SADECE SIRRI VE BAHÇELİ İÇİN DEĞİL, ÇOCUKLARIMIZ İÇİN...
Gerek Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın geçen bir yılda neler yapıldığına dair ‘bilgilendirme’ toplantısında öne çıkan “Danışmanlık” meselesi, gerekse MUSKİ merkezli ihaleler soruşturması meselesi daha çok su götürür...
Bugün ikisinden biriyle devam etmeye hazırlanırken Terör örgütü PKK’nin 'fesih' kararını duyurduğu haberi geldi. Bu haber her şeyden önemli ve kıymetlidir.
“Bir dönüm noktası”, “Tarihi bir gün”, “Bahçeli’nin uzattığı el havada kalmadı”, ... Bu yazım için aklımdan çok başlık geçti... “Anadolu’ya kardeşlik iklimi geldi”, “Artık kardeş kanı akmayacak” türünden romantik başlıklarda mümkün... Ama temkinli olmak lazım...
Tabii “Analar size hakkını helal etmez” ve benzeri başlıklar da düşünülebilir. Ki atanlar olmuş olabilir. Olmadıysa atanlar çıkabilir. Ancak bu tür “provokatif” başlıklara karşı da dikkatli olunmalı...
+
Kurulduğu ilk yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaptığı kanlı saldırılarıyla kırsaldaki vatandaşları göçe zorlayan terör örgütü PKK, toplumda korku yaratmak için şehir merkezlerine yöneldi. Canlı bomba ve tuzaklarla bu kez şehir merkezlerindeki sivilleri hedef almaya başlayan örgüt, bu eylemleriyle yüzlerce sivil vatandaşı katletti. İlk silahlı eylemini 1984 yılında başlatan PKK polis, asker, korucu, güvenlik görevlisi 8 bini aşkın kişiyi şehit etti, 25 bin kamu güvenlik görevlisi yaralandı. PKK, yaklaşık 50 yıl boyunca sivillere yönelik de saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda 5 bin 800 sivilin ölümüne, 12 bin sivilin de yaralanmasına neden oldu. Türkiye, PKK ile 40 yılı aşkın süredir aralıksız mücadele etti. Büyük fedakarlıklar ve kahramanlıklar yapılan bu mücadelede terör örgütü PKK’nın 43 binin üzerinde silahlı üyesi öldürüldü.
Unutmadık. Unutulmamalı. Unutturulmamalı...
Tabii kaybedilen sadece canlar olmadı. Kaybedilen canlarla birlikte yıllar, en önemlisi Türküyle, Kürdüyle bu ortak yurdun geleceği de oldu...
Kaybedilen canlarla birlikte demokrasi oldu, özgürlükler oldu... Oysa bu kanlı teröre yapılan harcama ile Kürtüyle Türküyle demokrasiyi ve özgürlükleri yakalamış bir refah toplumu olabilirdik.
Sırrı Süreyya Önder kafasındakiler sayesinde ışığı gördük...
+
Demokrasi, özgürlükler ve “millet mutabakatınn Anayasası” olmadan “Terörsüz Türkiye”nin bir şey ifade edemeyeceğini ıskalamadan o “ışığı” da canlı tutmalıyız. PKK’nin feshi ile ilgili metni görmedim, Deniz Gezmiş’in asılmadan önceki son sözü gibi “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği. Yaşasın tam bağımsız Türkiye!” diye noktalanıyormuş. “Ortak vatan, eşit yurttaşlık” deniliyormuş.
Nasıl “Hayır” denir, nasıl “Hayır” deriz...
Ama dediğim gibi bu yolda anaların rızası, gönlü alınmalı, “Millet Mutabakatı” olmalı. Demokratikleşmenin ve özgürleşmenin olmadığı, gerçek anlamda eşitliklerin sağlanmadığı, “Hak, hukuk, adalet” talebinin karşılanmadığı; kadınların, çocukların ve sokak hayvanlarının güvenliğinin sağlanmadığı bir yerde “terör bitse” de demokrasi gelmez, enflasyon gitmez, “barış” köklenip filizlenemez...
Bu beklenmedik sürece “Ortak vatan, eşit yurttaşlık...” için, refah toplumunu yakalamak için katkı vermeliyiz, elimizden ne geliyorsa yapmalı ve provokasyonlara gelmemeliyiz...
