Dost meclislerinde zaman zaman memlekete gitmem söz konusu olduğunda “Muğla ile Turgutlu arası ne kadar?” diye sorarlar. Dikkat edilirse sorunun ucu açıktır. İki şehir arasının kaç kilometre olduğu mu soruluyor; kaç saat sürdüğü mü?... Belli değil… Muhabbet devam eder ve kilometre soruluyorsa, kilometre, saat soruluyorsa saat söylenir… Buna son zamanlarda ben “giga bayt”ı da ekledim. “Muğla ile Turgutlu arası ne kadar?” diye sorulduğunda “2 cigabayt”.” diyorum… Tabii cigabayt ile ne mesafe hesaplanır, ne de saat… “Nasıl yani?” diye sorulunca da açıklama yapıyorum: “TRT Türkü dinlerdim eskiden fakat internette ve youtube’da türküler de olunca, yol boyunca türkü dinliyorum ve iki şehir arasında 2 cigabaytlık internet kullanıyorum. Bu yüzden ikişehir arası 2 cigabayt tutuyor.” diyorum… Tabii herkese bu ölçü birimi tuhaf geliyor…

Mesafe ölçümünün sadece saat veya kilometre olmayacağını erken yaşlarda öğrenmiştim. Rahmetli şair Yetik Ozan (1942-1978) bir şiirinde, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki mesafeyi çok güzel ifade etmişti:

Sizin iller ile şu bizim ilin

Bir iki türkülük arası gardaş

İki yer arasındaki mesafeyi bu kadar güzel anlatan başka bir ifade duymadım bugüne kadar… Azerbaycan ile Türkiye’nin yakınlığını da bu kadar güzel anlatan bir ifade duymadım. Mesafeyi türkü üzerinden anlatmak… Hem de çok sevdiğimiz Azerbaycan türkülerini de hatırlatarak… Yakın zamana kadar radyolarda “Kars veya Iğdır türküsü” diye anons edilen ve aslında Azerbaycan türküsü olan türküler iki yer arasındaki yakınlığı ne kadar güzel anlatıyordu…

YOLDA TÜRKÜ DİNLEMEK

Evde televizyon yok… Artık her şeyi internetten hallediyoruz; müzik ihtiyacımızı da… Youtube’da bol miktarda türkü var… Tıkla tıkla dinle...

Yukarıda da dediğim gibi eskiden TRT Türkü’den türkü dinlerdim ve iki şehir arasındaki mesafeyi Yetik Ozan’ın dediği gibi “bir iki türkülük” değil de “üç türkü programlık” olarak ifade ederdim; internet çıkalı beri ve youtube’da olunca ölçü cigabayt’a döndü…

Şimdi memlekete giderken bol bol türkü dinliyorum…

Vaktiyle Davut Sulari’den çok dinlediğimiz kendi bestesi olan “Kirpiğin kaşına değdiği zaman” türküsü, artık pek çok sanatçı icra ediyor… Ben en çok Özlem Çelik ve Aynur Haşhaş’tan dinlemeyi seviyorum. Güler Duman da güzel söylüyor ama benim tercihim Özlem Çelik ve Aynur Haşhaş… Özlem Çelik türkünün 2 dörtlüğünü; Aynur Haşhaş ve Güler Duman 3 dörtlüğün üçünü de okuyor. Kadim bir tren sevdalısı olarak üçüncü dörtlüğü daha çok seviyorum tabii:

Hasretin bırakıp özlem getiren

Güllerin yerine diken bitiren

Gönlümde yarayı o tiren

Ötünce hatırla yar beni

Arabamla yolculukta dinliyorum ama o kadim tren kültürünün en önemli parçası olan “hasret” de olunca, tüm hatıralarla zihnimde canlanıyor mazi…

6 sene önce keşfettiğim bir yeni ses var… Karadeniz’den… Nesrin Kopuz… Enstrüman eşliği olmadan çıplak sesle söylediği türkü var:

Bu dağlara gelmemun (Ben onun canani)

İki sebebi vardur (Hani sevduğum hani)

Birisi karli dağlar (Ben onun canani)

Biri sevdali yardur (Hani sevduğum hani)

Valla tıklayıp tıklayıp dinliyorum… Çok berrak bir ses ve harika bir icra…

Öteki karadenizli kızımız da Özlem Üngör… Onu da yeni keşfettim… Çok berrak bir ses… Gırtlağı da çok güzel. Bir de,

Yare selam söyleyin

Gurbet elin kuşları

Sildi mi kurudu mi

Gözümdeki yaşlari

demiyor mu?... İçimizin yağları eriyor… Ses güzel, türkü güzel…İcra güzel… Eh!... Türküde anlatılan aşk da güzel olunca, yol boyunca tıkla tıkla dinle… Her dinleyişte biraz daha katarsis yaşa…

Bir ara da Musa Eroğlu’dan

Seher yeli bizim ele gidersen

Nazlı yâre küstüğümü söyleme

Ne hallara düştüğümü sorarsa

Bağrıma taş bastığımı söyleme

Türküsünü dinleyip yoğun bir kahır ile yaşanmış bir katarsistik duygu… Tıkla tıkla dinle… Dinle dinle kahır duygusunu yaşayarak “yeğnileş”, hafifle…

Sonra “yol türküleri” başlığındaki türküleri keşfettim. Uzun olanı da var kısa olanı da... Benim tercihim daha çok Nazlı Öksüz… Nazlı Öksüz’ü de yeni keşf ettim… Harika bir sesi var ve türküleri hiç bozmadan, orijinal ses ve tavırlarıyla okuyor… Bi tıkladın mı 48 dakika arka arkaya harika türküler dinleyerek yolun nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile.

Cehlimi mazur görün, 6 ay kadar önce Elif Avcı’yı keşfettim. İnternette karşıma çıktı. Muğla’mızın o güzel “Sürmelim” türküsünü harika okuyordu. O ses titretme ve gırtlak kullanımı ses güzelliğine başka bir renk katıyordu. Birkaç dinleyince, Kerkük türkülerini de çok güzel icra ettiğini gördüm. Yol boyunca birkaç defa onun türkülerine de uğramdan olmazdı…

Serde Yörüklük olunca türküsüz olmuyor… Eskiden deve katarları ile giderken söylenirmiş türküler, şimdi arabayla yol alırken tıklıyorsun telefona, yol boyu en güzel türküleri dinleye dinleye gidiyorsun gurbetten sılaya… Arada o güzel türküyü dinlemek için arabayı yol kenarındaki söğüt ağacının dibine çekip sakin sakin dinliyorsun. Gördüğü her pınar başında dinlenen deve kervanı gibi oluyor. Yol biraz uzuyor ama türkü için değer Süheylâ!...