Hafta sonları sık sık Üsküdar’a iniyorum. Görüşmeler için, gezmek için… Çay Baki’de oturup iki bardak çay, bir bardak karadut çayı içmek için… O gün de her zamanki gibi aracımızı Üsküdar Yeraltı Otoparkına bırakıp arkadaşlarla buluştuk.

Akşama doğru otoparka inip aracımıza bindik ama bir türlü trafik ilerlemiyor. -2. katta araçlar bir adım bile ilerleyemeyince canım sıkıldı. Aracı oğlum kullanıyordu, araçtan inip yürüyerek yukarı çıktım.

Dışarıda yağmur olunca 35 dakika boyunca otopark çıkışında gözlem yapma fırsatı buldum.

Tıkanıklığın sebebi sorumsuz, saygısız ve bazı terbiyesiz sürücülerden başkası değildi.

Otoparkın iki çıkışı vardı ve dolayısıyla araçlar çıkışa doğru ikili şekilde yol alıyordu. Bazı sürücüler yolu ortalayınca gereksiz tıkanıklığa sebep oluyordu. Bazı sürücüler ise müsait olan çıkışı kullanmak yerine yoğun olan çıkışı kullanmak isteyince yine tıkanıklık yaşanıyordu.

Kadın görevli sürekli sürücüleri yönlendiriyor ama kimse onu dikkate almıyordu. Sorumsuzluk ve mütemadiyen devam eden bir kargaşa…

Bütün bu kargaşa devam ederken kadın görevlinin “Sol çıkış müsait, o tarafı kullanabilirsiniz.” diye uyardığı ve iki şeritli yolu ortalayarak gelen bir sürücü, kendisini uyaran görevliye “Sana ne! İstediğim yerden çıkarım.” diye bağırdı. Kolunu camdan dışarı çıkararak…

Hemen önümde yaşanan bu olaya tepkisiz kalamadım ve ben de “Çünkü 35 dakikadır bekliyoruz. Aracım -2. kattan hâlâ çıkamadı. Sizin sorumsuzluğunuz ve bencilliğiniz bu kadar insanı etkiliyor.” dedim.

Bu sefer o kol bana sallandı ve arka arkaya “Sana ne!” haykırışları duyuldu.

Bu haykırışlara şahit olan yan araçtaki bir yolcunun, “Sana ne!” diye bağıran sürücüye tepkisi ise oldukça akıllıcaydı:

“Cennete böyle gidemezsin!”

Bu bir tepki değil, hatırlatmaydı. Tabi ki anlayana… Ben bu sorumsuzluğa tepki göstermiştim, o ise sorumsuz vatandaşı uyarmıştı. Muhatabın tepki veremeyeceği bir üslupla…

Böylelikle ben de üzerime düşen dersi almış oldum.

Gelelim “Sana ne!” meselesine…

Öyle her önümüze gelene “Sana ne!” diyemeyiz. Çünkü bu hayatta kimse serbest değildir. Dağ başında tek başımıza yaşamıyoruz. Her yerde bizi sınırlayan biri/birileri var.

Evde “Sana ne!” diyemeyiz; anne-baba, kardeş, akraba, misafir var.

Apartmanda “Sana ne!” diyemeyiz; altta komşu, üstte hasta, yanda yaşlı, karşıda ders çalışan bir öğrenci var.

İş yerinde “Sana ne!” diyemeyiz; amir-yönetici, mesai arkadaşı var. Yapılması gereken bir iş var. İş/hizmet bekleyen birileri var.

Sokakta “Sana ne!” diyemeyiz; kamu düzeni, yasa, ahlak var.

Senin sorumsuzluğundan, bencilliğinden, ahlaksızlığından olumsuz etkilenen insanlar var. Beklettiğin, rahatsızlık verdiğin, tehlikeye attığın insanlar var.

Dahası herkesin bizde hakkı var.

Arkandan gelenin hakkı var. Sırada bekleyenin hakkı var.

Kardeşin, akrabanın hakkı var. Komşunun hakkı var. İş arkadaşının hakkı var. Arkadaşının, dostunun hakkı var.

Yetimin hakkı var. Fakirin hakkı var.

Kamunun hakkı var.

Doğanın hakkı var.

Özetle; kimsenin kimseye “Sana ne!” deme hakkı yok.

05.03. 2025