Değerli dostlarım; güz mevsiminin ikincisidir ekim ayı. Adı üstünde, ekim yapılan aydır da. Neler ekilir? Hububat dediğimiz buğday, yulaf, baklagiller, sarımsak, soğan ve bezelyenin de dikildiği ve ekildiği bir mevsimdir. Buralarda (Muğla) çavdar ve arpa pek buralarda ekilmez. Daha çok İç Anadolu Bölgesi ve Denizli, Tavas ile Kale illerinde ekilir. Aklıma geldi, Denizli Kale ilçesi çok yakın tarihe kadar Muğla iline bağlı idi. Tabii Muğla da Aydın’a bağlı bir sancak imiş. Bu şekilde güzel şeyler yazmak ve paylaşmak istiyorum ama güzel eylemler çok az olmaya başladı. Çirkin söylem ve eylemler canımızı da sıkmaya başladı. Olağanüstü bir iklimde yaşamaktayız. Geçenlerde genç bir iş adamı ile konuşurken (bu kişi Ulalı ve uzun yıllardır resmî anlamda emlak komisyonculuğu yapıyor) ilçem Ula’yı şöyle tarif etmiş: Dört mevsimin yaşandığı bir coğrafi durumdadır. 15 dakikada “0” rakıma inersiniz, yani deniz kıyısındasınızdır. Yine 15 dakikada 1010 rakımdasınız ve kış aylarında kar görebilir ve kartopu oynayabilirsiniz. Evet, aynen genç iş adamının dediği gibi ilçem Ula böyle bir coğrafi yapıya sahiptir. Pekâlâ, ilçem Ula’da her şey yolunda mı, diyerek kendimize bir soru soralım.

Öğle namazı ve ikindi namazlarını kıldıktan sonra kafa yapımız uygun olan dört beş kişilik bir arkadaş grubu olarak sohbet ederiz. Bu sohbet esnasında, ismi bizde kalsın, uzun yıllar Köyceğiz ve Muğla siyasetinde bulunmuş ve hizmet etmiş bir kardeşimizin de ilçemiz Ula’ya yolu düşmüş. Oturduk ve çay içtik. Nerede içtik çayı, onu da paylaşalım. Yeni Koçarlı Camii Şerifi’nin bahçesinde ıhlamur ağacımız vardır. Altmış yıllık bir ağaç. Yaz aylarında gölgesi muhteşem olur. Yanı başında kahvehanemiz var idi, kapandı. 1935 yılından beri adeta Ula’mızın hafızası olmuş bu müstesna yapılı kıraathanemiz ve sohbet yerimiz kapandı.

Konumuz bu değil. O gelen misafirimiz bana dönerek “Reşat Ağabey, hâlâ yazıyor musun?” diye sordu. Benden önce orada oturanlar “Evet, evet, yazmaya devam ediyor.” diye cevapladılar. “Pekâlâ, konuları nasıl buluyorsun?” deyince derin bir ah çektim ve bir iki cümle söyleyince “Tamam, tamam, anladım, burada konu çok.” dedi.

1999 yılına kadar kapalı ekonomiye sahip bir yerleşim yeriydi ilçem Ula. İlçem Ula’da sadece Ulalılar (yanlış anlaşılmasın) oturuyor idi. 1973 yılından 2018 yılına kadar kesintisiz muhalefet olup sol yelpazede olan partilerine mensup belediye başkanları ile yönetildi. 2009 yerel seçimlerinde Demokrat Parti’ye mensup belediye başkanımız seçildi, kırk yılda yapılamayan problemleri çözdü. Ancak 2014 yerel seçimlerinde yine siyasetin sol yelpazesinde olan ve kesintisiz 20 yıl belediye başkanlığı yapmış olan arkadaşımızı Ulalı tekrar seçerek göreve getirdi. Neden anlattım bu küçük saptamayı? Kamu anlamında yatırım alamadı. Eğer 2009 yılında seçilen Nadi Şenkal Başkanımız hâlihazır haritayı yaptırmasaydı, doğal gaz müracaatını Yatağan ilçesi ile birlikte yapmış olmasaydı bugün avucumuzu yalardık. Dikkat ediniz, 2009 ya da 2010 yılına kadar ilçem Ula’nın “hâlihazır planı” yok idi.

Üç yıl gibi kısa bir zamanda hâlihazır plan yapıldı ve altyapı, kanalizasyon ve doğal gaz hizmetinin getirilmesine temel hazırlanmış oldu. Allah Nadi Başkan ve ekibinden razı olsun.

Bir soru soralım dedim ya, ilçemde trafik konusu nasıl? Cevap olarak “İlçem Ula’da araç kullanmak adeta cambazlık gibidir.” cevabını alırsınız. İlçem Ula’nın bir tek caddesi vardır. 5000 nüfusa göre ayarlanmış bir belde olduğumuz için (yanlış anlaşılmasın, 1960’lı yıllardan 1999 yılına kadar ilçem Ula’nın nüfusu 5000-5500 civarındaydı) üstyapı da öyle hazırlandı. Şu anda ilçem Ula’nın merkezinde 17.000 kişi yaşamaya başladı. Her yer araç. Her sokaktan, her caddeden araçlar fışkırıyor. Hele hele öğrencilerin okula girecek saatler ile okuldan çıkacakları saatlerde, hele hele bir de yağmur var ise değmeyin araçların hareketlerine.

Buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Gerçi çok yazdım ama yine de çağrımı tekrarlayacağım. İlçem Ula’nın Hükûmet Konağı’ndan başlayarak ilçenin merkezine giriş yönünde, yıkılan, yenilenecek okulun çevre duvarının bitişiğinde, caddenin gidiş yönünde sağında “Park etmek serbesttir.” levhasının behemehâl kaldırılarak tüm araçların gidiş yönündeki park etmiş araçların park etmelerinin yasaklanması çok önemlidir. Şimdiden tedbir alınmalı. Zira yıkılan okulun yerine 16 derslikli ilkokul, 12 derslikli ortaokul binası yapılacak. Mutlaka okulun durumuna endeksli olarak trafik düzenlenmesi yapılması hayati öneme haizdir.

İlçem Ula’da çadır yapılar çoğalmaya başladı. Yanlış okumadınız. Çadırdan yapılma kahvehane, kıraathane ve çadırdan yapılma lokanta ya da restoran. Rengârenk olarak hazırlanmış bu durum ve bu çalışma biçimi ilçem Ula’ya hiç mi hiç yakışmadı. Çarşının içerisinde dükkân bulmak, dükkân yenilemek ve iş yeri bulmak cidden zor. Çarşının içindeki dükkânlar 1940-1950-1960-1970-1980 modeldir. Hiç yenilenmemiş ya da yenilememiştir. Nadi Başkan ve rahmetli İsmail Başkan ve arkasından görevi devralan Özay Başkanımız çarşı içindeki iş yerlerini düzenlemek için adım attı ise de Ula’nın önde (!?) gelen ve gayrimenkul zengini insanlar ile “Az olsun, benim olsun; küçük olsun, bizim olsun.” zihniyetine sahip olanlar tarafından şiddetle karşı gelinerek hazırlanan o muhteşem plan tozlu raflarda beklemeye alındı. Biz görmeyiz fakat günün birinde bu memlekete bir belediye başkanı gelir ve seçilir ve ilk iş olarak çarşı içini düzenler diye düşünürüm. Aklıma Dalaman Belediye Başkanımız Dr. Beyhan Korkut aklıma geliyor. Kendisine buradan selam ve hürmet gönderelim. Ortaca/Dalyan’da da Suat Tufan kardeşimi unutmamak lazım gelir. O da Dalyan’da adeta bir devrim niteliğinde yatırım ve hizmetlere imza attı.

Bir konuyu daha dile getirerek yazımı sonlandıracağım. Devlet denilen canlı organizmanın içinde oldukça çeşitli organlar çalışmaktadır. Biz bunlara devlet daireleri diyoruz. Kamu diyoruz. Bu kamunun içinde her meslekten devlet adına hizmet edenlere de devlet memuru diyoruz. Bazı devlet memurlarımız üniformalıdır. Bazı devlet memurlarımız da sivil giyimli olarak görevlerini yapmaya gayret ederler. Gerçi AK Parti hükûmetinin beğenmediğim ve sürekli tenkit ettiğim bir çalışması vardır. Kılık kıyafet serbest hâle getirildi. Bu serbestlik nasıl bir serbestlik, diyesim geliyor. Allah’ımız erkeği erkek, kadını da kadın olarak yaratmıştır. Giyimi de kuşamı da belli esaslara bağlanmıştır. Hele hele kamuda durum daha da farklıdır. Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Devlet adına hizmet ne ulvi bir görev ve hizmet. Bu görevi ifa ederken memur olan kişi kendisini adeta çerçevelemiştir. Fütursuz davranmaz, davranmamalı. Her kurumun iç hizmet dediğimiz kanun, yönetmelik ve esaslara harfiyen riayet etme zorunluluğu vardır diye düşünüyorum.

Memuriyetimin ilk yıllarında değil ama, ismi bizde kalsın, bir Muğla valimiz; valiliğin makam odasının tam karşısına “Millete efendilik yoktur, hizmet vardır.” sözcüğü yazılarak duvara asıldığında içimiz ferahlamış ve doğru yolda olduğumuzun gururuna varmış idik. Eski günler. Geldi geçti…

Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.