Sizin de tanıdığımız, uzun zamandır tanıştığımız, “iyi” bildiğimiz nice insanı bugün tanımakta zorlandığınız oluyor mu? Bir talepte bulunmak bir yana selam vermek, hatır sormak ya da “hayırlı olsun” demek için aradığınızda/uğradığınızda hayal kırıklığına uğramışlığınız var mı? Ne oluyor da bu insanlar değişiveriyor?

Makam, imkân ve şöhret ayarlarımızı çabuk bozuyor. Öyle ki bunların cazibesine kapılanlar, bambaşka bir karaktere bürünüyorlar. Bulunduğu çevreyi, yaşadığı evi, bindiği arabayı, oturduğu koltuğu, isminin önündeki eki değiştiren; para, yetki, etki, şöhret sahibi olan birçok insan değişiyor.   

Kendilerini “başarılı” olarak görüyorlar. Popüler kültürün başarıyı kutsama özelliğinden istifade ederek sürece değil sonuca bakıyorlar. Başarıyı sürdürebilmek için her şeyi, herkesi feda edebiliyorlar.

Bulundukları yere kendi çabaları/başarıları ile geldiklerine inanıyorlar. Buna bağlı olarak da başkalarını küçümseyip, kendilerine üstün özellikler atfediyorlar. Kibirlenip insanlara tepeden bakıyorlar.

Her şeyi kendileri için bir hak olarak görüyorlar. İkram, izzet, hediye ve tabi ki iltifat… En güzel şekilde karşılanmak, ağırlanmak ve uğurlanmak istiyorlar. Süslü ve bol iltifatlı cümlelerden çok hoşlanıyorlar. Üstelik bütün bunlar sadece kendilerine özel olsun istiyorlar.

Kendilerini bir kuyumcu terazisi olarak görüyorlar. İyinin, güzelin, doğrunun, başarının ölçüsünü onlar belirliyor. İnsanları ölçüp, tartıp, tasnif ediyorlar. Herkese, her şeye puan veriyorlar. En yüksek puanı kendileri hak ettiği için başkalarının puanı da hep düşük oluyor.

Çizgileri hep onlar belirliyor. Ahlakın çizgilerini de… Ahlakı kendilerine uydurup dönüştürüyorlar. “Bir kereden bir şey olmaz.” diyerek çıktıkları yolda “çıkar ahlakı”nın çıkmazlarına hapsedinceye kadar yol alıyorlar. Bu yolda ne elde ederlerse etsinler, çıkmazın sonunun kör kuyu olduğunu bile bile devam ediyorlar yoluna. Çünkü insan, en kolay kendini kandırıyor.

Adamına göre iş görüyorlar. Kendileri güçlü, başarılı, önemli kişiler oldukları için kendileri gibi gördüklerinin bir sözünü iki etmiyorlar. Güçlülerin emrine amade iken zayıflara hoyrat davranmaktan haz duyuyorlar. “Düşene bir tekme de sen vurmalısın.” anlayışıyla had bildirmeyi çok seviyorlar.

Ahlaklı, nezaketli ve hoşgörülü olmayı zayıflık olarak görüyorlar. Başkalarından her durumda saygı ve nezaket beklerken, başkalarına saygı ve nezaket göstermek nedense lügatlerinde hiç yazmıyor.

Bütün bunları bir liyakat sorunu olarak görmek de meseleyi izaha yetmiyor. Bir yerlere gelen “iyi insan”lar da kimseyi görmüyor. Kendilerini çok “iyi” gördükleri için kapıları etrafındakilere kapatıyorlar. Başkalarına ihtiyaç duymuyor, sormuyor, istişare etmiyorlar. En yakınındaki arkadaşları/dostları, “Çok samimiyiz ama bir gün dönüp; ‘Güzel bir fikriniz, projeniz var mı?’ diye sormadı.” diyebiliyor.

İyi insanların çoğu maalesef egosu yüksek insanlar. Benciller. Ben bilirim, kimseye ihtiyacım yok, diyorlar her haliyle. Fikre, öneriye ihtiyaçları yok. Özellikle de muhafazakâr camianın iyileri daha kibirli. Galiba alana, bilgiye, konuya hâkimiyet başkalarına tahakküme sevk ediyor insanları. 

“İyi insan” olmak önemli. Ancak günümüzün asıl meselesi “iyi” kalabilmek… Günümüzde çok azı “iyi”liğini muhafaza edebilirken çoğu kişi bunu başaramıyor. Makam, mevki, zenginlik, şöhret gibi göz alıcı şeyler, insanın aklını da kalbini de bulandırıyor ki bazılarımız nefsinin ipini kaçırıyor, bazılarımız ekibinin ipini kaçırıyor, bazılarımız ailesinin ipini kaçırıyor.

Velhasıl, dünyasını da ahiretini de kaybediyor çoğu.

Ölçüsüz, ilkesiz, edepsiz davranan, yöneten, kazanan insanlara değil; her durumda haddini bilen, her şeye rağmen kendini muhafaza edebilen insanlara ihtiyacımız var.

Hiçbir makam, mevki ve imkânın ayartamadığı, hiçbir şöhretin şımartamadığı, hiçbir etikete tenezzül etmeyen insanlara ihtiyacımız var.

Ahlaklı olan, ahlakı gözeten, ahlaksızlığa “dur” diyen insana ihtiyacımız var. Çünkü ahlak bir yönüyle ahlaklı davranmayı, bir yönüyle de ahlaksız davranışa engel olabilmeyi gerektirir.  

14.05. 2025