“Güz gülleri gibiyiz” şarkısının sadece bu mısraını severim… Çünkü güz gülleri, çocukluğumun güzelliklerinden biridir. 9 Yaşıma kadar köyde büyüdüm ve tabi ati bütün boyutlarıyla doyasıya yaşadım. Bütün mevsimleri, bütün ağaçları, bütün çalıları, bütün otlar ve bütün çiçekleri bilişim bu pastoral mazinin eseridir. Yıllar sonra zaman ve mevsim bilinci oluşunca, şarkının ilk mısraındaki güz güllerinin garipliği ile dolar içim… Her bitki sararıp solmaya dönmüştür ama güz gülleri son bir çığlıkla kendilerini göstermeye çalışırlar…

Sadece güz güllerimi çocukluğumun zenginliği… Kış mevsimini ayrı, bahar bir başka heyecanla, yazı mevsimlerini ise üretimin güzelliği ile yaşadık hep…

Ama “güz” denice…

“Son bahar” denince…

“Hazan” denince…

Güz ve hazan… Çocukluğumda başlayan bir hikâyedir… Yıllar sonra “Diğerleri mevsim, sonbahar sanattır” lafını duyunca, bütün çocukluğum izah edilmiş gibi oldu…

Baharda da her taraf rengârenk ama onun kendi dönem güzelliği içindeki değeri ayrı… Güz mevsimi, bütün güzelliklerin son mevsimi olurken yaşanan güzellik ve veda hüznünün değeri ayrı… Baharda bir “neş’e ve sevinç katarsisi” yaşanırken, güz mevsiminde “hüzün katarsisi” yaşanır. Hüzünlenerek hafifleriz, arınırız ve yeğnileşiriz…

Yamaçlarda her ağacın ve çalının rengi ayrı ayrı olmaya başlar. Kimi kırmızı, kimi sarı, kimi kahverengi… Sanki Kudret eli puantiye bir tablo çizer gibidir güz aylarında… BU tablonun içinde güz çimenleri de varsa ve çocukluğunuzda kuzuları ve oğlakları bu güz çimenlerinde yaydıysanız, yamaçların resim tadını o zamanlarda almışsınız demektir. Çimenlerle beraber güz mantarları ve tabii ki Kasım’da çıkan güzelim çıntarlar… Bunlara eşlik eden iğde, sarı alıç, böğürtlen (Biz “kür üzümü” derdik.), yaban eriği, nar ve ayvalar…

YASAK YERE GİTMEK

Belki daha önce anlatmışımdır… Çocukluğumuzda kuzuları ve oğlakları, otlatmak için köyün yakındaki yerlere götürmemizi isterdi babalarımız. Çoğu zaman öyle yapardık ama ille de o Belin Gediği’ne yakın (Öbür taraf anacığım rahmetlinin köyü: Bozkır.) tarladaki iri iri sarı alıçlar kendilerine çekerdi bizleri… Sürüyü oraya götürür ve o güzelim ağaçtan alıç toplar yerdik… Biraz beride iğde ağacı vardı; ondan da iğde yerdik. Merçemli’den bizim köye (Osmancık) doğru inen yamaçta Çelik Yalağı denen su kaynağının arkasında yabani erik olurdu. Biz “Domuz eriği” derdik. BU mevsimde tam yenecek kıvama gelirdi ve hafif ekşi tadı ile beraber o nefis rayihası, hâlâ dimağımdadır. (Yıllar sonra Çelik Yalağı’na gittim… Ne yalak kalmış, ne erik!...)

ÇINTAR TOPLAMA

Bu mevsim, aynı zamanda çıntar mevsimidir. Bazı yerlerde “melki, kanlıca, geyik mantarı” gibi isimlerde anılan bu mantar türü, bol yağmurlu mevsimlerde çok bereketli olur. Kızı ve oğlak gütmekten dönerken çıntar da toplarız torbalarımıza eve getirir, yeriz. Arada, dağda ufak bir ateş yakar üzerinde közleyip de yeriz. Evde soğanlı kavurması yapılır. Anacığım evin hayatındaki ocakta pişirir ve sofraya getirirdi. Şu anda o kokuyu alıyorum…

1976-1994 arası çıntardan uzak kaldım. 1994’te Muğla’ya geldiğimde (Nisan başında gelmiştim.) pazarda sarmaşık (tilkişen veya yabani kuşkonmaz) görünce çocukluğuma dönmüştüm; Kasım ayında da çıntarı görünce dünyam değişti… O yıl mübarek rahmet de bereketliydi. Çıntar “goygun yağmur”u sever; o yıl yağmur goygun yağmıştı.

2005-2010 arası üniversite kampüsünde çıntar topladık. Hatta bir “Çıntar Festivali” bile yaptık…

Şimdi çıntar mevsimi başladı… Pazarda bol miktarda çıntar var bu sene. Yani çıntar bereketi maşallah çok iyi. (Buna tavşanlar da sevinir; çünkü onlar da çıntar yemeyi çok severler.)

HAZAN HÜZNÜ

Çocukluğumun güz mevsimini, yıllar sonra klasik Türk şairi Bâkî’de bulmak ayrı bir mutluluk vermişti bana. Bütün ağaçlar yaprak dökerken değişen o pastoral senfoni, süzme bir şiirde ortaya çıkıyordu:

Eşcar-ı bağ hırka-i tecride girdiler

Bad-ı saba çemende el aldı çenardan

(Bağın ağaçları tecrid hırkasına girdiler/soyundular; saba rüzgarı çınar ağacının yapraklarını alıp götürdü.)

Her yaneden ağagına altun akup gelür

Eşcar-ı bağ himmet umar cûy-bârdan

(Her taraftan ayağına altın gibi sarı yapraklar akıp gelmekteyken, bağın ağaçları hâlâ dereden su gelmesini beklerler.)

Çocukluğun güz mevsiminden Bâkî’nin hazan şiirine geçen bir şiirsellik yaşamışım demek ki… Bunu yaşatana şükürler olsun…

Sağlık ve safâlık ile...