Değerli dostlarım; geçen hafta yazımı hazırlamış idim. Ancak bilemediğim sebeplerden olsa gerek gazetemizin Yazı İşlerine gönderemedim. Bazen belki sizde de oluyordur. Hele hele Muğlamızın yüz akı olan gazetemizde yazı yazacaksanız ince eleyip sık dokumanız şarttır. Bu sezon başında yazacak olduğum konu başlıklarıma, emeklilerin durumu ile ilgili olarak gelen ikazlardan da esinlenerek bir yazı yazmak içimden geldi. Bendeniz devlet memuru emeklisiyim. Şöyle kabaca Türkiye’mizde bulunan emekli sınıfını sayarsak; memur emeklisi, kamu işçisi emeklisi, işçi emeklisi, Bağ-Kur emeklisi, sigorta emeklisi, tarım sigorta emeklisi, Ek 5 emeklisi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli, özel sigortalardan olunan emekli sınıfı. (Özel bankalardan emekli olanları kastediyorum.)

Esasen 1970 yılında yürürlüğe giren Finansman Kanunu’na bakmak lazım gelir. Ülkemizde emeklilik müessesesinin tarihi oldukça yenidir. 1946 tarihine kadar kamu hizmetinde bulunan memur, kamu işçisi olarak çalışanlara çalıştıkları aylarda belirlenen ücret ödenir ve eğer ayrılır ya da başka bir nedenle işi bırakır ise emeklilik olmadığından biriken (biriktirdiği sigorta tutarı) toptan ödenirdi. Dünyada bu şekilde kamu işinde çalışan memur ya da işçilerin de çalıştıkları aylarda ücretlerini aldığı işten ayrılır ya da bırakır ise biriktirdiği kesinti toptan ödenen ülkeler bulunmaktadır.

Özellikle Avrupa dediğimiz Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya vb. ülkelerde emeklilik yaşı 65 olarak belirlenmiş, bazı ülkeler bu yaş sınırını 67 olarak belirlemek istemektedirler. Bizim ülkemizde nasıldır, hiç düşündünüz, hiç araştırdınız mı? Bendeniz 38 yaşında emekli olan genç bir insan biliyorum. Seksenli yılların başındaydı bu şahsı gördüğümde. 38 yaşında nasıl emekli olunur diye uzun uzun kafa yormuştum. Ya da nasıl emekli edilir? Zira o insan emekli olduktan sonra çok çok uzun yıllar piyasada çalıştı.

On altı milyon beş yüz bin kişi deniyor emekli olan kişi sayısı. Başka bir deyişle her ay ya da üç ayda bir 16,5 milyon kişiye bu devlet dediğimiz kurum emekli maaşı ödemeye devam ediyor. Çok büyük bir rakam değil mi emeklinin sayısı? Dünya standartlarına göre üç çalışan bir emekliyi beslemesi imiş. Bizim şu anda bizde ise 1,2 çalışan bir emekliyi besler hale gelmiş. Neredeyse bir çalışana bir emekli denk gelecek. Bu da uçurumun başlangıcı.

Siyasi ve popülist davranış ve kanuni düzenlemeler ile ERKEN emeklilik ya da GENÇ emeklilik adeta özendirilmiş ve OY devşirmek için uzun yıllar sonra çıkacak “yıkım”ın (maddi bakımdan) da ayak sesleri olarak yürüye gelmiştir. Emekliler Cenneti!?... Hayır hayır, hemen kızmayınız bana, kendi kendinize de hayıflanmayınız ve etrafınıza bakınız. Bilhassa mahalle kahvehanelerinde oturunuz ve etrafınıza bakınız. Emekli olmayan var mı?

Bir de 2023 yılında kısa adı EYT, uzun adı “Emeklilikte Yaşa Takılanlar” furyası başlatıldı ve hükümetimiz hesap etti, kitap etti, adına algı denilen bu çalışma ve sokak hareketleri ülkemizin millî güvenlik sorunu haline düşmesin diye ilk işe girdiği tarihteki kanun maddelerine dayanılarak DAYATILAN kanun çıkarıldı ve genç emekliler ordusuna 2,5 milyon kişi katılmış oldu ve hâlen de devam ediyor. Yazık oldu, günah oldu.

Burada dışarıdan değil kendi yakınımdan söz edeceğim. Hadise, eski adı Kozlukuyu/yeni adı Gökova Mahallesi’nde otururlar. Doğduğu günü biliyorum. Kırk beş, elli yaşlarında. Sigortalı bir işte çalışıyordu. Ramazan Bayramı tebrikine gittik eşimle birlikte. O gencin babası dedi ki bana, “Şimdiki gençler bizden akıllı çıktı. EYT’den emekli oldu, tekrar başka bir işe girdi. Hem emekli maaşı alıyor hem de çalıştığı işyerinden maaş alıyor.” Nasıl izah edeceğiz? Bu kişiye sorsak hayatından hiç de memnun değil. “Neden? Emekli maaşı dolgun olsa gidip çalışır mıyım?” diyor.

