TabiiMuğla'nın tiyatro salonları "orta yerde" değil, kenarlarda.
ÜniversiteninAtatürk Kültür Merkezi (AKM), taa kampüste; belediyenin Gazi Mustafa KemalKültür Merkezi (GMKM) de Kışla parkının orda. İkisi de şehrin dışında yani. BenOrhan Veli'nin o meşhur şiirindeki
"İstanbul'unorta yeri sinema
Hâlimi derdimisöylemeyin anama"
mısralarındakisöyleyişten öykünerek başlığa "Muğla'nın orta yeri tiyatora" dedim. Dahadoğrusu bu lafı vaktiyle Ankara için kullanır ve "Ankara'nın orta yeritiyatora" der ve elbette siyaset sahnesinden sahnelenen oyunları kast ederdik.En çok da Felsefe'deki ağabeyimiz KemalPekşen (Emsali bu ağabeyimize, felsefeye düşkünlüğünden dolayı " Kemalus Pekşenus " derdi.) kullanırdı.Taa o günlerden kalma bendeki bu söylem.
Sözü Muğla'dasahnelenen tiyatrolara getireceğim de lafın dünya turu bitmek bilmiyor.
9 Ocak günü özelbir tiyatro tarafından sahnelenen ve OğuzAtay 'ın Korkuyu Beklerken adlıhikâyesinden uyarlanan oyunu seyrettim. Uzun bir aradan sonra seyrettiğim ilkprofesyonel oyun oldu. Tek kişilik bir tiyatro eseri haline getirilmiş ve tabiiki asıl hikâyeden bir hayli uzaklaşılmıştı ama gene de tek kişilik birsahneleme için oldukça başarılıydı. Bir masa, büyük bir zarf ve ev eşyalarınısimgeleyen asılı kâğıtlar. Dekorda ayrıntıya gidilmemiş ve böylece "görselyorgunluğa" yol açılmamış. Oyunda eleştirilecek yerler de var ama şimdi bunagirmeyelim ve Ankara Devlet Tiyatrosu 'nunoyun sahnelemesine gelelim.
Gene uzun biraradan sonra Devlet Tiyatroları Muğla'da ilk defa oyun sahnelediler. VictorHugo 'nun Sefiller 'inisergilediler. Birkaç defa filmi yapılan ve aslında ağır bir metin olanSefiller'in tiyatro uygulamasını gerçekten merak da ettim ama asıl gidişimDevlet Tiyatrosu'nun oyun sahnelemesi idi. Çünkü Devlet Tiyatroları oyunlarınımükemmel sahnelerdi. Ankara'da bulunduğum yıllarda neredeyse bütün oyunlarınıseyretmiştim. Hatta bale ve operaları bile seyretmiştim. Kuğu Gölü Balesi 'ni televizyonda değil, Ankara'da Devlet Opera ve Bale Salonunda seyretmiştim.Ciddiye aldığım bir kurumun oyunlarından biri ayağımıza kadar gelmiş; kaçırmakolmazdı.
Sağ olsun Doç. Dr. Öncü Başoğlan Avşar hocamızhaber verdi ve bereket son gün de olsa sevgili Arş. Gör. Dr. Ahmet Duran Arslan sayesinde bilet buldum.
Oyun müthiş birforsa sahnesiyle başlıyordu. Dönen zemin, ışık ve sis, sahneye müthiş bir büyükatıyordu. Forsaları kürek çekme sahnesi stilistik bir dans ile verilmişti kisahne geometrisi son haddine kadar kullanılarak verilen bu dans sahnesi, dahabaşta seyirciyi sahneye bağladı ve arkası geldi.
Hikâye bilindiğiiçin hiç o konuya girmeyecek, oyunu sahne sanatı açısından ele alacağım. Oyununrejisörü İpek Atagün Gezener . Dekoru Büşra Eroğlu Doğan yapmış; kostümüise Gökçe Şener tasarlamış. O harikaışık efektlerini Önder Arık , oyunaruh katan müziği de Ekin Eti yapmış. Oyunun koreografisi de Aslı Güneş Sümer imzasını taşıyor.Oyunda rol alan oyuncularla ilgili bilgiye maalesef ulaşamadım; çünkü oyunungirişinde yanıtım broşürü yoktu. Olsa çok iyi olur.
Sahne trafiğindene kargaşa ve ne de düzensizlik vardı. Çünkü oyuncuların hareket edeceği zeminçizilmişti ve oyundaki gidip-gelmelerin çoğu bu çizgilerde cereyan etti. Böylebir kurgu hem oyuncuların oyun içinde akışını düzenlemiş oldu, hem deseyircinin göz yorgunluğu çekmemesi güzelliğine vesile oldu.
Değişen sahnedekorları tasarımı da harikaydı. Basit tekerleklerle hareket eden dekorlar sonderece sade ama bir o kadar da etkileyiciydi.
Oyunda enetkileyici sahnelerden birisi, JeanValjean 'ın üstüne kar yağma sahnesiydi. Işık unsuru ile birleştirilen karyağma anı müthiş etkileyiciydi. Jean Valjean ile müfettiş Javert 'in kıyasıya çekiştiğisahnelerdeki sahne trafiği de çok etkileyiciydi. Elbette küçük kız Cosette ve annesinin sahneleri de hemhareketlilik hem de ses kullanımı açısından mükemmeldi.
Oyunda tekeleştirdiğim şey, oyuncuların kulak mikrofonu kullanmasıydı. Ben tiyatrodaçıplak sese alışkın biri olduğumdan, elektronik aletlerin içinden gelen ses,sanki bir keçeden geçerek filtre ediliyormuş ve tını ve rengini kaybediyormuşgibime geldi. Kocaman salonun her yerinden sesin duyulması için başka neyapılabilir, araştırmak lazım.
Sevindirici birdurum, benim gittiğin her iki oyunda da 600 kişilik salon doluydu. Demek kiMuğla'da nitelikli bir tiyatro seyirci kitlesi var ve bu imkân değerlendirilmeli.
12 yıl aradansonra (Bundan önceki son Devlet Tiyatrosu sahnelemesi 25 Kasım 2011'deÜniversitenin AKM salonunda gerçekleşmişti. Onun da hikâyesi var; bir günanlatırım.
Muğla'ya boltiyatrolu günler yakışır ey yetkililer!...