Sadece Sırrı ve Bahçeli için değil, çocuklarımız için...
+
AKYAKA ORMAN KAMPI ANILARIMIZDA KALMAYABİLİRDİ...
Terör örgütü PKK’nin 'fesih' kararını umutla karşılamalıyız.
Yukarıda vurgulamaya çalıştığım gibi, “Terörsüz Türkiye” ile yetinemeyiz... “Ortak vatan”ı tesis edip, “Eşit yurttaşlığı” sağlayabilmiş, demokrasiyi tüm kurum ve kuralları ile işletebilmiş olsaydık, terör “marjinal gurupların” sınırlı eylemlerinden öteye geçebilir, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki “İsrail ileri karakolu” yanında “PKK/PYD ileri karakolu”nu kurma aşamasına gelmesi iklimi ortaya çıkabilir miydi?
Şimdi Akyaka Orman Kampı tamamen “anılarımızda kalmakla” karşı karşıya...
Demokrasiyi tüm kurum ve kuralları işletebilmiş, yerel-genel yönetenlerimiz hizmetlerinde, icraatlarında kendilerini oralara oturtanlara sormuş olsalardı Akyaka Orman Kampı anılarımızda olduğu gibi yaşamaya, dar gelirli yurttaşların ormandan ve kıyılarımızdan “eşit yurttaşlar” olarak yararlanmaya devam edebilirlerdi...
+
Hafta sonunda Akyaka Orman Kampı’nda Akyaka Kültür ve Sanat Derneği (AKS), Gökova-Akyaka’yı Sevenler Derneği, Gökova Ekolojik Yaşam Derneği ve Slow Food Gökova Birliği'nin çağrısıyla “Yeryüzü Sofrası” kuruldu. Sofraya Ula Belediye Başkanı Mehmet Caner ile CHP Muğla Milletvekilleri Gizem Özcan ve Cumhur Uzun’un da gelmesi bekleniyordu, ama gelmemişler...
Sadece onlar mı?
CHP’nin Muğla’daki üçüncü milletvekili Süreyya Öneş Derici’ye sözüm yok. O Bodrum Milletvekili gibi hareket ediyor zaten.. Ancak çevre konusunda duyarlılığını bildiğimiz Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın CHP’li olarak bilinen Özlem Ulay ve Rukiye Uslu gibi isimlerin öncülük ettiği Akyaka mücadelesini aylardır sürdüren yurttaşlara “Hayırdır, siz napdurunuz?” diye sormaması insanı şaşırtıyor.
Oysa kamptaki uygulamalar sonucu yarın bir gün Akyaka’da kanalizasyon sorunu da yaşanabilir.
Bizden söylemesi...
+
Gazeteci Yazar Sedat Kaya, hafta sununda yaşanan “Yeryüzü Sofrası” etkinliği ile ilgili yazdığı yazıya “Akyaka Direnişi Çitleri Yıktı, Denize Ulaştı” başlığı atmış. “Deniz kıyısına bir çit koymuşlar, halk giremesin diye. Bir bariyer, bir yasak. Doğanın insanla bağını koparmaya çalışan, dalgaların ezgisini anlatan rüzgarı susturan bir engel. Akyaka Orman Kampı’nda yükselen demir çitler ve brandalar da işte tam olarak bunu yapmaya çalıştı. Ama doğanın sesini susturamazsınız. Halka engel koyamazsınız. O halk birleşir, o çitleri yıkar ve denizine kavuşur.” ifadesinde bulunmuş... Doğru demiş.
Aklıma Nazım’ın “O duvar / o duvarınız, / vız gelir bize vız! / ..” dizeleri geldi...
Halka açık Akyaka Orman Kampı’nı “ticarethaneye” çeviren Muğla Vakfı bu dizeleri duymamıştır bile... Süreyya hanımı da bilemiyorum, ama Ahmet Aras Başkan biliyordur...
