Değerli dostlarım, yaz mevsiminin tam ortasındayız. Mevsimler değişti deniyor. Doğrumudur, yanlışmıdır bilemem ama ortada bir gerçek var. Ağustos ayına yaklaştığımız bu mevsim daha da sıcak olacağa benziyor. Eskiler Eyyam-ı Bahur (Eyembuhur) derlerdi bu mevsimin bu bölümüne. Doğal olarak olgunlaşması gereken meyve ve sebzeler olgunlaşmaya başladı. Halk arasında ve mahallî lisan ile “Hamlar erecek” denirdi. Yakıcı sıcaklıklar devam edeceğe beziyor. Yaz mevsiminde doğal olarak havalar ısınır ve sıcaklar başlar. Son on yıldır dünya bir başka dünya haline geldi gibi, adına gaz salımı da denilen karbondioksit gazı salımı ve havanın kirliliği dünya atmosferini bir fanus haline getirdiği söyleniyor.

Böyle iklim mevzuu ile bir girizgah yaptım. Sebebini aşağıdaki yazımla yine cevaplayacağım. Dünyada (8) sekiz milyar insanın yaşadığı söyleniyor. Dünyamızın ekvator diye bir çizgisi bulunmaktadır. Kuzey yönündeki millet ve devletler kuzey yarım küre, güney yönündeki millet ve devletler güney yarım kürede hayatlarını sürdüre gelmişlerdir. Gece ve gündüz olmayan, dört mevsim olmayan birçok yerleşim yerleri vardır dünyada.  Bu sekiz milyar insan topluluğu bazı zihniyetlere göre fazla gelmeye fazla olmaya başladı şeklinde ifadeler duyuyoruz.

Dünyamızın yaşı çok eskilere dayanır. Toprak altından çıkarılan çeşitli kazılarda (örnek Göbeklitepe)  12.000 yıl öncesinden kalıntılar bulundu ve tarih ve coğrafya kitapları yeniden yazılmaya başlandı. İnsanlığın ( 0) sıfır noktası olarak dünyada lanse edildi.

Önceki gün mahallî medya da bir takım haberler okudum. İlimiz Muğla’nın Bodrum ilçesi ile ilgili. Bodrum esnafı kan ağlıyor diye. Merak ettim ve okudum yazılan yorum ve haberleri. Gerek yerli ve gerekse yabancı turistler Bodrum’a gelmek isterler haklı olarak.  Bodrum ilçemiz hakikaten bundan otuz kırk yıl önce çok güzel idi. Bodrum mandalini, Bodrum portakalı, Bodrum greyfurt (Pomolin), Bodrum inciri vs. uzun uzun narenciye bahçeleri var idi. İdi diyorum şimdilerde yerlerinden yeller esti. Yerine beton yığınlarından oluşan adına da “ Tatil Köyü” ya da büyük büyük hoteller yaparak yerli ve yabancı turistleri cezbedecek bir sürü çalışmalar yapıldı ve daha eskiden Kuşadası’na gelen bilhassa yabancı turistler Bodrum ilçemize de gelmeye başladı.

Yaz mevsiminin dışındaki dokuz ay boyunca yöremize yerli ve yabancı turist gelecek diye her şeyimizi ama her şeyimizi gelecek olan “tatilcilere değil” turistlere göre uyarlamaya başladık. Tüm yaşama biçimimizi gelecek!!! olan turistlere göre ayarlamaya başladık. Mevsim ya, ya her şey mubah (serbest anlamında) olarak çalışmaya, çalıştırmaya başladık. Önce gelen yabancı turistler gibi giyinmeye başladık. Onlar bizi örnek alacaklarına bizim genç nesil onları örnek almaya başladı. Adına da kocaman kocaman harflerle moda kelimesini yerleştiriverdik. Yerli turistler ise neden gelirler, ne işleri var buralarda diye oldukça kaba ve pahalı argümanlar öne sürmeye başladık. Bodrum ilçemizin özellikleri ve güzellikleri tuzun suda eridiği gibi eridi. Yok oldu, son otuz yıla baktığımızda gördüğümüz manzara böyle.  Elbette katılanınız vardır katılmayanınız vardır, o kadar da değil canım diyeniniz de olacaktır, hani görünen köy kılavuz anlamındaki atasözümüze iyice bir bakmak lazım. Sünger (Deniz)leriyle dünyaya ün salmış, narenciyesi ile Avrupa’da “1” numara olmuş Bodrum ilçemiz ve civarındaki sözüm ona tatil köyleri ve kocaman oteller  gelecek diye umdukları yabancı!...? tatilcilere artık mekan olmamaya başladı. Geldiğimiz nokta hakikaten olumsuz bir vakıa.

Öyle yapmayıp da, doğal halimizi bozmadan ve çevremizi de bozdurmadan biz bu işi başaramazmıydık. Artık çok geç diye mırıldandığınızı duyar gibiyim.

