Her şey gibi insanları da farklı şekillerde sınıflamak mümkün. Özelliklerine, yeteneklerine, tercihlerine, tutum ve davranışlarına ya da iş yapma biçimlerine göre…
İnsanları, iş yapma ya da işe bakış biçimlerine göre iki gruba ayırabiliriz: Görünmek ya da bilinmek isteyenler…
Bazıları “görünür olmak” ister. Bir şekilde kendini göstermek, yerini korumak hatta hak etmediği yere gelmek… Bunun için tek yol görünür olmaktır. Başarılı olmak değil, başarılı görünmek ister. Kişisel mülkiyeti önemser. Bunun için sadece imaja, görüntüye yatırım yapar.
Bazıları ise “bilinmek” ister. İşiyle, eseriyle, yaptıklarıyla kendisini ortaya koymak ve bununla anılmak ister. Başarılı görünmek değil, işinde başarılı olmak ister. Kişisel mülkiyeti değil, üretici mülkiyeti önemser. Bunun için sadece gelişime ve üretime yatırım yapar.
Görünmek, bilinmekten daha cazip ve daha maliyetsizdir. Görünmek kısa vadede etkisini gösterirken, bilinmek uzun vadeli bir yatırım gerektirir.
Görünmek, “Dostlar alışverişte görsün.” anlayışının; bilinmek ise “İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir.” yaklaşımının sonucudur.
Görünmek isteyenler, “yapabilme imkânsızlığı çeken”; bilinmek isteyenler ise “yapabilme imkânı olan” kimselerdir.
Süslü cümleler, şık kıyafetler, ortam muhabbetleri, yalanla süslenen senaryolar, kendinden emin kahkahalar ve güdümlü ilişkiler… Biraz da referans desteği… Bunlar yapabilme imkansızlığı çekenlerin korunaklı limanlarıdır.
Kendini göstermek yerine yapabilme imkânını kullanmak ve geliştirmek isteyenlerin derdi ise “görünür” olmak değil “bilinir” olmaktır.
Görünür olmak isteyenler; suya sabuna dokunmaz, bir soruna çözüm üretme gayretinde olmaz, bir yeniliğe öncülük edemez, fikir veremez, rutinin dışına çıkaran bir kapı açma yeteneğinden uzaktır. Tek sorunları, yapabilme yetersizliği ve yetenek yoksunluğu çekmeleridir.
Onların, sizin yerinizde olmak ya da sizin önünüze geçmek gibi bir derdi de yoktur. Çünkü buna imkânı da yoktur. Çoğu kendi yetersizliğinin veya yeteneksizliğinin farkındadır. Ötekinin bilgisinin, yeteneğinin, deneyiminin de farkındadır. Kurallı bir müsabakada onu yenemeyeceğinin farkındadır.
Çünkü yapabilme yetersizliği çekenlerin, kendini korumaya yönelik farkındalığı oldukça yüksektir. Gelişime ve değişime yönelik farkındalığını geliştiremeyenler, kendini koruma söz konusu olduğunda oldukça mahirdir.
Bunun içindir ki onların tek derdi bir şekilde “yapabilme imkânı” olanı bertaraf edip, yarış dışında bırakmaktır. Onu sahneden atıp kendisi görünür olmaktır. Çalışarak başrolü kapmak yerine, başrol oyuncusunu filmin ortasında öldürmeyi seçerler.
“Yapabilme imkânsızlığı” çekenler; çalışmak, üretmek, başarılı olmak yerine kendini iyi, ötekini başarısız göstermek gayretindedir. Onlar, her sezonun trend/moda rengi, tarzı olmayı iyi bilirler. Her sezon yeni bir tartışma, yeni bir düşman yaratarak gündemde kalmayı ve modayı takip edenlere şirin görünmeyi başarırlar. Başkalarının yaptıkları üzerinden ayakta kalmanın yolunu ve başkalarına çelme takmayı da…
Ancak her film/tiyatro gibi bu senaryonun da bir sonu vardır. Onlar da moda olan her şey gibi gelip geçicidir. Bir gün, bir şekilde yetersizlik çukuruna düşüp görünmez olurlar. Kendi yetersizlik çukurunda boğulurlar, kaybolup giderler. Silinirler, ölmeden ölürler. Yapabilme yetersizliğinin verdiği eksikliği “görünür” olmak ile telafi etmek isteyenler unutulmaya mahkumdur.
Oysa “yapabilme imkânı”nı kullanıp kendini geliştiren, üreten, faydalı olan insanlar ise bir şekilde bilinirler. İyilikle anılırlar. Ölüp gitse de unutulmazlar. Yaşarken bilinmese de eninde sonunda bilinirler.
Tarih, bunun örnekleriyle dolu.
16.10. 2024