Değerli dostlarım; bugün iki değişik konu ve iki ayrı çalışma şekli ile ilgili olarak hem gözlemlerimi hem de rahatsızlık duyduğum konuları sizlerle paylaşmak niyetindeyim.

İlçem Ula’da esnaf ve küçük çaplı ticaret işi ile uğraşan çok az (yerli anlamında) kişi kaldı. Yerli denilince alınmayınız. Evinizin anahtarını verirdiniz bu esnafa. Evladınızı emanet ederdiniz bu esnafa. Paranız olmasa da evinizin ihtiyacını alırdınız bu esnaflardan. Zira insanın elinde avucunda her zaman para olmayabilir. Gerçi bugünlerde kredi kartı var ama o da ayrı bir dert.

İlçem Ula’nın merkezinde cuma günleri pazar kurulur. Çok eskiden beri devam eder bu pazar kurulması. Gölcük Mahallesi’nde, Karabörtlen Mahallesi’nde, Kızılyaka Mahallesi’nde, Gökova Mahallesi’nde ve Akyaka Mahallesi’nde pazar kurulmadığı yıllarda Ula Pazarı (Cuma Pazarı) çok kalabalık olurdu. Gerçi bugünlerde yine kalabalıklaştık. Çok göç aldık ve almaya da devam ediyoruz.

Cuma Pazarı’nda kapalı pazar yerinde ve açık olan pazar yerinde işgaliye parasını belediye tahsil eder. Pazar için gelen kişiye (eğer daha önceden yeri yok ise) yer gösterir. Pazara civar yerleşim yerlerinden veya Aydın ili Germencik ve İncirliova’dan gelen sebze ve meyve satanların fiyatlarını kim belirliyor? Merak ediyorum. Büyükşehir belediyesi statüsüne kazandırıldığı 2014 yılı Nisan ayından itibaren durum değişti mi bilmiyorum.

Örnek vermem gerekirse bir demet maydanoz bir satıcıda 20 TL, diğerinde 25 TL, öbüründe 30 TL. Nasıl oluyor diye sorasım geliyor. Elmayı soruyorsunuz, bir yerde 60 TL, bir diğerinde 80 TL, öbür satıcıda 100 TL. Hangisi yasal ve doğru? Yeşillik adı altında satılan salatalık vs. fiyatları bir değişik. Çok önceden narh verilirdi. Ama serbest ticaret dediğimiz bu ucube konu bizim pazarda da mı uygulanıyor? Herkes aklına geldiği gibi mi fiyat koyuyor?

İki resmî manavımız vardır. İyi ki varlar. Mal ve malzemelerini Muğla’dan, halden alırlar. Aldıkları malzemelerin üzerine mal oluş fiyatı ile kârını koyarak satışa sunarlar. Kendi bahçesinde yetişen veya yetiştirilen sebze ve meyvelerin fiyatlarını kim belirliyor? Cahilliğime vurunuz, hakikaten bilmiyorum. Kim belirler bu fiyatları? Belediye teşkilatı mı? Yoksa Esnaf Odası mı?

Tabii yiyecek yapan ve yiyecek/gıda satan esnaflarımızın hijyen ve temizlik ile ticarethanenin yaptığı işe uygun olup olmadığı, bildiğim kadarıyla belediyenin sorumluluğunda olması gerekiyor. Zira yapılacak iş için zorunlu olan ruhsat belediye tarafından düzenlenmektedir.

İkinci konu İlçe Müftülüğü bünyesinde hizmet gören camilerimiz ve mescitlerimiz ile alakalıdır. Yine ne var diye mırıldandığınızı duyar gibiyim.

İlçemiz merkezinde üç camimiz ve dört mescidimiz bulunmaktadır. Müftü Hüsameddin Efendi Camii Şerifi, Yeni Koçarlı Camii Şerifi ve Ağalar Camii Şerifi. Dalkavak Mescidi, Emrullah Mescidi, Sarıkadı Mescidi ve Elbirlik Mescidi olarak dört mescidimiz ibadete açıktır.

Bildiğim kadarıyla Emrullah Mescidi ile Sarıkadı Mescidi’nin görevlilerinin tayinen gittiklerini öğrendim. İlçemiz merkezinde kubbeli en büyük camimizin imam hatibi kadrosu da müezzin-kayyım kadrosu da BOŞ. Kadrosu var, görevlileri yok.

Hani imam hatip diyesim geliyor ama diyemiyorum şimdi anlatacağım sebeplerden dolayı. Hani yukarıda Emrullah Mescidi’nin görevlisi (imam hatibi), memur/veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak Marmaris Kaymakamlığına tayin istemiş ve şu anda orada görev yapıyor. Mihrabı bırakıyor, memur olarak memur masasına gidiyor. Tabii diyoruz, herkes hür ve serbest hareket edebiliyor.

Yine ilçemizin bir mahallesinde imam hatip olarak hizmet ederken aniden ilçenin İlçe Müftülüğünde veri hazırlama ve kontrol işletmeni/memur olarak hizmet vermeye başladı. İmam hatiplikten, mihraptan memurluğa gidiyor. Ne diyelim, terfi mi diyelim, ne diyelim? Galiba cemaat yok da camide ya da mescitte yalnız kaldım, onun için insanların içine memur olarak hizmet edeyim demiş olabilir.

Bir yıl oldu, Yeni Koçarlı Camimizin müezzin-kayyımı boş. İmam hatibi de altı ay kadar oldu. Soruyorum ilgililere, neden boş? Yeteri kadar eleman mı yok, yoksa başka sebepler mi var?

Şok oldum dostlar, şok. Caminin boş bulunan kadrosuna talip olmak isteyen imam hatip soruyormuş: Bu caminin LOJMANI var mı? Bu caminin bulunduğu yerde alışveriş merkezi var mı? Bu caminin bulunduğu yerde ulaşım ve internet hizmeti var mı? Diye sorular.

İmam hatip ve müezzin-kayyım hizmetlerine “din görevlisi” deniyor. Maaşları gayet güzel. Oldukça ciddi maaşlar ödeniyor. Lojman ne oluyor? Diğer memurlar tayinen ya da tayinen gelmek istediklerinde bu kurumun lojmanı var mı diye soramaz. Demek ki imam hatip ya da din görevlileri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi değiller.

İlçe merkezinin en büyük camisi. Efendim, AVM var mı diye sorulur mu? Hem ayıp hem de günahtır. Şöyle sorsa: Bu caminin cemaati var mıdır? Bu caminin sabah namazı ve yatsı namazları cemaati kalabalık olur mu? Cuma namazlarında caminin dışında cemaat olabiliyor mu diye sorsa, kendi mesleğiyle ilgili diye cevap verilir.

Memur sendikalarını hiç anlamış değilimdir. Aynı zamanda Diyanet teşkilatına mahsus, sendikanın adının başında ya da sonunda değişik kelimeler olan sendikaları var. Görev tanımlarını bilemem. Kimin hakkını korur ya da kime karşı korur? Din görevlisinin sendikadan alacağı hizmet nasıl olur, nasıl tarif edilir bilemem.

Ancak bir adet sorum var. Camilerimiz ve mescitlerimizin kadroları boş. Yukarıda da zikrettim. Din görevlilerini yetiştiren, şu an için konuşursak, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri diye biliyorum. İlçemize gelen din görevlilerinin bazıları da hafızdır.

Bir hafız düşünün, camideki mihraptaki görevinden naklen ya da terfien mi oluyor, veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak memurluğa geçiyor. Sendika yetkililerinin mutlaka bilgileri vardır. Yeni yetiştirilen din görevlilerinin yetişmelerinde tahsil esnasında yetersizlik mi var, hiç tetkik ettiniz mi?

Maaşları hakikaten oldukça dolgun olan bu imam hatip ve müezzin-kayyım (doğruca din görevlisi) olan genç kuşakların en az iki yıl hafızlık, altı yıllık İmam Hatip Lisesi, dört yıl da İlahiyat Fakültesinden mezun olan bir GENÇ adam camiye görevli olarak nasıl lojmanı sorar, nasıl ulaşımı ve internet hizmetini sorar, nasıl AVM’yi sorar?

Siz değerli sendika yetkilileri için normal mi geliyor, yoksa aynı fikirde miyiz?

Yanlış anlaşılmayı önlemek adına; imam hatip elbette lojmanda oturmalı, elbette internet kullanmalı, elbette AVM’ye gitmeli ve hakkıdır da. Camiye görevli olarak gelmek ve hizmet etmek amacı doğrultusunda araştırmasını yadırgadım.

Son söz;

Camiye geliyoruz. Caminin o günkü imamı var. Ama müezzin yok. Müezzin olmadığı için caminin içindeki müezzinin yapması gereken görevler, hiç din eğitimi almamış, işi uygun olmayan kişi ya da kişiler tarafından yapılmaktadır. Bu konu da insanların camiye, cemaate gitmelerini isteksiz hâle getirmektedir.

Bu konuda sendika bir çalışma yapar mı? Caminin içine namaz kılmak için gelenler, bu işin ehli olan insanlar olmadığı, kadrolar doldurulamadığı için dedikodu ve İslam dinine ve Müslümanlığın garip gelmiş, garip gidecek tahayyülüne (*) kapılıyor, umarım. İnşallah öyle değildir ama Galileo misali camilerimiz ve mescitlerimizdeki durum budur.

Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.

(*) Tahayyül = Zihinde şekillendirmek.