Biliyorum bugün herkes değil, ama yerel yönetimlerde çalışanlar ve olup bitenlerle ilgili olanlar, ilgilenenler önceki gün Belediye İş Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Ali Esen ile görüştük mü, görüştükse ne konuştuk onun merakı içindeler.

İnanmayabilirsiniz, bende “böyle bir şey olabilir” deseler inanmazdım, sadece “yetki mücadelesini” değil, sendikacılığı, CHP ve Yeni Parti’yi yerel yönetimlerin sıkıntılarını, daha pek çok şey konuştuk.

Karşımda bir partinin “il başkanı” gibi bir kifayetsiz yoktu. Her şeyi konuşabileceğiniz, bilen ve bilmekle birlikte öğrenmeye meraklı, eleştirilmekten, sorgulanmaktan çekinmeyen, saygılı bir genç adam vardı. Görüşme talebini kabul ettiğim için pişman olmadım…

*

Ona gelmeden önce “Bağımsız ve taban odaklı sendikal örgütlenmeyi savunan; işçilerin karar süreçlerine doğrudan katılımını vurgulayan, Türkiye'de işçi hakları ve bağımsız sendikal örgütlenme alanındaki çalışmalarıyla tanınan bir sendikacı olarak tanınan Başaran Aksu’dan” söz etmek istiyorum.

Yaklaşık 30 yılı aşkın süredir Türkiye işçi hareketi içinde yer almakta olan ve farklı sektörlerde sendikal örgütlenme faaliyetleri yürüten Başaran Aksu ile yapılan bir söyleşi internette önüme geldi. Tesadüf…

Sendikacı Başaran Aksu, gazeteci İnan Demirel'in Youtube kanalına konuk olmuş. Aksu, Türkiye'de sendika başkanlarının kazandıkları paralarla ilgili ilginç açıklamalarda bulunmuş.

İnan DemirelSendikacılık Türkiye de para kazanılan bir şey midir?” diye soruyor. Aksu Elbette” diye yanıt verirken, diyalog şöyle devam ediyor:

İyi para mı?” … “Çok iyi paralar… Ayrıca 4 yılda bir ‘hizmet ödülü’ adı altında 5 milyon, 10 milyon lira gibi ödemeler yapılıyor. Makam tazminatı alıyorlar, iki ayda bir çift maaş alıyorlar. Kendilerinin ve ailelerinin yeme, içme, tatil, giyim gibi birçok harcaması fatura karşılığında sendikaya ödetiliyor.

*

Evet ben de şaşırdım. Bu diyalogdan daha önce haberim olsaydı Ali Esen’e sendika şube başkanı olarak ne kadar maaş aldığını sorardım. Ama “20 milyona lüks ofis satın almış, faaliyetinizi orada yürütüyormuşsunuz? 20 milyonun kaynağı ne?” diye sordum.

Abi ofis değil bina… İki şube aynı binadayız. TÜRKİŞ’in bir prensibi var, bina ve otomobil kiralamıyor. Satın alıyor. Daha karlı ve spekülasyona yer vermiyor. Lükse gelince Muğla’da yeni yapıların hepsi lüks.” diye anlattı.

Tekrar Başaran Aksu’ya dönelim. Aksu söyleşide “Bunlar zenginleşmenin sadece görünen kısmı. Büyük faturalar ve finansal işlemler üzerinden de ciddi gelir elde ediliyor. Örneğin sendika kasasından geçici olarak 10 milyon lira kullanıldığında, bunun aylık faiz getirisi yaklaşık 300 bin lira. Grev yok, eğitim yok, ciddi bir faaliyet yok; işçiler sadece aidat ödüyor.” diye devam ederken,

DİSK’e bağlı Genel-İş’in başkanının 600 bin liranın üzerinde maaş aldığını söylüyor. Aklıma milletvekillerinin maaşları geldi, ama milletvekili olmak daha kolay… Yönetim kurullarının çift maaş ve hizmet ödülleri aldıklarını söyleyen Aksu şöyle devam ediyor:

Oysa Sendikalar Kanunu gereği kongre dönemlerinde hazırlanan yeminli mali müşavir raporlarının sendikaların internet sitelerinde yayımlanması zorunlu. Bu raporlar en azından sendika hesabından yapılan ödemeleri kalem kalem gösteriyor. Biz bunları inceleyip kamuoyuna açıkladıktan sonra Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar, kanunen yayımlamak zorunda oldukları yeminli mali müşavir raporlarını artık yayımlamamaya başladı.

