Değerli dostlarım, geçen hafta yazımın başlığı “Sev seni seveni Hak ile yeksan ise” ile huzurunuza çıkmıştım. Değerli okurlarımdan almış olduğum yapıcı tenkitlere çok teşekkürler ediyorum. Başlık eksik olmuş, iki beyittir, 2’nci beyit hakkında da yazacak mısın yönündeki telkinleri, zaten ikinci beyit ile hazırlamış olduğum yazımı daha da güçlendirdi. Ne mutlu yazımı okuyup da, bana doğru yolu gösteren dostlarımın varlığına. Evet bugün de nasip olursa beytin 2’nci cümleciği hakkında birlikte konuşup görüşeceğiz.
Daha çok Davud (A.S) Peygamber ile birlikte anılır bu iki cümlecik. Davut (AS) Peygambere Allah’ımız vahyetti. Ey Davut beni insanlara sevdir diye. Davut Peygamber de Ey Allah’ım ben seni seviyorum. Seni sevenleri de seviyorum. Ancak; seni insanlara nasıl sevdireceğim. Bana vahiy yolu ile bildir. Davut (AS) Peygamber olsa da sonuçta bir insandır. Allah’ımız vahiy yolu ile Ey Davut beni insanları mutlu, huzurlu ve hayır işleri yaparken sevdir. Zira insanlar hayır yaparlarken beni arıyorlar buyurdu. Davut (AS) Peygamberin sesi çok güzeldi. Kendisine “ZEBUR” isimli dört büyük kitaptan biri olan bu kitap indirildi. Rivayet edilir ki Davut Peygamber Zebur-Şerifi okumaya başladığında kuşlar uçuşlarını bırakır sular akmasını bırakır ve Davut Peygamberin okumasını dinlerlermiş. Halk arasında bir hocanın sesi ya da bir müzik yapan kişinin sesi çok güzelse bunun sesi Davudî ses denir.
İnsanı sevmek, insana muhabbet duymak çok faziletlidir. Pekâla her insanı sevebilir miyiz. Burada da “Yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü’” atasözümüz devreye girer. Her insan bir değildir. Her insan yaratılış farklılığı da olabilir. Her insan Rabbimiz tarafından dünyaya gönderilmiştir. Dünyaya gönderiliş biçimi de oldukça manidardır. Konunun anlaşılması bakımından kısaca değinmek isterim. İlk insan ve ilk peygamber Adem (AS) peygamber ile Havva annemiz Cennettelerdi. İdi diyorum. Burası çok önemli. Hern ne kadar peygamber olsa da Adem (AS) sonuçta o da bir insandır. Havva annemiz ile Cennette yaşarlarken, Şeytan devreye giriyor. Tabii şeytan insanoğlunun dünyadayken en büyük bir düşmanıdır ama görünmez. Önceleri adı İblis idi. Allah, insanoğlunu imtihan için yaratmıştır. Zira dünya bir imtihan sahasıdır. Bazı imtihanlar da Cennette de yaşanıyor. Adem (AS) Peygamber ile Havva annemiz örneğinde olduğu gibi. Cennette bir meyveli ağaç vardır. Allah buyurdu ki; ey Adem ve Havva bu ağaca dokunmayınız. Bir müddet dokunmadılar. Sonra Şeytan sözü dinlenir bir insan kılığı ile önce Havva annemize yaklaşarak dedi ki ey Havva bu ağacın meyvesinden yerseniz Cennete daha çok kalacaksınız. Havva annemize git Adem’e söyle dedi. Şeytan gitti Adem (AS) Peygambere Ey Adem eğer bu ağacın meyvesinden yerseniz Cennette ebedi kalacaksınız dedi. Adem (AS) Peygamber hadi oradan dedi şeytana. Bu sefer şeytan yine Havva annemize yaklaştı ve dedi ki eğer sen yersen Adem de yiyecek gel bu meyveyi ye ve birlikte ebedi kalın CENNETTE!.. Havva annemiz bu söze inandı ve Adem(AS) peygamberi de beraberine alarak Allah’ımızın “Yaklaşmayın” buyurduğu ağacın meyvesini yediler. Allah’ımızın bırakın yemeyi yaklaşmayınız buyurduğu ağacın meyvesini yiyerek Allah’ımızın buyruğuna karşı geldiler. Ve nihayetinde Adem (AS) Peygamber ile Havva Validemiz Cennetten çıkarıldılar. İnsanoğlunun dünyaya gönderiliş biçimini ilim adamları bu şekilde rivayet ederler. Mevlid’in müellifi Merhum Süleyman Çelebi bu hadiseyi şöyle izah eder.
