İnsan gezdikçe türlü türlü güzellikleri temaşa ediyor. Geçtiğimiz günlerde gidip gördüğüm Isparta için de böyleydi. Güller diyarında nice güzellikleri üç gün içinde yaşadım. Misparta koku müzesinde kokunun tarihini öğrendim, Turan Yazgan Müzesi on katlıydı özellikle Isparta halısının hem estetik hem de emek adına ortaya nasıl konulduğuna şahit oldum. Ulu Caminin yüzlerce yıllık yolcuğunda geçirdiği kederli dönüşümleri okudum. Gül dondurmasını yerken gülün o eşsiz kokusunu bu kez genzimde hissettim.

Tabi ki bunları yapmadan önce Isparta nasıl gezilir, neler yapılır sorusunun peşine düşmüştüm. İlgimi çeken şeyleri not aldım. İmkanım oldukça da yapmaya çalıştım. Bezirgan Sufrası notlarım arasındaydı. Mekanla ilgili videoları da izleme imkanım oldu. Cuma günü akşam vakti arabaya atlayıp yola koyuldum. Üç dört kilometre sonra Andık Deresi şelalesine vardım. Burası doğası itibariyle dikkat çekici bir yer.

Daha önce bakımsızlıktan dolayı yok olmaya yüz tutmuş bir yermiş. Tarihi Andık Deresi Bezirgan Şelalesi Mesirelik Alanı adıyla belediye tarafından düzenleme yapılmış. Şelalesiyle, havuz düzenlemeleriyle, piknik alanlarıyla, taşlara işlenen Isparta’nın değeri Köşe Göbek Halı deseniyle oluşturulan yürüyüş yoluyla, gece aydınlatmaları ve renkli ışıklarıyla gezenin dikkatini çekiyor.
Benim için gezi yeri kadar kıymetli bir yapı da şelalenin ön tarafına kondurulmuş Bezirgan Sufrası adlı mekan. İlgili mekanı belediye işletiyor. Adı itibariyle dikkat çekici. Sufra kelimesine biz Muğlalılar alışkın değiliz.

Mahalli ağız söyleyişi olarak sofra kelimesi Isparta’da sufra olarak söyleniyormuş. Musafir kelimesinin Sandıklı ilçesindeki kullanımından sonra sufra ile kelime hazinem zenginleşti. Merdivenleri birer ikişer tırmandım. Hem terasında hem de içeride çok ciddi bir kalabalık vardı. Çalışan bir arkadaş hemen yer gösterdi. Nasibimize batı yönünde ormanlık alana bakan manzaralı küçük masaya oturdum. Çok zaman kaybetmeden bir bayan geldi. Hemen siparişi verdik. Biz beklerken birileri oturuyor birileri kalkıyordu. Akşam vakti olması hasebiyle kalabalık daha da artmaya başladı. Kısa süre sonra yemekler geldi. Kabune pilavı, banak, yayla çorbası ve samsadan oluşan tabaklar hızlıca masaya kondu. Biz ailecek merak ettiğimiz için ek olarak pide siparişi de verdik. Bir koca tabak salata ikram olarak yemeğin yanında geldi.

Kabune pilavından başlayayım. Hikayeye göre; Gelin ile kaynanası akşama kadar tarlada çalışmış. Yorgun argın eve döndüklerinde, erkekleri akşam yemeği beklerken bulmuşlar. Kaynanasının artık parmağını bile kıpırdatamayacak kadar yorgun olduğunu gören gelin, “Ana, sen otur hele, dinlen. Ben yemeği hazırlarım” demiş. Mutfakta, bir gün önceden kalmış biraz nohut, bir parça haşlanmış et bulan gelin, bunları da katıp pirinç pilavı pişirmiş. Gelininin getirdiği, içinden mis gibi kokular yükselen bakır tencerenin kapağını merakla açan kaynanana daha önce görmediği yemeğe bakıp “Kı(z) bu ne?” diye sormuş. Kaynananın bu şaşkın feryadı Kı-bu-ne yıllar içinde “kabune” ismine dönüşmüş. O akşam ev halkı tarafından çok beğenilen bu pilav çabuk pişmesi ve doyurucu bir yemek olması ile zamanla yaygınlaşarak düğünlerde, özel günlerde de yapılarak misafirlere sunulmaya başlanmış. Şimdi yöresel yemek olarak gelen misafirlerin tatmasını bekliyor. Banak dilinmiş pidenin üzerine et haşlaması konularak yapılıyor. Samsa ise açılmış milföy hamurun içine ceviz dövülüp konularak yapılıyor. Biz hepsini beğenerek yedik. Çaylar da yemek yiyenlere ikramdı. Hem de istediğin kadar...

Pide de gayet güzeldi. Fiyatlara göz attığımızda tek pidenin 140 tl olduğunu gördüm. Çorbalar 80 tl Kabune pilavı 100 tl tatlılar 80 tlden başlıyor, en pahalı yemek yağsız haşlama et olduğu için 350 tl ile banaktı. Yemeğin sonuna doğru şöyle etrafa göz attım, artık mekana oturmak için kuyruk beklendiğini belirteyim. Öylesine kalabalık vardı ki insanlar bu lezzetleri yemek için buna razıydı. Mekanın yüzlerce kişi alacak kadar büyük olduğunu da dile getireyim.
Şimdi buradan bir yere varmak istiyorum. Muğla ilimizde de böyle bir hizmetin olmasını canı gönülden dilerim. Ağa Bahçesi Konağı’nın olduğu dile getirilecektir. Orası alkollü mekan olduğu için herkese hitap etmeyebilir. Ayrıca fiyat politikası da herkese uygun değil. Kızıldağ akla gelecek olursa da kafeterya olduğunu dile getireyim. Bir kent lokantası ile kıyaslanır mı? Kent lokantası fiyat olarak uygun ama tabildot usulü tek menü yemek. O zaman bezirgan sufrası tarzında hem çeşitli yemeklerin olduğu hem de yöresel yemeklerin olduğu içecek çeşitliliği de barındıran otantik bir mekan Muğla için düşünülmelidir diyorum. Bezirgan sufrasından ayrılırken aklım bu düşüncelerin içinde yuvarlanıyordu.