Geçen hafta değerli kardeşim Şevki Hışır, çok güzel tütün fotoğraflarıyla beraber, kısa bir tütüncülük paylaşımı yaptı. Fotoğrafları ve yazılanları görünce çocukluğuma gittim. Çünkü biz de az tütüncülük yapmamıştık!... Çocukluğum tütüncülük, üzümcülük, armutçuluk ve çobanlıkla geçti. Yani, 6-7 yaşından itibaren ev ekonomisinde üretenler arasındaydım.
Bizim oralarda halk “Yıl 12 ay, tütüncülük 14 ay.” der…
Evet… Doğru, fidanların “ocakk”lara dikilmesinden tütünleri kalıplara basılmasına 12 ay geçerdi. Yani, tütünler kalıplara basılırken, bir yandan da gelecek yılın ürünü için fidanlıklarda “ocak”lar hazırlanmaya başlanırdı.
Tütün fidanları gübresi bol ve bir, bir buçuk metre genişlik ve 10 metre kadar uzunluktaki ocaklara ekilirdi. Bu ocakların kenarları hafif yüksek olur; tohumlar “teneke fışkırık” ile sulanır; üstlerine “kapanca” denek, ottan yapma kapaklar kapatılırdı. Mayıs sonu haziran başı tütün fidanları ocaklardan sökülür, kelter veya küfelerle tarlalara götürülüp dikilirdi. (Fidan sökülmüş ocakların olduğu yumuşacık yerde ne oynardık yaaa!... Eve gelince her tarafımız toprak ve gübreye batmış olurdu ve anamız “Gök başlısııı!... Gene fidanlıkta oynamışsın!...” derdi.) Kelterler ve küfeler, köylünün kargı veya kestane dalından ördüğü tarım kapları idi.
Tütün dikmek için tarlada çekilen "arık/garık"lara tütün dikilirdi. “garık/arık”ları açan alete “garık/arık çapası” denirdi. Bunlar ucu dar, sap kısmı geniş olan ve üçgene benzeyen çapalardı. Türün dikilir ve bitkinin sağlıklı büyümesi için “tütün çapası” denen küçük ağızlı çapalarla dipleri çapalanırdı. Kırım zamanı geldiğinde "dip, orta, uç altı, uç" kırımları yapılırdı. Sağ el baş ve işaret parmağı ile kırılan tütün yaprağı, sol kola dizilir; oradan kelterlere istiflenirdi. Tütün kırılırken de dizilirken de tütün katranları (Bazı yerlerde “saksak” Muğla’da “Tütün Akması” denir.) ellere yapışırdı. İkide bir katranı temizlemek lâzım. Dizilen tütünler, kargılara geçirilmiş iplere aktarılır ve bu kargılar tütün ızgaralarında kurutulurdu. Kuruyan tütünler depolara kaldırılıp bekletilir; bir süre sonra balya kalıplarıyla balya haline getirilirdi..
TÜTÜN KIRMAK, DİZMEK VE KURUTMAK
Tütün kırmaya sabah erkenden gidilirdi. Çünkü tütün yaprakları fazla güneş görmeden kolay kırılır; .güneş görürse yaprak yumuşar ve kırması zor olurdu.
Sabah güneş doğmadan kalkılır ve tarhana çorbası içilip tütün tarlasına gidilirdi. Tütün kırılır ve saat 10'a doğru "yağlı ekmek" yenirdi Biraz daha çalışılır öğleyin evde olunur. El-yüz yıkanıdır. Öğle yemeği yenir ve kelterlere doldurulmuş olan tütün ortaya dökülüp etrafına oturulur ve dizilmeye başlanır. Dizme işinde genellikle çocuklar çalışır. Tütün sahibi tütün kıranlara küçük cırcır böceği tutup tütünün arasına koymalarını tembihlemiştir. Tütün dizerken, küçük cırcır böceğini bulan ödüllendirilirdi.
