Askeri darbe (1980) ile siyasi partiler kapatıldığında sosyal demokratlar tarafından önce Halkçı Parti sonra SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi) kurulduğunda pek çok kişi gibi ben de SODEP’i çok sevmiştim. “İlkeli” insanları bir araya getiren “ilkeli” bir partiydi…

Sonra Halkçı Parti ile SODEP birleşerek SHP (Sosyaldemokrat Halkçı Parti) kuruldu. SHP’de sevilmişti, ama “SODEP yola SODEP olarak devam etse daha mı isabetli olurdu?” sorusunun yanıtı da hep arandı.

İlginçtir bütün bunlar yaşanırken Bülent Ecevit dahil kimsenin de “CHP açılsın” gibi bir derdi yoktu. Nitekim Ecevit, DSP’yi (Demokratik Sol Parti” kurdu.

Darbe sonrası CHP’nin açılışı ise “Baykalcılar” tarafından gerçekleşti.

O günlerde “CHP artık Cumhuriyet ilkelerinin anlatılıp, aktarıldığı, yaşatıldığı bir vakıf olmalı” tartışmaları da yaşandı. Ben de o düşüncede olanlardandım, ama olmadı… Ki buna ihtiyaç varmış ki sonradan ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği), Atatürkçü Düşünce ve Kültür Dernekleri (ADKED), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD), 29 Ekim Kadınları Derneği kuruldu.

Unuttuklarım varsa kusura bakmasın…

*

CHP’nin yanında bu kadar STK ile şimdiye kadar herkesin “Nutuk” okumuş, okuduğunu anlamış “Tam Bağımsız Türkiye” mottosuna inanmış ‘Ülkücüler’, ‘Devrimciler’ ve “İkinci Cumhuriyet karşıtı” olmuş olmaları ve Kemalistlerin iktidarda olmuş olmaları gerekirdi…

Sadece Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet değil, yine O’nun kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi de kuruldukları günden beri dışarıdan ve içeriden saldırı altında.

Son günlerde bunlara CHP’ye CHP içinde saldıranlar da eklendi…

Ben CHP Üyesi iken bir ara Süleyman Genç’e, bir ara Fikri Sağlar’a ve Aydın Güven Gürkan’a, bir ara Ertuğrul Günay’a ve özellikle Erdal İnönü ile Mümtaz Soysal’a yakın oldum. Altan Öymen’e de… “Yeni CHP’de Muharrem İnce”ye saygı duydum.

Elbette gençlik yıllarımda “Umudumuz Ecevit” oldu…

Buna karşılık hiçbir zaman Murat Karayalçın’a, Mustafa Sarıgül’e, Deniz Baykal’a yakınlık duymadım. Ki Baykal’ın aleyhine yazdığım yazı yayınlanmadı diye “Baykalcı” olarak bilinen rahmetli hocam Tufan Doğu’nun “İlkadım” gazetesini bıraktım…

İnsanın “ilkeleri” olmalı…

*

Hiç Kemal Kılıçdaroğlucu da olmadım. Ortaya koyduğu dosyalarla çok umutlanmıştım, Baykal’ı gönderdiği içinde sevinmiştim.

Ancak Genel Başkanlığından sonra dosyaların arkasının gelmemesi ve Baykal’ın malum kasetle tasfiyesinin ardından sorgulama gereği duydum. Solcu insan hele bir de gazeteci ise sorgular…

Ağabeylerimizin “en büyük Mason” gösterdiği rahmetli Demirel’in Başbakanlığında SSK Genel Müdürü olan Kılıçdaroğlu’nun “Rotaryen” olduğu gibi MBB Kurucu Başkanı Osman Gürün’ün de “Rotaryen” olması, CHP’nin kapılarının İlhan Kesicilere açılması beni “sorgulamaya” götürdü. Tıpkı bugün “İmamoğlu’nu sorguladığım” gibi…

Ve bugün CHP’nin başına gelenler için ‘Gençlik Kolu Başkanlığı’ ve ‘İl Yönetim Kurulu Üyeliği’ yapmış biri olarak üzülüyorum. İki tarafı da desteklemiyorum… Kılıçdaroğlu gibi CHP’de bir “mıntıka temizliği” yapılması gereğine inanıyorum. Ülkemin ‘bütünlüğü’ için Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütünlüğünü savunuyorum…

*

CHP de ayrışma başlayalı çok oldu. Bölünme geçtiğimiz son Gurup Toplantısı’nda resmen başladı. Bu toplantıyı da doğru bulmuyorum. Partilerde elbette ayrılıklar, bölünmeler olur. CHP’de en son Muharrem İnce ayrılmış ve ayrılışı için CHP’yi kullanmamıştı. Bu konuya ayrıca bakarız.

Hala kullanıyorlar… Etik değil…

Dün daha önce görevden alınan İl Başkanı Nail Kızıl yönetimi ile istifa ederek Menteşe Belediyesi yanında kiraladıkları binaya göç yürüyüşüne başlamadan “Şu anki adı Özgür Özel İletişim Ofisi olan ve partimiz kurulduktan sonra il başkanlığı olacak binaya hep birlikte yürüyerek gideceğiz” diyordu.