Çün Yarattı Adem’i,
Adem ile müzeyyen kıldı Âlemi.
Eğer Adem (AS) peygamber ve Havva Validemiz dünyaya gönderilmeseydi dünya ya da insan olur muydu.
Süleyman Çelebi’nin diliyle, Adem ile süsledi dünyayı Allah’ımız diye yakarıyor.
Konu başlığımı bir defa daha hatırlayalım “Sevme! seni sevmeyeni mısır da sultan ise” İlk mısra nasıldı. Sev seni seveni Hâk ile yaksan ise idi. Eğer bir insan eğer bir yaratılan Allah ile bir beraber ise o insanı sev. O insana muhabbet duy. İkinci mısra da, eğer seni sevmeyen Mısır da sultan bile olsa onu sevme. İnsana muhabbet duyma. Burada yine Nasreddin Hocamızın meşhur kelamlarından olan “Ye kürküm ye” ifadesi yerini bulur.
Allah’ımızın da Davut (AS) peygambere vahyettiği gibi, sevme, eğer bir kul eğer bir insan biz Azimüşşan (Allah) ile birlikte değilse, beraber değilse o insan çok büyük makamlarda da olsa o insanı sevme ve muhabbet etme. Sizlerde yaşamışsınızdır. İnsanı sevmek insana muhabbet duymak Amelî olmasa da kalben ortaya çıkan bir durumdur.
Gerçek dostluk karşılıksız, menfaatsiz olan dostluktur. Gerçek sevgi gerçek muhabbet de böyledir. Karşılıksız ve menfaatsiz olan dostluk ve arkadaşlıklar ömür boyu devam eder. Bir karşılığa veya bir menfaate dayanan dostluklar ise menfaatin bittiği yerde dostluk da arkadaşlık da muhababette biter.
Zamanımıza baktığımız zaman durum pek parlak değil gibi görünüyor. Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar sözü meşhur Hâk aşığı ve Şair Fuzuli ye ait olduğu söylenir. Çok uzatmadan hem de gençlerin hatırında kalmasını sağlamak için bir parantez açalım. Fuzulî devlet dairesine gider bir işi için. İşi yaptırmak için uğraşır, uğraşır ama muvaffak olamaz. Kime gitti ise yüzüne bakmazlar. Tabii bu durum Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemine rast gelmektedir. Fuzulî uğraşır dil döker ama devlet dairesindeki işini yaptıramaz ve mücadeleden vaz geçer. Meşhur şikayetname adı altında bir şiir yazar. O şiirde “Selâm verdim rüşvet değildir diye almadılar” sözü ser levha olarak karşımıza gelir.
Hem hatırlamak ve hem de hayırla yad etmek için Fuzulî’nin o şiirinden bir kıt’ayı yazımıza alarak sonlandıralım.
“Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar,
Hüküm (belge) gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler,
Gördüm ki süalime cevaptan başka nesne vermezler,
Çaresiz mücadeleyi terk ettim.
Allah Rahmet eylesin. Mekanı Cennet olsun. Fuzuli’yi anmak ve anlamak gerekiyor diye düşünürüm.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız…