Türkiye’de uzun zamandır tartışılan meselelerden birisi de çocuğun eğitimi konusudur. Modern dönemde çocuğun kodları maalesef değişmiştir. Onların kendi hayatında kurduğu başka dünyalara hükmetmek pek zordur çünkü dijital kalelerin içinde iletişim, düşünce, yaşam tarzı gibi alanlarda kendi iklimini oluşturan çocuk okul, aile, mahalle gibi alanlardan uzaklaşmıştır. Tabi ki bunu fark eden aile çocuğunun istekleri ve mutluluğu tam edilirse bir sorun kalmayacağını düşünür. Ne yazık ki problem bu düşünce ikliminde başlıyor.

Aile hala bunun farkında değil ve “ben görmedim çocuğum görsün.” anlayışı ile hareket ederek onun daha büyük isteklerini de karşılamaya devam ediyor.
Doyumsuz noktaya gelen çocuk doğal olan ve onun için sıradan gelen şeylerin onu mutlu etmediğini fark ediyor.

Ardından arayışları sonucunda sansasyona yöneliyor. Okul saldırıları, çeteleşme, ruh sağlığı bozuklukları, israf merkezli yaşantı, değer bilmezlik böyle ortaya çıkıyor. Biz ise kısır döngünün etrafında dönmeye devam ediyoruz.

Eğitim çekirdekten ve aileden başlar sorusunu sorup tarihsel kodlardan faydalanarak yol almaya çalışırsak daha iyi neticeler göreceğiz.

Üstad Sadettin Ökten işte bu düşüncelerin arasında fikrimizi destekleyen cümlelerle imdadımıza yetişiyor. “Dünyaya Geldim Gitmeye” eserinde Kemal Sayar “Bizler her şeyi çocuklarımızın önüne sermekle iyi annelik babalık yaptığımızı zannediyoruz ama onları rüzgara, hazana hazırlamıyoruz.” der.

Üstad Sadettin Ökten de cevap veriyor. “ Ben yapmadım çocuğum yapsın, ben görmedim çocuğum görsün.” Senin kaderin ayrı onun kaderi ayrı. Sen bir şeyleri yapmadıysan, yaşamadıysan o senin kaderin. Belki yaptıkların yeterdi, onu da fark etmiyorsun. Ailelerin mahrumiyetlerini hissettikleri ne varsa çocuklarına sunmaya çalışmaları da çocuk terbiyesi üzerinde negatif etkiye sahip. Görüyorum, insanlar reşit oluyorlar, yaş itibarıyle büyüyorlar ama otuz yaşında hala düşünmeyi ve sevmeyi beceremiyorlar. Sevmek için ruhun enerjiye ihtiyacı var; fakat sevemiyor, bağlanamıyor, inanmıyorlar.”
Ne kadar da doğru. Her gün bir yenisini yaşadığımız bu sahnelerin karşılığını da görüyoruz. Kodlarımızın değişmesi sonucunda zaten sayıları çok da olmayan prens ve prenseslerin el üstünde tutulmasına ayrıc bir dediğinin iki edilmemesine sebep oluyor. Tabi ki zaman da su misali akıp gidiyor. Her geçen gün yeni bir istek ile karşılaşınca bu kez de anne baba yorulmaya başlıyor.

Zannetmişti ki her dediğini yapsa sorun olmayacak fakat öyle değil. İnsan durağan varlık olmamakla birlikte geçen her gün ve şartta yeni istekleriyle karşımıza dikilen varlık. Ökten Hoca da bu yılların tecrübesiyle gördüğü için sevgi kilidine işaret ediyor. Tabi ki bunu açabiliriz. Saygıyı da ekleyebiliriz. Merhamet, değerbilirlik, yetinme, kanaat... Çoğalabilir. Böyle bir karakter inşasında çocuk bilinçli yetişeceği için hayatın kodlarını daha iyi okur. Zaman onu silip süpüremez.

Ne var ki kolay olan istek arzuları beslemek zor olan ise ruhu beslemek. Ne istiyorsun, peki al demek kolay. Otur bakalım eğrisi doğrusu bu demek ve eğitmek zor. Üstadın yaşadığı gençlik çağlarında çocuğun anne ve babasının dizi dibinden izinsiz kalkmadığını biliyoruz. Tabi oraya varana kadar atalarımızın da böyle bir süreçten geçtiğini biliyoruz.

O zaman reçete belli yapamadığımız anlamadığımız ya da yanlış yaptığımız konularda geçmişin kodlarına geri dönmek bunun için yol göstericiler var. Aklı başında aile büyükleri veya böyle Türk düşünce tarihine damga vurmuş Ökten Hoca gibi isimlerin hayatlarını, söylediklerini, bilirsek mesele pek azalır. İşte o vakit geleceğe dair ümitlerimiz artabilir.