Tarih bazen kazananların kalemiyle yazılır,

Bazen de kaybedenlerin gözyaşlarıyla.

Canım Rumeli.

Balkanlar içimize oturmuş derin bir yara.

Ruhumuzun bir parçasını orada bırakmışız.

Acılar yükseldi buradan.

Gerektiği kadar,

Hak ettiği kadar konuşulamadı.

Sene 1911 ve Osmanlı Trablusgarb’da savaştayız.

Bu arada 12 adamızı İtalyan’ların işgal etmesi

Ve İtalyan donanmalarının Çanakkale’ye dayanması.

Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ittifakı,

Rusya’nın el altı desteği ile,

Balkan Savaşları.

Tek kurşun atılmadan,

Geri çekilmemiz.

Rumeli’yi ve Batı Trakya terk etmemiz..

Tarih bazen kazananların kalemiyle yazılır,

Bazen de kaybedenlerin gözyaşlarıyla.

Rumeli’den yükselen feryatlar.

Oysa Balkanlar’ın bereketli topraklarında,

Asırlar boyunca yaşayan Türklerin

Ve diğer Müslüman toplulukların yaşadığı büyük acılar,

İnsanlık tarihinin en hüzünlü sayfalarından biridir.

Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan çekilişi,

Sadece sınırların değişmesi anlamına gelmedi.

Arkasında yakılmış köyler,

Parçalanmış aileler,

Yetim kalan çocuklar,

Katledilmiş insanlar,

Vatanından kopartılmış yüz binlerce insan.

Balkan savaşları ve sonrasında yaşanan olaylar,

Milyonlarca insanın hayatını altüst etti.

Binlerce sivil katledildi.

Yüz binlercesi doğup büyüdüğü toprakları,

Terk etmek zorunda kaldı.

Rumeli’de Anadolu’ya uzanan göç yolları,

Sadece insanların değil,

Hatıraların,

Mezarların,

Türkülerin,

Ve bir medeniyetinde göç yoluydu.

Ne yazık ki dünya,

Balkanlar’da yaşanan bu büyük insani dramı,

Çoğu zaman yeterince konuşmadı.

Oysa acının milliyeti olmaz.

Sivil insanların öldürülmesi,

Sürgüne zorlanması,

Ve yurtlarından koparılması,

Hangi millete yapılırsa yapılsın,

İnsanlık vicdanını yaralar.

Tarihi gerçeklerle yüzleşmek,

Geçmişte yaşanan acıları inkar etmek değil,

Onlardan ders çıkarmak demektir.

Bugün Anadolu’nun dört bir yanında yaşayan,

Milyonlarca Balkan göçmeni ailenin hafızasında,

Rumeli hala yaşamaktadır.

Söylenen türkülerde,

Pişirilen yemeklerde,

Anlatılan hikayelerde,

Eski fotoğraflar da kaybedilen yurtların izi vardır.

Bu hatıralar,

Yalnızca geçmişe duyulan özlemin değil,

Aynı zamanda ayakta kalma iradesinin de sembolidir.

Balkanlar’da yaşananları konuşmak,

Herhangi bir milleti suçlamak ya da,

Yeni düşmanlıklar üretmek anlamına gelmemelidir.

Tarihle dürüstçe yüzleşmek,

Hem Türklerin,

Hem de Balkanlar’daki diğer halkların,

Yaşadığı acıları anlamaya çalışmayı gerektirir.

Balkanlarda Türkler soy kırıma uğramış,

Batılı devletlerde gizliden bu soykırımlara destek vermişler,

Susmuşlardır.

Acıları konuşmak ,

Tekrarını önlemek lazım.

Gerçek barış, ancak,

Bütün mağdurların hatırasına,

Saygı gösterildiğinde kalıcı olabilir.

Yunanistan’da da soydaşlarımız azınlık olarak,

Bir eli yağda,

Bir eli balda yaşamıyorlar.

Lozan Antlaşmasından doğan hakları erozyona uğratılıyor.

Türk Azınlık Okulları Kapatılıyor.

Bir okulun kapanması,

Bir dilin,

Bir kültürün,

Bir hafızanın,

Yok edilmesi zayıflatılmasıdır.

Batı Trakya’daki Türk azınlık okullarının,

Yıllar içinde birer birer kapanması,

Yalnızca Yunanistan’da ki Türk azınlığın değil,

İnsan hakları ve azınlık hakları konusunda,

Duyarlı olan herkesin,

Dikkatle üzeride durması gereken bir meseledir.

Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir ülkedir.

Bu nedenle,azınlıkların eğitimi,

Dil ve kültürel kimliklerini koruma konusunda,

Uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri,

Büyük önem taşımaktadır.

Batı Trakya Türk’lerinin eğitim kurumları da

Bu hakların en önemli güvencelerinden birisidir.

Yunan makamları,

Sistematik olarak,

Soydaşlarımızın okullarını kapatmakta.

Buna karşılık Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımız,

Çeşitli uluslararası gözlemciler,

Bu durumun azınlık eğitimini zayıflattığını,

Türkçe eğitime erişimini azalttığını,

Ve toplumun kültürel kimliğini korumasını,

Güçleştirdiğini dile getirilmektedir.

Batı Trakya Türkleri,

1923 Lozan Antlaşması ile,

Güvence altına alınan azınlık haklarına sahip bir topluluktur.

Buna rağmen, azınlık okullarının sayısındaki azalma,

Bazı derneklerin ‘Türk’adını kullanmasına ilişkin,

Hukuki ihtilaflar,

Ve müftülük gibi meseleler,

Sorunlar yumağı olarak durmaktadır.

Ülkemiz ile Yunanistan arasında zaman zaman,

Yaşanan siyasi gerilimler,

Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın günlük yaşamlarını,,

Ve temel haklarını gölgelememelidir.

Aynı şekilde,

Her iki ülke de kendi sınırları içindeki,

Tüm azınlıkların temel haklarını gölgelememelidir.

Anadolu renkli bir mozaik.

Her farklı köken,

Azınlık olmuyor.

Çerkes, Laz, Arnavut, Kürt vb azınlık değil,

Anadolu’nun asli unsurlarıdır.

Biz azınlığız anadilde eğitim istiyoruz demeye kalkmayın,

Sizler azınlık değilsiniz.

Nokta.

Yunanistan;

Azınlık okullarını sistematik bir şekilde kapatıyor.

Rodop, İskeçe ve Meriç illerinde toplam da,

305 Türk azınlık ilkokulu vardı.

Bu rakamın her yıl daha da azalarak,

Günümüzde 83’lere kadar düşürüldü.

Doç. Dr. Ali Hüseyinoğlu,

Batı Trakya’da Türk azınlık ilkokullarının,

Hızla azalmasının eğitim hakkı

Ve Lozan Antlaşması çerçevesinde,

Ciddi ihlallere yol açtığını,

Makalelerinde çok güzel özetlemiş.

Biz burada bunlar oldukça,

İçimiz içimize sığmıyor.

Politik anlamda sert hareketler yapabiliriz ama,

Soydaşlarımızın orada keyfi kaçmasın,

Kaçıramasınlar diye,

Hep itidalli cevaplar veriyoruz.

Bilsinler ki Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür.

Peki biz ne yapacağız?

Uluslararası hukukun işletilmesi,

Diplomatik girişimler,

Uluslararası kuruluşların harekete geçirilmesi,

Hukuki süreçler,

Sivil toplum ve kamuoyu desteği,

Özellikle konunun uluslararası kamuoyunda,

Görünürlüğünü artıracak,

Raporlar yayınlamak.

En önemlisi de;

Batı Trakya Türklerinin,

Eğitim faaliyetlerine,

Öğretmen yetiştirilmesine,

Kültürel çalışmalarına destek vermeliyiz.

Soydaşlarımızın çocuklarının üniversite öğrenimini,

Anavatanları Türkiye’de karşılayabiliriz.

Gelsinler anavatanlarında üniversitelerini okusunlar.

Sonuç olarak;

O’nlar okulları kapatırken,

Tarzan gibi koşup,

Heybeliada Ruhban Okulunu açmaya kalkmayalım!