Yani ortada bir parti, bir program, bir tüzük yok. Kalanlarla gidenlerin arasında ne gibi bir ideolojik fark var o da bilinmiyor… Bugün bunları konuşacaktık, ama bu ‘göç’ olayı çıktı…

*

Nail Kızıl’ın görevinden alınmasının ardından CHP İl Binası’ndaki “bekleyiş nöbetini” sürdüren Özgür Özelci yönetim Manisa Milletvekili Özel’in istifa kararının ülke genelinde istifa dalgasına yol açarken, görevden alınan Muğla İl Yönetimi de dün istifa ettiklerini açıklayarak CHP’den ve il binasından ayrıldılar. Kızıl’ın “Bu bir veda değil”, “Ateşten gömlek giyiyoruz.” sözleri ve partinin duvarına astıkları panoya yazdıkları “Bıraktığımız Gibi Bulmak İstiyoruz. Seçilmiş CHP İl Başkanı ve İl Yönetimi” ifadesi dikkat çekici oldu.

Birilerinin bu çocuklara “güzel Türkçemizi” öğretmelerinde yarar var. Eğer buna ihtiyaçları yoksa başka bir şeye ihtiyaçları olmalı. Genellikle umumi tuvaletlere yazılan “Bulduğunuz gibi bırakın” ifadesinin boşaltılan partinin duvarına yazılması manidar olmuş.

O bina tuvalet gibi mi kullanıldı, yoksa gelenlerin tuvalete döndürmeleri mi bekleniyor!

Göçenler binayı yağmalayıp gitmemişler. Sadece Atatürk ve Özgür Özel posterlerini almışlar. Bu anlamda da kendilerini tebrik etmek lazım…

*

Nail Kızıl ve arkadaşlarını başka illerde olduğu gibi “direniş” göstermedikleri, anahtarı yeni yöneticilere teslim ettikleri ve basına, bazı çevrelere malzeme vermedikleri için de kutlamak lazım.

Bunlar güzel hareketler… Keşke bu hassasiyet başka illerde gösterilmiş ve polisin parti binasını basmak zorunda kalmasına neden olunmasaydı…

Bu “Ateşten gömlek giymek” retoriği de fazla abartıldı. Bunu başka bir yazıya bırakıyorum.

Nail Kızıl’ın dili çözülmüş. Konuşması güzeldi. Bazı ilçe başkanları ve Belediye İş Sendikası temsilcileri ve Gonca Köksal, Mesut Günay Başkanların katıldığı yürüyüş öncesi toplantıda şunları söyledi:

Buruk bir gün yaşıyoruz ama daha güzel günleri göreceğimiz günün de başlangıcı olarak düşünüyoruz. Bu bir veda değil. Biz, yıllardan beri taşıdığımız Cumhuriyet Halk Partisi gömleğinin üstüne bir ateşten gömlek giyerek mücadelemizi başlatıyoruz. Biz bunu ne için yapıyoruz? 47 yıl sonra partimizi iktidar yapmış, Türkiye’nin birinci partisi yapmış, seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in yolunda devam edeceğimiz için yapıyoruz. Eğer koltuk meraklısı olsaydık; önce ilçe başkanımızla, genel merkezdekilerle el öper, etek öper bu koltuklarda kalırdık. Biz Atamızın miraslarını aldık, bu miraslar bize emanet. Biz bu mirasları kimseye emanet etmeyiz. Hele hele mutlak sultana, sarayın atadığı kuklalara hiç emanet etmeyiz.

*

İl merkezinde kalabalık oluşması beklenirken en kalabalık topluluğun kadın ağırlıklı olarak Bodrum’dan geldiği görüldü. Bir ara “Gün doğdu, hep uyandık / Siperlere dayandık / Bağımsızlık uğruna da / Al kanlara boyandık” diye başlayan bir devrim marşını söylemeye kalkanlar oldu. Beceremediler, galiba marşı Bodrum’dan gelenler toparlamaya çalıştı.

Tabii o marşı coşkuyla bilerek okuyabilmek için, hani tiyatrocular için “Sahne tozu yutmak” diye bir söz vardır ya o hesap daha gençlik kollarında siyasi çalışmalarda “Kuvayı Milliye tozu yutmuş olmak” gerekir.

Neyse gidenleri bırakın kalanların çoğu da hele ikinci cumhuriyetçiler hiç bilmezler…

Nail Kızıl ve arkadaşları daha sonra il binası yanında toplanan yaklaşık 200 kişi ile Memetali Eren Parkı’ndan Yalabık Parkı’na doğru yürüyüşe geçtiler. Sınırsızlık Meydanı’na geldiklerinde Perşembe Pazarı’na girmeleri beklenirken “Hain Kemal”, “Mustafa Kemal Atatürk’ün askerleriyiz” sloganları eşliğinde ellerinde Mustafa Kemal Atatürk ve Özgür Özel posterleri taşıyarak “Özgür Özel İletişim Ofisi” ne yürüdüler…

*

Yani dün Mustafa Kemal Atatürk’ün askerleri kışladan, baba ocağından çıktılar!

Özgür ÖzelCHP’den ayrılıyoruz” dediği andan itibaren haberlerde “CHP boşalıyor. İstifa için kuyruklar oluşuyor” diye yazıyorlar, ama dün Muğla’da bir terslik vardı.

Devam ederiz…

--------------- --------------

GÜNÜN SÖZÜ; Hiçbir Parti Kişi ya da Gurup Milletten Büyük Değildir. Söz Konusu Vatandır ve Gerisi Teferruattır.!