Yerli ve yabancı turistler öncelikle yaz mevsiminde gelirler ilimize. İlimizin sadece Bodrum ilçesi yok ki, ören yerlerimizi o kadar fazladır ki kitaplar yazıldı hakkında. Her köşesi ayrı bir cennette köşe olan ilimiz ne yazık ki son otuz yıldır kendi kimliğini kaybetmesinden dolayı gelen/gelecek tatilcilere göre kendini ayarlamaya çalıştı. Mevsim yaz ya, açılalım saçılalım, kendi kültürümüzü unutalım, kendi örf ve adetlerimizi bir kenara atalım ve turistlerle tatilcilerle bilhassa esnaf arkadaşlarımız fırsat bu fırsat diyerek ticaretimizdeki tüccardaki bulunması gereken vasıfları unutarak davranmaya başladık. Sonuç elbette bundan farklı olamazdı.

Bu manada ilçem Ula’nın denize olan yakınlığı oldukça kısadır. Akyaka Mahallemiz vardır. Dünyaya açılan penceremiz. Bugünlerde oldukça revaçtadır Akyaka. Geçenlerde konu da ettim, Kurban Bayramı tatilinde! Beldenin nüfusu 6.000 iken 80.000 oldu. 420 ton çöp toplanmış diye yazmıştım. Sonraki nesillere böyle mi bırakacağız bu güzelim miraslarımızı.  Bize bırakmışlar buraları.

İlçem Ula; Muğla- Marmaris yolundan üç (3) kilometre kadar içeridedir. Altın yol ilçenin batısından geçer.   Turizm hiç yok gibidir. Kültürel anlamda da ilçemizde bulunan ören yerlerimizi ve antik değere sahip olan mahallerimizi yeteri kadar ortaya çıkaramadık, gün yüzünde olan ve daha dün kadar yakın olan harap edilen “Ula evlerimizi” tamir ve restorasyon yerine yıkarak 1+1 devasa villalar yaptık yaptırdık. Villa dediysem yanlış anlamayınız katlı daireler yaptırdık. Safranbolu’yu duymuş veya görmüşsünüzdür. İlçem Ula ile aynı konumda. Yalnız bir farkla, kendi tarihini ve kültürel yapısını korumuş, yaşadıkları evlerini tamir ya da restorasyon yaptırarak doğal güzellikleri ortaya çıkmış, hem yaşıyorlar ve hem de yaşatıyorlar. Sonraki nesillerine miras bırakmışlar ve bırakmaya da devam ediyorlar. Sokaklar cıvıl cıvıl, buram buram tarih ve kültür kokuyor. İlçem Ula evleri böyle yapılmazmıydı.  Yaşadığımız ve içinde gençliğimizin geçtiği o işlemeli tavan evlerini Akyaka’da görüyorsunuz. Adına da Akyaka evleri diyorsunuz. Bizim Ula’da insanlar ve sülaleler lakaplarıyla anılır ve bilinir. Çikin Ali’nin Nail derler, merhum Nail Çakırhan’a, Ula evlerini Akyaka’da yaşatmayı başardı. Gerçi Ulalı da oldukça azaldı. Ula’ya göç edenler ve yerleşenler yüzdeye vurursak yarıyı  bulmak üzereyiz. Laf bir yerlere gitmeden toparlamak gerekirse kendi öz benliğimizi korumamız gerekiyor. Zararın neresinden dönersek kârdır derler, bulunduğumuz konumumuza bakmadan elimizden ne geliyorsa ilgililere yardım etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Yarın çok geç olabilir.  İlçem Ula’nın denize yakınlığı oldukça kısa dedim.  Bir akım başladı ilçem Ula’da. Yaz mevsiminden midir, sıcakların çok olmasından mıdır bilemem ama, genç erkekler ve geç bayanlar başka türlü giyinmeye başladılar. Yaz Mevsimi sıcak geçer, mevsim itibarıyla bu yaz biraz daha sıcak geçiyor. Sıcak var diye üzerimizdeki kıyafetleri çıkarmamız gerekmez. Biz kıyafetleri çıkarsak da hava sıcak durmaya devam eder. Bir garip giysi mi desem, bir garip giyinme mi desem, yoksa özenti mi desem  bilemedim, Kültürümüzle uzaktan ve yakından hiç bağlantısı olmayan bu acayip gezmeyi acaba uygarlık mı sananlar var bu memlekette.

Korkuyorum. Hakikaten korkuyorum. Dua etmekten başka da yapabileceğim bir faaliyetim olmuyor. Ya Rab vatansız bırakma. Ya Rab Bayraksız bırakma, Ya Rab devletsiz bırakma. Ya Rab bilhassa gençlerimize akıl fikir ver. Kültürüne, özüne dönmek nasip eyle. Son olarak bizim mahalle büyüklerimizin ağzından şöyle bir söz duyardık, “ Allah’ımız gördüğümüzden yad etmesin” Allah’ımız ağzımızın tadını bozdurtmasın.

Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız…