Yıllardan beri sürdürdüğüm bir iddiam vardır: Süleyman Çelebi (1351-1422)’nin “Mevlid” adıyla bilinen ve orijinal adı “Vesîletü’n-Necât; Kurtuluş Vesilesi” olan metni, Türk milletinin en ortak 3 metninden biridir. Birisi Yunus Emre ilahileri, diğeri de Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)’un İstiklal Marşı metnidir. Bugün Anadolu’nun en ücra köyünden büyük şehirlerdeki en yüksek tahsilli insanlara kadar herkes bu üç metni bilir.

Süleyman Çelebi, Mevlid’ini 1409 yılında yazmış. Bundan 17 yıl önce Mevlid’in yazılışının 600. yılı idi. Ağızlarını açtılar mı mangalda kül bırakmayan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri ile beraber koskocaman Diyanet İşleri Başkanlığı, Mevlid’in yazılışının 600. yılında kıllarını kıpırdatmadılar. Gene hatırlatmak bu fakire düştü ve konuyu bir köşe yazısı ile kamuoyuna aktarmıştım.

Bu sene Peygamber Efendimizin doğumunun Hicrî 1500. yılı imiş. Gerçekten de öyle mi? Bunu sona bırakalım. Madem Peygamber Efendimizin doğumunun 1500. yılı; o zaman konuyu iyice toplumsallaştırmak lazımdı ama sadece geçen hafta Cuma hutbesinde sözü edildi; başka bir faaliyet görmedik.

MEVLİD VE TÜRKLER

Biraz önce de ifade ettiğim gibi, Mevlid edebiyatının ilk müstakil eserini Süleyman Çelebi 1409 yılında vermiştir. Ondan önce Siyer-i Nebî kitaplarında anlatılan Efendimizin hayatı, Osmanlı döneminde bazı manzum metinlerde de kısa kısa anlatılmıştır. Bilinen en meşhur anlatım, Ahmedî (1334-1413)’nin İskendernâme adlı eserindeki “Merhaba” faslıdır. Süleyman Çelebi, başka metinlerin içinde geçen doğum sahnesini, ilk defa müstakil bir edebî metin türü hâline getiren kişidir.

Mevlid merasimini de ilk defa başlatan bir Türk’tür. Erbil Atabeyi Muzaffereddin Gökbörü, 12. yüzyılda sarayında Hz. Peygamber için ilk defa mevlit merasimi düzenlemiştir. Muzaffereddin Gökbörü, muhtemelen bazı ritüelistik sahnelerle bir anma gerçekleştirmiştir ama maalesef bu sahnelerin nasıl gerçekleştiği hakkında bilgimiz yoktur. Günümüzde gerçekleşen Mevlid merasimleri ile ilgili bir makale hatırlıyorum; 90’lı yıllarda Türkiye Günlüğü dergisinde yayımlanmıştı ve müellifi bir İngiliz idi. Ne acı!... Hâlâ Mevlid merasimi hakkında yerli bir çalışma yok.

MEVLİD METİNLERİ NEREDE?

1999 yılında Bayburtlu İrşâdî Baba (1803-1879)’nın Mevlid’ini neşretmiştim. O metinle uğraşırken diğer Mevlid metinleri ile de uğraştım. O günün teknolojik imkânları ile 65-70 kadar Türkçe Mevlid metni olduğunu tespit etmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığına bu metinlerin yeni harflere aktarılarak neşredilmesine dair bir proje vermiştim. Saf saf dilekçe yazıp meramımı anlattım. Nerden bileyim böyle işler için önce kulis yapılıp gerekli mevki-makam sahibi insanların ikna edilmesi için ayrıca alın teri döküleceğini!... Tabii 3-4 satırlık bir red cevabı geldi. Sonra birileri bu işe kalkışmış diye duydum ama ne oldu bilmiyorum. İnşallah başarıya ulaşırlar ve bu geleneğin külliyatını topluma kazandırırlar.

65-70 kadar Türkçe Mevlidîn yanında bu topraklarda 20 kadar Kırmançî-Zazakî Mevlid de yazılmıştır. Boşnakça ve Arnavutça Mevlidler de var. Bu toprakların gayr-ı Müslim halkı olan Rumlar da bizim Mevlid geleneğimizden etkilenmişler ve Rumca Mevlid yazmışlardır.

İnternette var. Kürtçe Mevlid’i bir dinleyin. O aruz ritmi ve âhengini derinden hissedersiniz.

MEVLİD OKUTMAYAN CAHİLLER

“Cahiller” dediğime bakmayın… Çoğu gûyâ okumuş-yazmış insanlar. Aralarında dinî tahsil yapanlar da var. Hatta mevlid okumaya düşmanlığı teşvik edenler, bunlar. Ezberledikleri birkaç şeyle dinî fetva vermeye kalkan bu “okumuşlar” 617 yıllık edebî geleneği yok sayanlardır. Elbette hemen anlamışsınızdır; bu gürûh, edebiyattan, şiirden, söz güzelliği ve estetiğinden anlamayan kaba-saba insanlar gürûhudur. “Mevlid yerine Kur’an okunsa…” imiş. Zaten her Mevlid merasiminde Kur’ân-ı Kerim okunur. Bir de bunun yanında, Kurân’a muhalif bir kelimesi bile olmayan; hatta her dediği Kur’an’dan kaynaklı olan bir estetik metin olan Mevlid okunur. Onun ne zararı var?

HZ. MUHAMMED’İN DOĞUMUNUN 1500. YILI MI?

Geçen cuma Diyanet İşleri başkanlığı hutbede dedi ki: "Bu yıl Peygamber Efendimizin doğumunun Hicrî 1500. yılı."

O anda aklıma takıldı ama ibadet huşu’una matematik karıştırmayayım diye üzerinde durmadım. Sonra oturdum hesap yaptım. 2026 - 571 = 1455 yıl eder. Hicrî takvim ile Milâdî takvim arasındaki “30 yılda 1 siviş yılı” hesabını da yaptım. Karşıma 1503.26 rakamı çıkıyor. Yani bu hesaba göre 1500. yıl 3.26 yıl önce imiş, Bu da 2023-2024 yılı falan eder. 2026’da 1500. doğum yılını Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl hesapladı acaba? “Yuvarladı” desem, 2023-2024 yılları yuvarlamaya daha uygundu. Neyse… Diyanet’in işine karışılmaz.

BİR ZİHNİ DERİN HATIRLATMASI.

Bugün Türkiye ekonomisinin en önemli ürünlerinden bir olan çay’ı verimli bir tarım ürünü haline getiren ve Muğla çocuğu olan Zihni Derin’in vefatının 61. yılı. Geçen yıl 60. yılı idi; hiçbir şey yapılmadı.. Bu yıl da Zihni Derin unutuldu… Böyle önemli bir şahsiyet önce Muğla’da anılmalı, sonra başta Rize olmak üzere çay yetiştirilen Karadeniz şehirlerimizde anılmalı.