Eğitim, iletişim ve kişisel gelişim imkanlarının artmasına rağmen insan ilişkilerindeki iyileşme neden sağlanamıyor?

Görgü ve nezaket kavramlarına özel anlamlar yüklememize rağmen bu pratiği hayatımıza ve ilişkilerimize neden yansıtamıyoruz?

Hatta bunca olumlu gelişmeye rağmen neden toplum olarak her geçen gün daha kötüye gidiyoruz?

Elbette bu sorular farklı şekillerde cevaplanabilir, sorun farklı şekillerde tarif edilebilir. Konuya bir süredir kafa yoran birisi olarak göz ardı edilen iki husus olduğunu görüyorum.

Birincisi insan davranışının teorik ve pratik yönü... Çünkü insan davranışı söz konusu olduğunda konunun bir teorik bir de pratik yönü var. Dolayısıyla insan davranışlarındaki ve toplumsal süreçlerdeki iyileşme için bu teori ve pratiğin uyumu şart.

İnsan davranışının teorik yönü (doktrin); tanım, ilke ve kurallardan ibaret. Bu yön, insan davranışlarının anlamını ve gayesini gösteriyor.

Pratik yönü ise bu ilke ve kuralların ortak bir gaye çerçevesinde uygulamaya yansıtılmasıdır. Bu da adap, ahlak, âdâb-ı muaşeret, görgü, nezaket gibi davranışa dair uygulamalar ile mümkün.

İşte bu noktada insan davranışlarının arkasındaki zihni süreç, davranışın anlam ve gayesini tarif eden kavramlar ve bu kavramlara yüklediğimiz anlam çok önemli. Zihni problemler çözülemediği sürece fiili sürecin başlaması mümkün değil. Çünkü insan, kavramlar ile düşünüyor ve üretiyor.

Diğer taraftan insan davranışlarından beklenen iyileştirici etkiyi elde edebilmek için o davranışı sıradanlaştıran her şeyden kurtarmak gerekiyor. Yani sıradan, olağan ve tek düze olmaktan kurtarmak gerekiyor.

Bu noktada görgü davranışı da sıradan bir davranıştır. Toplu yaşamın bir gereği muhataba saygının zaruri halidir ve toplum içinde herkes bu görgü kurallarına uymak zorundadır.

Ancak insan davranışının ve ilişkilerinin öncelikli ve içtenlikli yanını gösteren nezaket, bu sıradanlığın ötesinde bir davranış ve ilişki biçimidir. Sıradan, rutin ve kural halini alanın daha ötesinde kişisel, içtenlikli ve duruma/kişiye göre ortaya çıkan bir davranış biçimidir.

Kural değildir, çünkü kişiseldir.

Dolayısıyla nezaket, rutinin/ortalamanın üzerinde bir davranıştır. Nezaket, sıradanlıktan kurtulmuş içten ve incelikli bir davranıştır.

Örneğin; markette alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya geçmek bir görgü davranışıdır. Kendisine sıra geldiğinde arkadakileri bekletmemek için kredi kartını veya parasını hazır etmek bir nezaket davranışıdır. Ya da sıra kendisinde olmasına rağmen arkasında bekleyen ve yalnızca bir-iki kalem alışverişi olan kişiye sırasını vermek bir nezaket davranışıdır.

Örneğin; görgü kurallarına göre geçiş önceliği her zaman çıkan kişiye ait. Apartmandan çıkmak üzere kapıyı açtığında komşusu ile karşılan ve selam vererek yoluna devam eden kişinin davranışı görgü kuralları açısından sorunsuz. Oysa komşusunu fark ettiği anda kapıyı tutup onun geçişine öncelik veren kişinin yaptığı ise bir nezaket davranışıdır.

Şimdi bu örnekler üzerinden davranışların/ilişkileri iyileşmesi/güzelleşmesi konusuna bakalım.

Sırf sıra kendisinde olduğu için bir araba dolusu alışveriş yapan kişinin arkasındaki müşteriyi görmezden gelmesi ile sırasını bir-iki kalem alışverişi olan kişiye vermesi arasındaki farkın ayırdına vardığımızda hayatımızda bazı şeyler kendiliğinden iyileşmeye başlayacaktır.

Geçiş önceliği bizde olmasına rağmen bu hakkımızı komşumuza verdiğimizde komşuluk ilişkilerimiz kendiliğinden güzelleşmeye başlayacaktır. 

Yani rutinin, kuralın dışına çıktığımızda insan davranışları/ilişkileri iyileşmeye, güzelleşmeye doğru evrilecektir.

Onun içindir ki kavramların anlamı, aralarındaki ilişki ve içeriği önemli. Pratiğe geçirebilmek için teoriyi bilmek gerekiyor. Kavramları yuvarladığınız zaman, birbirinden farklı içeriği tek kelimeyle ifade etmeye çalıştığınız zaman sapla saman da birbirine karışıyor.

Sıradanlık, incelik oluveriyor. Nasıl oluyorsa!

24.07. 2024