Bence TÜRKİŞ’in ve DİSK’in Muğla’daki temsilcileri o raporları ve kendi aldıkları maaşları açıklamalılar. Biz neyse de aidatını aldıkları işçilerin bunu öğrenmeye hakları var…

*

Bu arada dün DİSK Genel İş Üyesi bir belediye işçisi (adı bende) özelden bilgi notu göndermiş. “… geçen gün yazdım fırsat olmadı devamını getiremedim Büyükşehir de çalışıyorum sendikal olaylar malum herkes bir şeyler söylüyor, ama bu işte yine her zamanki gibi zararı işçi görüyor.” diyerek şu ifadelerde bulunmuş:

Bu sefer gerçekten olaylar başka, önceden tek sendika vardı şimdi 2 ve rekabet olduğu gibi baskılarda gün yüzüne çıkmaya başladı. Belediye üst mevkisiyle alt memur kesimine kadar Belediye İş’in alması için elinden geleni yapıyorlar. Nasıl nemalandılar bilmiyorum ama baskılar var DİSK üyelerine karşı. Ben mesela şoförüm DİSK üyesiyim diye mobing baskı var. Ve şimdi taktik 150 kişi civarı personel alımı var beklettikleri onları işe alıp Belediye İş’e üye yapıp DİSK’i diskalifiye edecekler.

Bu iddialar çok yaygın. Ancak Ahmet Aras Başkanyetki yarışının” sonuçlanmasına 4 saat kala yaptığı açıklamada şöyle diyordu:

Göreve geldiğim ilk günden itibaren temel anlayışım, çalışanlarımızın sendikal tercihlerini hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen kendi özgür iradeleriyle yapabilmelerini sağlamak olmuştur. Muğla Büyükşehir Belediyesi'nde hiçbir çalışanımızın hangi sendikaya üye olacağına belediye yönetimi karar vermez; bu karar yalnızca çalışanlarımızındır. Bizim görevimiz, Anayasa'nın ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun güvence altına aldığı sendikal hakların özgürce kullanılabileceği demokratik bir çalışma ortamını oluşturmaktır. Göreve geldiğimiz günden bu yana bu anlayıştan hiçbir zaman taviz vermedik.

*

Ahmet Aras Başkan’ın açıklaması net ve açık… Ancak bunları sanırım önce Genel Sekreteri Tayfun Yılmaz ile özel danışmanın kafasına sokması lazım. Ateş olmayan yerden de duman çıkmaz…

Belediye İş Sendikası Muğla 2 No’lu Şube Başkanı Ali Esen’e sordum. Yanıtı şöyle oldu:

Bir tek kişi benim belediye çalışanı kardeşlerimize baskı yaptığımı söyleyemez. Benim tek kusurum var, Genel Sekreterimiz Sayın Tayfun Yılmaz’ın şoförlüğünü yapmış olmam. Benden veya sendikamızdan ne menfaati olabilir ki. İddia sahiplerinin ispat etmeleri gerekir. İspat edemezlerse ne denir bilirsiniz, onu da söylemiyorum. Elbette yaşadığımız süreç kolar bir süreç değil. Keşke güle oynaya yapsaydık. Elbette süreç içinde maksadını aşan ifadelerde bulunan arkadaşlarımız da olmuş olabilir. Varsa versinler isimlerini gereğini yapalım. Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın açıklaması ortada. Ben daha ne diyebilirim.

Bunun üzerine “150-200 yeni işçi alınarak açığın kapatılacağı” iddialarını sordum. Gülerek “Arada o kadar mı açık varmış?” deyip, benim de tam bilmediğim işleyişi şöyle anlattı:

MUBEP’te yetkinin kimde olduğu henüz net belirlenmiş değil. 3 Eylül de kesinlik kazanacak ve o güne kadar da her iki sendikaya üyeler gidip geliyor olacaklar. Şu anda bendeki üyelerden geri çevirebiliyor, yani Genel İş’e geçebiliyorlar. Ben de onlardan üye geri çevirebiliyorum. Her şey Çalışma Bakanlığımızın 3 Eylül’de göndermiş olacağı sayılara göre netleşecek. MUBEP’e yeni işçi alınıp üye yapılacak iddiaları çok ucuz propaganda. Böyle bir şey yok.”