Evin veya komşunun delikanlısı, dizilip kargılardaki ipe geçirilen tütünleri bahçedeki ızgaraya götürüp kuruması için ızgaraya koyardı. Izgaralar 50 cm kadar yükseklikteki sırıkların ucuna geçirilen ve 1 kargı boyu ( 1.5 metre kadar) genişlikte karşılıklı gerilen tellerdi.
Tütün kurulunca kadar ızgaralarda bekletilir; sonra balya haline getirilip satılırdı. Anadolu köylüsü, alışverişlerin ödemesini genellikle tütün parası ile yapar ve bu yüzden düğünler daha çok türün satıldıktan sonra yapılırdı.
TÜTÜNCÜ FIKRALARI
Zirâatle uğraşanların günlük hayatına bu kadar çok giren tütün ile ilgili fıkralar da anlatılır olmuştur
Benim Aaşa bi tütün dikee emme: Bizim dağlı (Bozdağ zirvesine yakın yerler) yörüğü Haççaba kızını övüyor: "Havı bulu'lu oosa, toprak nemârak oosa, baskının (toprakta tütün dikme deliği açan alet) ucu sivri oosa, garnı da tok oosa.... Benim Âşa bi tütün dikeee emme!..." Hatice abla kızının tütün dikmesini şöyle anlatıyor: Hava bulutlu olsa, toprak nemlice olsa, tütün dikme basıkısını ucu sivri olsa, karnı da tok olsa, benim Ayşe bir tütün diker ama!...)
Gaagı vaa, gaagıcık vaaa: Aydın pazarında bir tütüncü tütün kurutma kargısı arıyor. Pazarda kargı satan birinin yanına gelir ve kargı satın almak ister. Kargıcı da "Nasıl kargı istiyon bilader?" der. Müşteri de " Gaagı işte. Allah’ın gaagısı... Gaagının bi de nasılı-masılı mı oluu?" der. Satıcı da: "Olma mı leeen! Gaagı vaa gaagıcık vaa!... Gaagıdan gaagıyı fark vaa. Germencik gaagısı vaa baamak gibi, İncirlova gaagısı vaa dıınak gibi." der. (Bu hikâyenin İsbeyli-İsa beyli ve Atçe-Atça'ya izafe edileni de vardır.).
TÜTÜN TARLASINDA DOMATES TADI
Tütün tarlalarını dip yerlerinde domates dikilirdi. Bazen yağlı ekmek yerine o iri domatesler koparılır, kemire kemire ekmekle yenirdi. (Geçen Ağustosta tütün tarlasında olmasa da yaylada ekmeksiz, kemire kemire domates yedim.)
Tarlada bir şeyler yerken ne kadar sakınsak da tütün katranı (saksak) acısı bulaşırdı. O acılığı hâlâ hatırlarım.
FOLİDOL ACISI
Tütünde mavi küf hastalığı olurdu ve bunun da ilacı, şimdi yasaklanmış olan "folidol" idi... Mavi küf, yağmurdan sonra çıkardı ve folidol atınca geçerdi. Daha sonra, bu ilaç ile intihar vak'aları artınca yasaklandı...
TÜTÜN TOHUMU
Tütünün uç yaprakları kırılmaya başlanınca çiçekler açmış olur ve hatta bazı çiçekler tohuma dönmüş olurdu. Minnak kapçıkları kırıp o tohumları yemeyi çok severdik. Tabii tohuma kadar folidol etkisi geçmiş olurdu.
Yaaa işte böyle Süheylâ!... 60-65 yıl öncesine gidince neler çıkıyor!... Basit bir tarım işinde hatırlar saklı olduğu kadar, bu işi anlatan terimler de saklı. Vaktiyle bilimsel işi tütün olan bir arkadaşa, tütün terimlerinin izahlı sözlüğünü yapmasını teklif etmiştim; hâlâ yapılacak…