“Kültürü kasaya teslim etmeyin efendiler!”
Sevgili okuyucularım,
Bu yazıda iki meseleden söz edeceğim: Biri ekonomik, diğeri kültürel. Biri hayat pahalılığı, diğeri ise o pahalılığın gölgesinde yavaş yavaş kaybettiğimiz incelikler. Kararı yazının sonunda siz vereceksiniz.
Eskiden lokantalarda yemek bitti mi, hesabı isterken usta mutfaktan seslenirdi: “Çayını içmeden salmam hemşerim, demliği yeni tazeledik!” Kimse “İster misiniz?” diye sormazdı. Çünkü o çay sipariş değil, ikramdı. O tek cümle, lokantayı sıradan bir işletme olmaktan çıkarır; bizi de masadaki bir müşteriden ziyade bir misafir kılardı. Yemeğin tamamlayıcısıydı; hesabın değil, gönlün parçasıydı.
Şimdi öyle mi?
Hele Menteşe’de… Burası bir turizm beldesi değil; binlerce üniversite öğrencisinin, memurun ve emeklinin yaşadığı bir kent. Üstelik bunu sadece burada yaşayan biri olarak da söylemiyorum. Son aylarda Afyon’dan Samsun’a kadar birçok şehirde, herkesin bildiği lokantalarda yemek yedim. Fiyatları kıyasladığımda gördüm ki; Menteşe’de fiyatlar Anadolu’nun pek çok şehrinin üzerinde. İnsan ister istemez soruyor: Bir öğrenci kentinde bu fiyatlar gerçekten normal mi?
Bir tabak kuru fasulye ya da bir porsiyon kebap söylüyorsunuz, hesap zaten can yakıyor. Bir de üstüne, yemeğin ardından içtiğiniz o çayı hesaba yazıyorlar.
Ama mesele çayın fiyatı değil. Mesele, bu topraklarda “ikram” dediğimiz kültürün yavaş yavaş bir fiyat etiketine dönüşmesi.
Bu memlekette çay sadece bir içecek değildir; “hoş geldin” demektir, sohbetin bahanesidir. Biz cenazede, düğünde çay dağıtırız; komşuya çay koyar, meseleleri bir bardak çayın etrafında çözeriz. Baksanıza, Sayın Cumhurbaşkanımız bile çayın bu birleştirici, ikramlık gücünü bildiğinden meydan meydan gezip otobüsün üstünden millete bedava çay atıyor. Koskoca Cumhurbaşkanı bile “Çay ikramdır, muhabbettir” diye çayı karşılıksız dağıtırken; bizim esnafın yemeğin arkasından içtiğimiz iki yudum çayı adisyonun altına “25-50 TL” diye eklemesi az tezat değil hani... Devletin zirvesinde bile ikram sayılan çay, lokanta masasında ne ara böyle soğuk bir ticarete dönüştü?
İnce belli bardak sırf şekli için değil; çayın sıcaklığını elde hissetmek, rengini gözle görmek içindir. Biz o bardağı tutarken sadece çay içmez, o sıcaklığı paylaşmayı öğrenirdik. Şimdilerde karton bardaklara, soğuk hesaplara hapsedilen şey sadece bir içecek değil; birbirimize gösterdiğimiz o eski güler yüzdür.
Asıl kaybettiğimiz, hayatımızdaki bu küçük incelikler. Her şeyi satabilirsiniz ama bazı şeylerin değeri fiyat etiketiyle ölçülmez. İnce belli bardak da bunlardan biridir.
Çünkü bazı hesaplar kasada kapanır, bazıları ise memleketin vicdanında açılır. Bir ülkenin kültürü bazen büyük meydanlarda değil, yemeğin ardından masaya sessizce bırakılan o çayda saklıdır. Çayın hesaba yazıldığı yerde belki kasalar dolar ama gönüller eksilir. O sıcaklık yerini soğuk bir hesaba bıraktığında, sadece bir esnaf geleneğini değil, birbirimize olan güvenimizi de kaybederiz.
Belki adına ticaret diyeceksiniz, belki de açgözlülük… Kararı siz verin.
Çünkü çay soğursa bardak kırılır, gönül soğursa memleket eksilir.
Kalın sağlıcakla…