*

Bu arada dün Genel İş Sendikası Muğla 2 No’lu Şube Başkanı Heybet ÖzmanBirlikte Daha Güçlüyüz… Yetkimizi aldık, mücadelemize devam ediyoruz.” başlıklı bir paylaşımda bulundu. Paylaşımında “Sendikalar arası yetki sürecimiz, 2 Ağustos tarihinde saat 24.00 itibarıyla tamamlanmıştır.” diyen Heybet Özman şu ifadelerde bulundu:

Bu vesileyle, süreç içerisinde çeşitli nedenlerle sendikamızdan ayrılan tüm yol arkadaşlarımıza gönülden bir çağrıda bulunuyorum: Gelin yeniden kendi yuvamız olan DİSK Genel İş Muğla 2 No'lu Şubesi çatısı altında buluşalım. Geçmişte yaşananları geride bırakalım. Kırgınlıkları, küskünlükleri değil; birliğimizi, dayanışmamızı ve ortak mücadelemizi büyütelim... İnanıyorum ki omuz omuza verdiğimiz her adım, emeğin haklarını koruma ve geliştirme mücadelemizi daha da güçlendirecektir. Bu inançla hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm arkadaşlarımızı yeniden aynı çatı altında buluşmaya davet ediyorum.

Oldukça çelişkili ve manidar bir açıklama olmuş. Sendikalar arası yetki süreci, 2 Ağustos tarihinde saat 24.00 itibarıyla tamamlandı ise bu açıklama ne? Sevgili HeybetGeçmişte yaşananları geride bırakalım. Kırgınlıkları, küskünlükleri değil; birliğimizi, dayanışmamızı ve ortak mücadelemizi büyütelim... Bu inançla hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm arkadaşlarımızı yeniden aynı çatı altında buluşmaya davet ediyorum.” ifadelerine neden ihtiyaç duydun?

Yorum yapmak istemiyorum. Zaten yerimde az kaldı…

*

Öte yandan önceki günde bana göndermediler, basında gördüm, Belediye İş Sendikası da bir açıklamada bulunmuş. Gazetelerde “Belediye-İş’ten DİSK’e Sert Yanıt: Dedikodu ve İftiralar Dönemi Sona Ermiştir” başlığı ile çıktı.

Şimdi gel de sorma; Belediye İş, DİSK’le mi Genel İş’le mi yarışıyor?

Neyse haber özetle şöyle:

Muğla Büyükşehir Belediyesi’nde 2027 Toplu İş Sözleşmesi öncesi devam eden sendikal yetki sürecinde, Belediye-İş Sendikası DİSK Genel-İş’in gündeme getirdiği sendikal baskı iddialarına yanıt verdi. Belediye-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Erdal Kutlu, sendika binası önünde yaptığı açıklamada, belediye yönetiminin sendikal süreçte tarafsız olduğunu savunarak, işçilerin sendika seçme özgürlüğüne saygı gösterildiğini söyledi.

DİSK Genel-İş’in iddialarını reddeden Kutlu, belediye önündeki eyleme ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, ‘Artık dedikodu ve iftira dönemi sona ermiştir. Muğla emekçisi, özgür iradesine, geleceğine ve alın terine sahip çıkacaktır’ ifadelerini kullandı.”

Buna da yorum yapmak istemiyorum.

Ancak her iki sendika şubesi yöneticilerine de sormak istiyorum: Muğla’da hanginiz ücret sendikacılığı değil de sınıf sendikacılığı yapıyorsunuz? Bu anlamda neler yaptınız?

Dün hanginiz Şemsi Denizer’i andınız? Ruhu şad olsun…

Ben hala eski günlerin hatırına DİSK’e bağlı Genel İş’in yanındayım, ama Ali Esen’in de değerlendirmeye alınmasında yarar var. Bana mayasında sendikacılık var gibi geldi…

Umarım Ahmet Aras Başkan da bundan sonra o açıklamayı yarış başlamadan ortalık gerilmeden yapar…

--------------- --------------

GÜNÜN SÖZÜ; Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi? Çırpınıyor ayakları altında, bir avuç hergelenin. --Nâzım Hikmet