Bizler çocukları ve gençleri yarınların aydınlığı olarak görürüz. Onlara güzel bir gelecek bırakmayı hayal ederiz ve onlardan bizim bayrağı taşıdığımız noktadan daha ileriye taşımalarını isteriz. Çocuklarımız ve gençlerimiz bu hayallerle büyütülür.
Son yıllarda ne yazık ki tablo tersine döndü. Hayal ettiğimiz duruma ulaşmayı bıraktık daha kötü noktaya gelmesinler diye uğraşıyoruz. Geçtiğimiz günlerde TÜİK’in yayınladığı rakamlar bu kötü tabloyu destekliyor. 2025 yılında 196.300’ü aşkın çocuk çeşitli suçlarla karakola getirilmiş. 267.800 çocuk da mağdur sıfatıyla karakola getirilmiş.
Ayrıca 92 bin 301'inin bilgisine başvurma amacıyla, 18 bin 554'ünün kayıp olması nedeniyle, 28 bin 251'inin kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 751'inin ise diğer nedenlerle güvenlik birimlerinde işlem yapıldığı görülüyor. Tüm bu rakamları topladığımızda 610.000 gibi bir rakam çıkıyor. O veya bu şekilde karakolla tanışan yüz binlerce çocuk var. Bu rakamlar ürkütücü boyuta ulaşmış durumda.
Bir de karakola giden çocukların suç oranlarına bakalım.
Suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklara isnat edilen suçlar incelendiğinde, yüzde 41,6 ile yaralama ilk sırada yer aldı. Yaralamayı, yüzde 14,7 ile hırsızlık, yüzde 9,7 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak ve yüzde 5,1 ile tehdit suçları izledi.
Buradan görüyoruz ki şiddet başı çekiyor. Toplumsal kaos demek olan şiddet yaşadığımız toplumu daha da güvensiz hale getiriyor.
Şimdi rakamları gördük. Bu rakamlarla beraber başımızı elimizin arasına almamız gerekiyor. Biz genelde tespit yapmayı severiz ama çözüm konusunu pek sevmeyiz.
Çözüm için söylenen şeyler de genellikle topun taca atıldığı durumlardır. Örneğin şiddet içerikli diziler yayınlanmasın denir. Bu yanlış bir öneri değildir. Fakat şurayı da kaçırmamak gerekir. Şiddet şimdi youtube de yayınlanıyor ya da platformlarda yayınlanıyor. Bunları kontrol etmek de zorlaşıyor.
Benim önerim aile otoritesinin tesisidir. Kötü diziyi izletmeyip çocuğunu bilinçlendirecek olan da odur. Yaptığım gözlemler kral ve kraliçe çocuk yetiştirme eğiliminin çok yaygın olduğu hatta otoritenin çocuğun olduğunu işaret eden bir düzenin olduğudur. Bu durumda düzen ve hiyerarşiyi kaybeden çocuk okulda, hayatın içinde, özel yaşantısında kural tanımak istemiyor. Velev ki kuralla tanıştı diyelim bu kez de kuralı çiğnemek için çaba sarf ediyor. Bu bir şekilde zorbalık, yalan, riya, kötülük olarak topluma dönüyor.
Sonuç olarak bu kötü gidişin akıbetini değiştirmek istiyorsak güçlü aile düzenini tesis etmek zorundayız. Diğer önlemler daha sonra gelir. Yoksa daha çok havanda su döveriz.