Geçen hafta sosyal ve kurumsal yaşamda sıkça yaşanan gelgitlerden bahsetmiş; yaşanan bu gelgitlerin ve yapboza dönen uygulamaların temel nedeninin düşünmeyi değil, inanmayı/itaati tercih eden yaklaşım olduğunu söylemiştik.
Bunun bir diğer nedeni ise “Padişahım çok yaşa!” anlayışı… Yani konuşmayı değil susmayı tercih etmek. Masada oturanlar ile onların kurumlarında/ofislerinde görev yapan uzmanların suskunluğu… Dışarıya ve üst yönetime karşı her şey yolunda izlenimi verenler, sorunları halının altına süpürüp sadece övgü ve parlatma amacıyla konuşanlar…
Genel müdürlükte görev yaptığım iki yıl içerisinde yaşadığım birkaç örneği burada paylaşmak isterim.
Bir yönetmelik hazırlığı için çalıştığımız günlerden birinde, eğitim ile ilgili bir maddenin yazımı sırasında (Genel Müdürlükteki ilk haftalarımdı.) sessiz kaldığımı gören genel müdür yardımcısı, “İdris Hocam, niye sessizsin? Konu eğitim… Salondaki herkes konuşuyor, eğitimciler susuyor. Eğitimi öğretmen bilir, bize de bunun hukuki çerçevesini değerlendirmek düşer. Susma!” demişti.
Ben de o günden sonra konuşmam gereken bir yerde/durumda hiç susmadım. Tabi ki usulünce… Elbette bundan rahatsız olan da çok oldu. Şube müdürü arkadaş, bir toplantı sonrasında beni kenara çekerek; “Bak burada şube müdürü var. Uzman, şube müdürü varken konuşmaz.” diye kendince beni uyarmıştı. Daire başkanı varken hâkim, genel müdür varken daire başkanı konuşmaz; bu silsile böylece en tepeye kadar devam ederdi. Ki ediyor da…
Yine bir başka toplantı sonrası (O tarihte ben de şube müdürü olarak görev yapıyordum.) şube müdürleri olarak kendi aramızda tartışmalı bir konu üzerine sohbet ederken bir arkadaşımız diğerine, “Bunu biraz önce hakimlerin yanında niye söylemedin?” demiş, o şube müdürü de “Ben amirimin düşüncesine ters, söylediğine tezat bir şeyi asla söylemem. O karaya ak dese tasdiklerim.” demişti.
O kadar da değil dediğinizi duyar gibiyim. Ne yazık ki o kadar da… Ne acıdır ki özellikle de merkez teşkilatında durum böyle. Milyonları ilgilendiren birçok konu, tek bir masanın etrafından toplanan ve amirin iradesi yönünde konuşan/fikir beyan eden, tasdik eden insanların elinde şekilleniyor.
Adeta “Padişahım çok yaşa!” dercesine… Konuşmak yerine susmayı tercih ederek...
Bu durum Ankara’yı bilmeyenlerce garipsenebilir. Hatta bu konuda anlatılanlar inandırıcı bulunmayabilir ama bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü oralarda görev yapanlar, kendilerini böyle bir kültürün içinde buluyor. Kalıcı olabilmek, tutunabilmek, ilerleyebilmek, terfi edebilmek için de kendini bu kültüre uyum sağlamak zorunda hissediyor.
Herkes bir şekilde tutunmak zorunda. Kimse esen ilk rüzgârın kurbanı olmak istemiyor. Hâl böyle olunca da bu kültür, hâkim kültüre dönüşüyor. Herkes bir şekilde bu kültüre esir oluyor.
Bir astı hakkında kendisine ulaşan bilgilerle yetinip tasarrufta bulunan ve bir süre sonra kendisi de aynı akıbete uğrayarak kızağa çekilen eski bir üst yöneticiyi ziyaret ettim. Görev yaptığı dönemden ve bu zaman zarfında yaşanan birtakım olaylardan bahsettikten sonra; “İnsanız, bazen hatalar da yapabiliyoruz. Her şeye vakıf olmak mümkün değil. Keşke insanları dinleyerek karar verebilsek ve karar verirken daha temkinli davranabilsek…” demişti.
“Keşke” demek çoğu kez yapılan hataları telafi etmiyor. Bu Devlet’i ve toplumun genelini ilgilendiren bir konu ise bize çok daha pahalıya mal oluyor. Onun için gözü “Padişahım çok yaşa!” diye alkış tutanlarda değil, “Acaba …?”, “Bir başka ihtimal daha var.”, “Efendim, burada göz ardı ettiğimiz bir husus var.” diyenlerde olan yöneticilere ihtiyacımız var.
Bunun içindir ki her koşulda ve ortamda gerçeği söyleyen, doğruyu gösteren ve olanı yansıtan aynalar olan bilgili ve deneyimli çalışanlar/yöneticiler, adeta üst yöneticilerin danışmanlarıdır. Bir bilene danışmak ise en büyük erdemdir.
Meslek hayatım boyunca “Ben bilirim.” demeyen, bunu davranış ve uygulamalarıyla da hissettiren yalnızca dört yöneticiyle çalıştım. Onlardan çok şey öğrendim. Çünkü onlar da bizden bir şeyler öğreniyordu. Susmak yerine konuşmayı tercih eden astlarına değer veriyorlardı. Dolayısıyla da “keşke”leri çok daha azdı.
13.12.2023