Cumhuriyet Halk Partisi’nde düne kadar kurulması halinde Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Partisi’nin %35 oy oranı ile birinci parti olacağını gösteren anketler paylaşılıyordu.
Ben o anketleri çok ciddiye alamadım. Kime göre neye göre… Birilerinin, bazı çevrelerin Manisa Milletvekili Özgür Özel’e CHP’yi bölüp yeni partiyi kurması için gaz verdiklerini düşündüm.
Özgür Özel yolun çocuğu değil… Elbette o anketler hoşuna gitmiştir, hatta CHP seçmenini yeni partiye konsolide etmek için yararlı bile görmüştür.
Ancak ben kendisinin de çok inandırıcı bulduğunu sanmıyorum. Yoksa şimdiye kadar Yargıtay’ı filan beklemez, Kılıçdaroğlu’na “olmayacak seçim” için hodri meydan çekmez, yeni partiyi kurar, programını açıklar, örgütlenmeye ve her türlü seçime hazırlığa başlardı.
Şimdi de her gün CHP’den istifalar açıklanıyor. Açıklanan rakamlar için önceki gün CHP İl binasından ve CHP’den ayrılarak “Özgür Özel İletişim Ofisi”ne yürüyenleri ve Menteşe Belediyesi yanındaki ofisin önünde toplananları görene kadar “acaba?” diyordum…
Ben bu hava raporu gibi açıklanan istifa rakamlarını da bir konsolide yöntemi olarak görüyorum…
*
Dünkü yazımda Nail Kızıl’ın “Bu bir veda değil”, “Ateşten gömlek giyiyoruz.” ifadelerine yer verirken, “Bu ‘Ateşten gömlek giymek’ retoriği de fazla abartıldı. Bunu başka bir yazıya bırakıyorum.” derken, 27. Dönem Muğla Milletvekillerinden Süleyman Girgin de Bodrum Gündem'de 22 Temmuz Çarşamba günü çıkan makalesine “Gömlek değiştirmiyoruz, Ateşten Gömlek Giyiyor ve İktidara Geliyoruz” başlığı atmış.
Allah herkesin yolunu açık etsin…
Açık etsinde sanki “ayrılıkçılar”, tam 13,5 yıl pek çok isim yakıştırmalarla adeta ilahlaştırdıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nu Cumhur İttifakı’nın özellikle AK Parti’nin “kuklası” olarak gösterirlerken farkındalar mı değiller mi bilmiyorum Tayyip Erdoğan’ın izinde yürüyorlar…
Erdoğan cezaevinden gelip Cumhurbaşkanı olmuştu. İmamoğlu’nun olamayacağı artık anlaşıldı. O rol şimdi resmen kabul edilmiş açıklanmış olmasa da Özgür Özel’e yüklenmiş durumda.
“İmamın kayığına” binmek diye bir deyim vardır. Bunlar “İmamoğlu’nun kayığına” binmiş gidiyorlar!
Kastedilen ifade, Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti'nin kuruluş sürecinde kullandığı “Millî Görüş gömleğini çıkardık” sözüdür. Bu söz, Millî Görüş hareketinden siyasi olarak ayrıldıklarını anlatmak için kullanılmıştır. Onlar ‘Millî Görüş’ gömleği yerine “Dört Eğilimi” bir araya getirme iddiası ile liberal “Atlantik Gömleği” ile dolaşıyorlar.
CHP ayrılıkçıları ne diyor?
“Gömlek değiştirmiyoruz, Ateşten Gömlek Giyiyor ve İktidara Geliyoruz”
Ya “Mustafa Kemal Atatürk’ün Askerleriyiz” diye senelerdir sırtınızda taşıdığınız (öyle biliyoruz) gömleği çıkarmadan “Ateşten” olduğunu söylediğiniz gömleği nasıl giyeceksiniz?
Hem neden ateşten?!!
Ya Süleyman Girgin seçilmişim kaç yıldır hem Akbelenlileri hem de maden işçilerini idare ediyorsunuz, bizi de işletmeyin…
Nasıl bir tesadüfse bu arada Özgür Özel de İmamoğlu ağzı ile “liberalizm”, “Türkiye ittifakı” diyor…
*
Nazım Hikmet’in şiirini bilirsiniz:
Bugün pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
Bu kadar benden uzak / bu kadar mavi / bu kadar geniş olduğuna şaşarak / kımıldamadan durdum. / Sonra saygıyla toprağa oturdum, / dayadım sırtımı duvara. / Bu anda ne düşmek dalgalara, / bu anda ne kavga ne hürriyet / Toprak, güneş ve ben... / Bahtiyarım...
Dün çok bahtiyardım… Yok hayır, CHP’nin içinde bulunduğu durumla ilgili değil; ne Nail Kızıl’ın gidişi ne de Halil Karahan’ın gelişi beni ‘bahtiyar’ edemez…
Özgürlüğün değeri: Şair uzun süre kapalı kaldıktan sonra gökyüzünü, güneşi ve toprağı yeniden görmenin derin sevincini yaşar. Sade ama güçlü imgeler: ‘Gökyüzü’, ‘güneş’ ve ‘toprak’ gibi sıradan görünen unsurlar, özgürlüğün ve yaşamın simgelerine dönüşür.
Anın kıymeti: Son dizelerde ‘Ne kavga ne hürriyet…’ diyerek o an için tüm düşüncelerini bir kenara bırakır. Sadece doğayla yeniden buluşmanın mutluluğunu hisseder.
“Bahtiyarım” sözü: Şiirin sonunda geçen bu tek kelime, bütün şiirin duygusunu özetler. Büyük mutluluklar bazen yalnızca gökyüzünü görebilmek kadar basit olabilir.
Bu şiir, sadece bir mahkûmun duygularını değil, insanın elinden alınan en temel şeylerin—güneş, gökyüzü ve özgürlüğün—değerini de hatırlatan evrensel bir metin olarak kabul edilebilir…
*
Dün Cuma idi… Bazıları için “24 Temmuz Basın Bayramı” … Benim içinde “dayanışma” günü… Şairin dediği gibi “Bayram benim neyime / Kan damlar yüreğime…” … Ben zaten bir gazeteci olarak günümü görmüşüm! Dün Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal’ın geleneksel 24 Temmuz Basın Kahvaltısına davetliydim. Gittim…
Elbette dün evden ilk kez çıkmadım. Her çıkışımda yanımda ya eşim ya kızım oldu. Uzun zaman önce engelli olmam yetmiyor gibi Akpınar’da düşüp kolu bacağı kırıp, hastanede 8 ayı tavana bakarak geçirdikten sonra evden hiç tek başıma çıkmadım. Kaç sene sonra bu ilk kez oldu. Eşim işte olduğu için sevgili baldızımla çıktık, daha evden uzaklaşmamıştık Kenan Gürbüz’e rastladık. Baldızım geri döndü, sağ olsun Kenan arkadaşımızın eşliğinde gittim Konakaltı Kültür Merkezi’ne. Beni “bahtiyar” eden ise bu değil, eve dönüşümdü.
Her ne kadar işimi evden yürütürken gelenim gidenim olsa da, dışarıya çıkabiliyorsam da kendimi “Ev hapsinde” hissettiğimde olmuştur. Bu anlamda dün “tek başıma” çıkışım “denetimli serbestlik” hissi veriyordu, ama dönüşüm muhteşem oldu;
Kendimle döndüm. Gadın Moolam da yıllar sonra tek başıma yürüdüm… Bahtiyar oldum…
*
Kahvaltıda yumurtalar cıvıktı, ama insanlar ve sohbet cıvık değildi. Genç meslektaşlarımız büyüyorlar, gelişiyorlar. Açılışı Hamle’den Mukaddes Yelin ‘usta bir soru’ ile yaptı. Gonca Köksal Başkan ile konuğu Ahmet Aras Başkan’a istifa edip etmeyeceklerini sordu. Haberi toplantıda olanlardan önce dışarıda internetten izleyenler verdi: “Ahmet Aras ve Gonca Köksal Aras’tan istifa açıklaması: “Şu an istifa ediyoruz gibi bir durum yok” … Bu sokakta “istifa etmiyorlar” olarak algılandı. Oysa “temkinli” davrandıklarını söylüyorlardı.
Eve dönerken en az 50 kişi önümü kesti. Herkes “Ne olacak bu CHP’nin hali?” sorusunu sorarken, hemen hepsi de “Bu kavganın zamanı mı? CHP bölünmemeli” diyorlardı. O anketçiler nerelerde dolaşıyorlar bilmiyorum…!
Kahvaltı “cıvık yumurta” hariç güzel geçti. Ahmet Aras Başkan’ın rol çalması dahil, hepsini sonra anlatırım…
*
Eve geldim, interneti açtım, “CHP Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici sosyal medyadan istifa ettiğini duyurdu, ardından paylaşımını hızla sildi.” başlıklı haberle karşılaştım.
Sosyal medya platformları üzerinden vatandaşlara ve parti tabanına seslenen CHP Muğla Milletvekili Derici, istifa kararını oldukça iddialı sözlerle duyurmuş ve şöyle demişti:
“Atadan, dededen tüm Cumhuriyet Halk Partililer gibi ben de az önce partimden istifa ettim... Büyük Türk milletinin ve büyük Türk devletinin bekası için mücadelem kanımın son damlasına kadar devam edecek. Zerre tereddüdüm yok. Zerre endişem yok. Biz kazanacağız. Millet kazanacak!”
Bunu diyen insan neden istifa etsin…
Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici’nin sosyal hesaplarına baktım. Paylaşımları Özgür Özel’in yanında olduğuna dairdi…
Bir tereddüt yaşanmış olabilir. Olmayabilir de… Ancak hemen herkeste bir tereddüt baş göstermeye başladı… Dün bunu Muğla sokaklarında da gördüm.
Sonra Bodrum’dan Gazeteci Yazar Mustafa Gündoğ'un “CHP’de Yoluma Devam Edeceğim” başlıklı haberini gördüm. Haberde Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, başka bir siyasi partiye geçmeyi düşünmediğini belirterek CHP’nin bir üyesi olarak yoluna devam edeceğini açıklıyordu.
Galiba bu “mutlak bölünme” vakası, kahvaltıdaki yumurtaya dönüşmeye başladı.
Devam ederiz…
--------- -----------
GÜNÜN SÖZÜ; Bitmedi daha, sürüyor o kavga / ve sürecek / yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek. --Adnan Yücel