“Pekâlâ, emekli maaşı almak için emekliye ayrılmasaydın da aynı işyerinde çalışsan daha iyi olmaz mıydı?” dediğimde de “Emeklilik rahat, ben zaten çalışmaya devam ediyorum.” diyor.

Pekâlâ, emekli olanlar, emekliye ayrılanlar hayatlarından memnun mu?... Durun durun, sağa sola bakarak heyecanlanmayınız. Herkes hayatından memnun olmayabilir. Ama emeklilik hakkının getirdiği özellikler var, oralardan dolayı belli bir rahatlık olabilir.

Cumhuriyet tarihinden beri çalışanların (memur-işçi-kamu işçisi vs.) ücretleri hiç eşit olmamıştır. Hele hele 2000 yılında çıkarılan bir kanun ile memur ile kamu işçisinin ücreti arasında adeta uçurum oluştu. Sonradan düzeltilmeye çalışılsa da düzeltilemiyor. Makas gittikçe açılıyor. Tabii çalışırken aynı olmayan ücret, emeklilik halinde içler acısı bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzun resmidir.

Aylık emekli maaşı 72.000 TL alan kamu işçisini biliyorum. Aylık 23.000 TL emekli maaşı alan sigortalı bir işçi biliyorum. Bizim Ula’da en yüksek devlet memurunun aldığı emekli maaşından daha fazla alan Bağ-Kur emeklisi kişi biliyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olanlar (rütbeli muvazzaf asker, astsubay ya da kıdemli astsubay) iki emekli maaşı alırlar.

Memurların MEYAK diye bir kuruluşu var idi. Askerlerin de OYAK diye bir kuruluşu vardır. MEYAK kayboldu ya da kaybedildi de OYAK yaşıyor. 1970’li yıllarda MEYAK kesintilerini ödeyeceğim diye meydanlarda bas bas bağıran siyasetçileri gördük. Sonunda MEYAK kesintileri ilgililere ödendi ve buhar oldu gitti. OYAK yaşıyor ve yaşatılıyor.

Gelelim bugüne; ilçem Ula’da 23.000 TL emekli maaşı alarak “Allah bereket versin, aylık yetip artıyor.” diyen arkadaşım var, 45.000 TL emekli maaşı alan öğretmen/imam hatip emeklisi arkadaşım var, amma hayatlarından hiç memnun değiller.

İlçem Ula’da çalışırken/çalıştığı yıllarda tutumlu olup kendisi için bir akar hazırlayan (devlet memuru olamaz, yasaktır) da kamu işçisi ya da Bağ-Kur’lu olarak çalışan esnaflar gayet rahatlar. Arada hakikaten uçurum var.

Sistemin değişmesinden yanayım. Nasıl mı? Yanlış anlamayınız ha, bu düzen değişmelidir falan demiyorum, sistem değişmelidir. Bir örnek vererek belki meramımı anlatabilirim.

Ülkemizde daha önceden Başbakanlık mevkii var idi. Bir de Başbakanlık Müsteşarı var idi. En yüksek devlet memuru hüviyetine sahip idi. Bir takım ödemeler ona endeksli olarak düzenlenirdi. Ocak ve temmuz aylarında maaş düzenlenmesi yapılır. Farz edelim en yüksek devlet memurunun emekli maaşı 120.000 TL diyelim. Enflasyona göre yüzde ile artış yapılıyor. Yüzde 17, yüzde 15, yüzde 13 vb. 120.000 TL’nin yüzde 17’si 20.400 TL, 23.000 TL’nin yüzde 17’si 3.910 TL eder. Bu sistem mutlaka değişmelidir. Ocak ya da temmuzda yüzde ile değil, seyyanen herkese eşit, örnek olarak “Tüm memur emeklilerine her ay 5.000 TL artı ödeme yapılacak.” diye bir sistem geliştirilmelidir.

Emekliye ayrılanlara eskiden tekaüt denirdi. Halk arasında da takavüde ayrılmış denirdi. Ne demek? Artık emekliye sevk olmuş. Takavüt olmuş, oturacak ya da işe yaramaz halde anlamında bir deyim. Şimdilerde gençlerimiz bilemeyebilirler. Eskiden takavüt (tekaüt) ayrılmış demek, bitmiş tükenmiş anlamında da kullanılırdı.

Bugünlerde herkes, genç orta yaşlı, “Ahhh bir emekli olsam.” diye yanıp tutuşuyor. Tüketim toplumunun bir göstergesi. Üretenler nerede bulunurlarsa bulunsun üretsinler, biz emekliler gider alırız. Ya o üretenler de gün geçtikçe “Ben de emekli olacağım.” der ise nereden alacağız, üretici nereden gelecek? Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.