun biraz daha dağın dibinden geçtiğini ve orada bir sarnıç olduğunu uzaktan gördüm…
Bütün bunları niye yazdım… 30 senedir bu konuyu gündemde tutuyorum. Zaman zaman bilgi alan yerel yöneticiler de oldu ama sarnıçlar konusunda kimse parmak oynatmadı. Bodrum-Milas Havaalanı ayrımındaki sarnıç 1999’da yol yapım çalışmalarında yıkıldı; Güvercinlik’te bir sarnıç yağmurda yıkıldı gitti… Yılanlı’da yıkılan bir sarnıcın haberini yaptık...
Yazdık, haber yaptık, konuştuk da ne oldu? Muğla için bir farkındalık yaratacak olan bu zenginliğimiz hiç de ele alınmadı. Biz söylediğimizle kaldık.