İnsan hayatındaki her ilişki, her yaşantı bir fırsat…
Kim olduğumuzu, gücümüzü, bu gücün nereden geldiğini, korkularımızı, zayıflıklarımızı, zaaflarımızı ve nihayetinde de hayatın anlamını ve sevginin kıymetini öğreten bir ders…
Çoğu zaman zorlayıcı, üzücü, sinir bozucu, moral bozucu, kalp kırıcı deneyimlerden alınan dersler... Çünkü her biri bir şekilde zamanımızdan, sağlığımızdan, enerjimizden, moralimizden, mutluluğumuzdan alıp gidiyor. Buna rağmen her biri öğretici, geliştirici, sevgiyi ve kıymet bilmeyi deneyimleme imkânı veren birer fırsat...
Örneğin; sevgi ve romantik ilişki…
Çoğumuzun ilişkiden anladığı romantik ilişki, sevgiden anladığı aşk. Aşktan anladığı cinsellik. Oysa insan yaşamında tek tür ilişki olmadığı gibi tek bir sevgi de yok.
Onun içindir ki 20'li 30'lu yaşlarda ile birlikte romantik bir ilişki/sevgi arayışına girişen birçok genç ilişkileri ve sevgiyi tek türe indirgediği, tüm arayışını buraya odakladığı için çoğu kez hayal kırıklığına uğruyor.
Hayal kırıklıkları arttıkça da tümden bu arayıştan uzaklaşıp romantizm içeren her şeye karşı bir refleks geliştiriyor; evlilik de dahil. Daha da ilerleyen yaşlarda ise bastırılmış duyguların etkisiyle yanlış ilişkilere doğru yelken açıyor. Her ilişkiden cinsel bir yakınlaşma devşirmeye çalışıyor.
Oysa insan yaşamında her ilişki anlamlı ve değerli.
Anlamlı çünkü her sağlıklı ilişkinin hayatımızda doldurduğu bir boşluk var.
Değerli çünkü her ilişki bizim için ya bir kazanç ya da bir ders.
Aradığımız o güzel ilişkiyi, harika sevgiyi; her detayıyla planlanan bir yaşamın aksine, en sıradan karşılaşmalarda hatta hiç beklemediğimiz bir anda bulabileceğimizi bize hatırlatan bir ders.
Yanlış kişiler ve yanlış ilişkiler her ne kadar sinir bozucu ve sarsıcı olsa da aynı zamanda herkes için en iyi öğretmen.
Tıpkı “Ben edebi edepsizden öğrendim.” diyen Lokman Hekim’in öğrenmesi gibi…
Tıpkı hayatın kaybetmekle başlaması gibi… İnsan, en güvenli sığınağı olan anne rahmini ve buradaki konforu terk ederek/kaybederek hayatla tanıştı ve yaşamı öğrendi. O kusursuz dünyanın kaybının acısıyla ağlayarak dünyaya geldi.
Hayat, bir okuldu ve bu okulun en iyi öğretmeni de “kayıp”tı.
Hayat olduğu sürece de kaybetmeye devam edecek insan… Kaybı önlemeye çalışmak, kaybetmekten korkmak nafile…
İnsan bu dünyada kalıcı olmadığı gibi insana dair hiçbir şey de kalıcı değil. İnsanın herhangi bir şeye sahipliği de geçici. Makam, imkân, güç, güzellik; hepsi gelip geçici.
Geriye bir şey kalıyor: Kaybın can yakan dersini iyi dinlemek… Çünkü kayıp olmadan gelişme de olmuyor.
Kayıp, fark ettiriyor.
Kayıp, hissettiriyor.
Kayıp, özgürleştiriyor.
Kayıp, birleştiriyor.
Özetle; kayıp öğretiyor.
Hayat bize gösteriyor ki iyiler de kaybediyor, kötülerde… Önemli olan bu kaybın yaşamın doğal akışı içerisinde ve bizim kontrolümüzde olup olmadığı. İnsanın bile bile lades deyip demediği.
Bastırılmış duygularına hâkim olamayarak ve elindeki gücü kullanarak muhatabını farklı şekillerde taciz eden sapık ruhlu insanların kaybı ikinci gruba giriyor. Çünkü zulüm ile âbâd olunmuyor ve bu hayatta hiçbir şey gizli kalmıyor.
Umarım, bu ahlaksız mücadeleyi kaybedenler içine düştükleri durumdan bir ders çıkarırlar. Umarım, geç de olsa bu kayıp onlara da öğretir.
07.08. 2024