+
Pazar günü Akyaka’da “Kıyılar halkındır, işgal edilemez” pankartı açılmış, sloganı haykırılmış... Yeryüzü Sofrası aktivitesine katılanlar, haykırmakla kalmamışlar “O duvar / o duvarınız...” der gibi, Akyaka Orman Kampı’nda Muğla Vakfı’nın babasının malı gibi kiraya verdiği alanda tesis edilmiş “Beach”ların çitlerini, brandalarını yıkıp geçmişler.Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği, Akyaka Kültür Sanat Derneği, Gökova Ekolojik Yaşam Derneği ve Slow Food Gökova Birliği’nin çağrısıyla Akyaka Orman Kampı’nda bir araya gelen yurttaşlar “Yeryüzü Sofrası” etkinliğinde katıldıktan sonra Jandarma ekiplerine telefonla ulaşarak söz konusu işletmenin Kıyı Kanunu’nu ve İmar Kanunu’nu ihlal ettiğini bildirmişler ve işletmenin kıyı işgali yaptığına dair mahkeme kararı bulunduğunu hatırlatarak işgalin sonlandırmasını talep etmişler. Jandarmanın bölgeye gelmemesi üzerine vatandaşlar, brandaları yırtıp, demir çitleri yıkarak kıyıya ulaşmışlar...
+
Akyaka’da “kıyı eylemi” ile sona eren ‘Yeryüzü Sofrası’ etkinliğinden sonra açıklamada bulunan Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nden Serdar Denktaş, “2 yıl önce bu alanda bir eylem yapmıştık. O zaman kıyı alanı çitlerle kapatılarak halktan koparılmıştı. Bunun sonucunda yaptığımız eylemden dolayı yargılandık ve beraat ettik. Beraat kararında da işletmecinin burada yasaya ve Kıyı Kanunu’na aykırı faaliyet gösterdiği yargı kararına da girmiş oldu. Ama ne yazık ki işletmeci yasaya aykırı, yargı kararına rağmen faaliyetine devam etti ve genişletti.” diyerek şunları söylemiş:
“Eskiden hiç değilse birkaç girişi vardı. Şu an onları da kapatarak, üstüne bir de Leon Beach diye bir levha asarak burayı özel bir ticari işletmeye dönüştürdü. Biz de jandarmaya şikayet ettik. Jandarma gelmedi, burada yetkili olmadıklarını söylediler. Muğla Valiliği’nin yetkili olduğunu söylediler. Birkaç arkadaş jandarmayı aradı, görüştü. Ama buna rağmen gelmediler. Bu durumda biz de anayasal hakkımızı kullanmak üzere paravanı aşarak alana girdik. Buraya yerleştirilmiş olan şezlongları topladık ve bu eylemi de tamamen barışçıl olarak yaptık. Şezlonglara hiçbir zarar verilmedi. Umuyoruz ki artık bu eylemlerden sonra buradaki bu yasa dışı faaliyete son verilir.”
Talanlar karşısında bölgenin ‘hukuk savunmanı’ haline gelen Avukat Arzu Alper de şöyle konuşmuş:
“Burası Özel Çevre Koruma Bölgesi, 2. derece doğal sit alanı. Öncesinde 1. dereceydi, sonra derecesi değiştirildi. Zaten derecesinin değiştirilmesi demek, oranın işgaline hazırlık demektir. Bir yol yapılması burada işgale hazırlık demektir. Bütün baktığımız çevre davalarında yollar yapıldığında, sit alanları değiştirildiğinde anlayın ki arkasından talan gelecek, yağma gelecek. Ben bunu bütün baktığım davalarda gördüm. Aynı zamanda burada sit alanı var ama henüz tescil edilmemiş. 2006’da burası tescil edilsin diye Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu karar almış ancak tescil edilmemiş. Çünkü tescil edildiğinde yağmaya, talana kapalı hale geliyor. 40’a yakın ağacı kestiler, şikayet edildi. Şikayetten sonra Orman Müdürlüğü dedi ki ‘Bu ağaçlar devriliyordu, zarar veriyordu’ ama bakın güya devrilen ağaçların olduğu yerlere betonlar döşendi. Orada aynı zamanda endemik bitkiler var. Burasının her şekilde korunması lazım”
Evet, Akyaka her şekilde korunması lazım ama...
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; İnsan bağımlı ve mantıksız doğar. Eğitim ise bu ikisini de düzeltmek için tek yoldur. --Johan Vilhelm Snellman