Bu hafta başında ders zili çaldı, yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Yeni dönemin çocuklarımız, gençlerimiz ve milletimiz için verimli ve hayırlı olmasını diliyorum.

Ebeveynler, aylardır evlatlarının geleceği için adeta seferber oldu. Okul ve öğretmen tercihleri yapıldı, bunun için gerekiyorsa adresler değiştirildi, imkânlar zorlandı. Tüm bu mücadele tek bir amaç içindi: Çocuklarımızın iyi bir meslek ve kariyer sahibi olması, yüksek bir gelir elde edip kimseye muhtaç kalmaması…

Sonunda çocuklar okula başladı ve vazife öğretmenlere devredildi. Beklenti yüksek çünkü emek verildi, masraf yapıldı. Artık okul ve öğretmen de bizahmet o “iyi” eğitimi versin, değil mi? İşte düşünce ve yaklaşım olarak gelinen nokta…

Diğer taraftan işimiz, ilişkilerimiz, ticaretimiz, siyasetimiz başta olmak üzere hayatın her alanında yaşanan yozlaşmadan hepimiz mustaribiz. Hepimiz şikayetçiyiz ama kimse nedense “Biz nerede yanlış yapıyoruz?” demiyor. Herkes “öteki”ni suçlama telaşında. Kimse kendisini gelinen noktanın sorumlusu görmediği için çözümün bir parçası olarak da görmüyor. Kötü olan iyileşsin… Bozan düzeltsin…

Bu yaklaşım, insanın kendini aldatmasından başka bir şey değil. Geldiğimiz nokta “doğru” yer değilse, sonuçtan herkes sorumludur.

Özellikle de çocuklarının gelecekte “iyi” bir meslek-kariyer-gelir sahibi olmalarını isteyen ancak “iyi” bir insan-evlat-vatandaş olmaları konusunda tek cümleleri olmayan ebeveynler.

Hazır çocuklar ders başı yapmışken, biz de ebeveyn olarak kendimizi eğitime almalıyız. Eğitim; hayat boyu süren bir ahlak, değer ve davranış kazanma süreciyse, ebeveyn olarak kendimizi bu halkanın dışında tutamayız.

İşe zihniyetimizi değiştirmekle başlayabiliriz. Çocuklarımıza “Oku da büyük adam ol, çok para kazan, kendini kurtar.” demek yerine; “Oku evladım; Rabbini, hayatın anlamını ve yaşam amacını bil. Kendini, haddini, değerlerini tanı. Vatanına faydalı ol. Edebini, ahlakını, garibi ve mazlumu koru.” diyebilmeliyiz.

Bütün bu amaçları göz ardı eden, maneviyattan ve değerlerden yoksun bir eğitim çıkmaz sokaktır; sahibine bencillik ve makam hırsından başka bir şey kazandırmaz. Bunun bilincinde olan bir ebeveyn olarak vazifemiz, öğretimle dünyalık sınavlara hazırlanan çocuklarımızı manevi yönden beslemektir. Okulda zihinleri doldurulan çocukların ruhunu aç bırakmamaktır.

Okullar çocuğumuza matematiği, fenni, tarihi, coğrafyayı, müziği öğretebilir ama bu bilgilerin nasıl kullanılacağı şuurunun verilebileceği yer evdir.

Edep, adap, görgü, saygı, nezaket, sorumluluk, emek, hak-helal, hakkaniyet, mahremiyet, iyilik, vefa gibi değerlerin çocuğa gösterileceği (daha doğrusu gösterilerek öğretileceği ki eğitim budur) yer ailedir. Çocuğun birey değil kişi, fert değil vatandaş, beşer değil insan olarak varlığının temellerinin atılacağı yer ailedir.

Anne-baba olarak bu konudaki bir diğer sorumluluğumuz da aile içerisinde buna uygun bir ortam oluşturmaktır. Okul-öğretmen çocuklarımızı eğitirken, ebeveyler olarak biz de bu eğitimin kök salması için uygun bir iklim oluşturmalıyız.

Öğretmen, eğitimin en etkili-önemli aktörüdür. Bunun içindir ki, velilerin en önemli sorumluluklarından biri de öğretmene alan açması ve onları desteklemesidir.

Öğretmen sadece bilgi aktaran değildir. Gerektiğinde hatırlatan, uyaran, ikaz eden ve cezalandırandır. Bütün bunların amacı da disipline etmektir. Eğitimin nihai amacı da insana bir yaşam disiplini kazandırmaktır. Çünkü beraberinde disiplin olmayan hiçbir şey, sahibine fayda sağlamaz.

İşte bu noktada anne-baba, çocuklarına öncelikle öğretmene hürmeti öğretmelidir. Edebi-disiplini eksik olan bilginin kimseye bir yararı olmayacağı düşüncesini çocuklarına aşılamalıdır. Kısaca, yaşam disiplini kazandıran her türlü önleme ve engellemenin, çocuklarımızın zihinsel, ruhsal ve mesleki gelişimi için vazgeçilmez olduğu unutulmamalıdır.

Biz bugün bunları unutmayalım ki çocuklarımız da yarın Allah’a itaati, değerlerine bağlılığı, vatanına sadakati, milletine vefayı unutmasın. Her ne iş yaparlarsa yapsınlar, severek ve “iyi” yapsınlar.

16.09.2026