Değerli dostlarım; kültürümüzde vakıf inancı ve vakıf medeniyeti çok yaygın hâle gelmiş idi. Vakıf medeniyeti dedim de, kurum anlamında da olur bu vakfiye, ferden (tek başına) de olur bu vakfiye çalışması. Toplum içinde insanlar doğarlar, çocuk olurlar, genç olurlar, evlenirler, barklanırlar, orta yaşlı olurlar, daha sonra yaşlılık dediğimiz hayatın son demlerini yaşamaya başlarlar da, bu zaman zarfında yaşadıkları topluma ön ayak olurlar, öncü olurlar ve iz bırakırlar. Zaman zaman yazılarıma konu etmişimdir: İz bırakmak.

İlçem Ula’da insanlar soyadları ile değil, sülale ve yaptıkları beceri ve yaşadıkları zaman tünelinde gerek maddi ve gerekse manevi olarak topluma önder olmuş, öncü olmuş ve sonraki nesillerde anılır olmak başarısını kendilerinde bulmuşlardır. İlçem Ula’da yerel de olsa, merhum Nüfusçu Bekir (Bekir Sağlık – İlçe Nüfus Memurluğu ve Müdürlüğü yapmış) ağabeyimiz, merhum Murat Tütüncü namıdiğer Boyacının Murat lakabı ile anılır ve hâlen konuşulur. Uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış olan ağabeyimiz merhum Yusuf Hafız (Yusuf Ziya Kanat) ağabeyimiz de hâlen konuşulur. İlçem Ula’da Hacıhafızlar, Karaibrahimler, Hacıhandılar, Yamasanlar, Akmehmetler, Hasırcılar, Kasaplar, Ispalar ve Erenler sülaleleri ve daha çok sayarız ama bu kadar yeterlidir diye düşünürüm. İlçem Ula’da Zefi’nin oğlu ya da Seyfi’nin oğlu diye anılan merhum Servet Ağa – Servet Altan ağabeyimiz. Bu yazımda konu başlığını vereceğim, merhum Servet Ağa hakkında sonraki yazılarımda hayatı hakkında detaylıca bilgi aktaracağım. Pekâlâ ne yapmış bu Servet Ağa ağabeyimiz? Bugünlerde Atatürk İlkokul binası olarak hizmet veren, önceleri Cumhuriyet İlkokulu, sonradan lise ve daha sonra da İmam Hatip Lisesi olarak hizmet veren binanın yerini yani tarlasını okul yapılmak üzere İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne hibe etmiş. Ayrıca şu anda Şehit Öğretmen Sezgin Keçeci Ortaokulu ile Ula İmam Hatip Ortaokulu ve Lisesinin oturduğu koskocaman arsasını yine bedelsiz olarak tamamını hibe etmiştir. Bu tarihe kadar Servet Altan/namıdiğer Servet Ağa’nın adı bahse konu okullara adının verilmesi nasip olmamıştır. Servet Altan Caddesi adı altında bir caddemize adı verilmiş olsa da sonraki nesillere yapılan hayırlı işlere vesile olması bakımından bu okulların giriş kapılarının hemen yanına da “Bu binanın oturduğu arsa … tarafından hibe edilmiş”, kimliği hakkında bilgiler şeklinde bir pano da konulabilir. Tavsiye ve teklif ediyoruz. Hiç olmaz ise hatırlanmasını, unutulmamasını, sevap hanesine rahmet okunmasına vesile olmak gibi bir hatırlatmamız olacak.

Bugün sizlerle oldukça bir aileden söz etmek niyetindeyim. 2014 yılı Nisan ayından önce ilçem Ula’nın dört mahalle, 2 belde ve 24 adet de köyümüz var idi. Büyükşehir yasasından sonra köy ve beldelerimiz mahalle statüsüne geçtiler. İşte bu sonradan mahalle olan köylerimizden Çiçekli isimli bir köyümüz/mahallemiz var. Bu mahallemizde önceleri kalabalık aileler var idi. Sonradan gelen nesil çalışma ve tahsil anlamında köylerini terk ederek başka yerleşim yerlerine gitmişler ama doğdukları, büyüdükleri köylerini/mahallelerini asla unutmamışlardır.

Bir baba düşünün, köy yerinde çiftçilik yaparak hayatını devam ettirir. Bir ana düşünün, o da eşi ile el ele vererek geçimlerini çalışarak kazanıp evlatlar yetiştirmişlerdir. Bu sülalenin lakapları Kanatlar diye de anılır. Babanın adı Ali, ananın adı Gülayşe’dir. Sekiz evlatları olmuş ve yetiştirmişlerdir. Altı tanesi erkek, iki tanesi kızdır evlatlarının. Evladının Bekir isimli oğlu uzun yıllar Çiçekli Köyü Muhtarlığı ve sonra da ilçem Ula’da 20 yılı aşkın Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanlığı yapmış Bekir Kanat ağabeyimiz, hâlen de arıcılık faaliyetinde bulunmaktadır. Bir oğlu Ali Rıza, orman muhafaza memurluğu yapmış, uzun yıllar kamu hizmetinde bulunmuş. Bir oğlu Memiş, toplum polisi olarak uzun yıllar İzmir gibi bir ilimizde Emniyet Teşkilatında kamu hizmeti yapmış ve emekli olunca da babadan ve ağabeylerden gelen arıcılık faaliyetinde bulunuyor. Oğlunun biri de uzun yıllar köy muhtarlığı yapmış ve daha sonra zaten faal olduğu kovancılık/arıcılık faaliyetine aktif olarak devam eden Hasan Kanat; namıdiğer Uçan Hasan da derler. Oğlunun biri de okumuş, Ankara Hukuk Fakültesini bitirerek avukat olarak Yatağan ilçemizde avukatlık mesleğini icra etmektedir Mehmet Kanat ağabeyimiz. Son oğlu da Nasuh Kanat. Esasen bu yazımın mimarı ve çıkış/ilham kaynağı da Nasuh Kanat beyefendi kardeşimdir. Nasuh beyefendi kardeşim uzun yıllar bir bankada kamu hizmeti yapmış, sonradan iktidar partisinden belediye başkanı adayı olarak siyasete girmiş, sonradan da yukarıda bahsettiğim merhum Nüfusçu Bekir Sağlık ağabeyimizin uzun yıllar sürdürdüğü Kızılay şube başkanlığını Nasuh beyefendi kardeşime vermesiyle birlikte o tarihten itibaren (yaklaşık 15 yıl) Ula Kızılay Şubesi temsilcisi olarak bir bakıma kamu hizmetine devam ediyor.

Bir babanın/bir ananın beş oğlu aynı camide aynı imam hatibe uyarak saf bağlamaları her sülaleye, her ana ve babaya nasip olmayan bir özelliktir. Bir gün Nasuh beyefendi kardeşime sordum: “Zaman zaman Hasan Kanat da Ula’da olur ama Bekir, Ali Rıza, Memiş ve siz Nasuh Bey olmak üzere cemaate devam ediyorsunuz. Bir babanın dört evladı bazen aynı safta el bağlıyor ve namaza devam ediyor. Bu konunun sırrı nedir?” diye sordum. Sormaz olaydım. Nasuh beyefendi kardeşim halim selim bir kardeşimizdir. Naiftir. Güler yüzlüdür. Yardımseverdir. Eli açıktır. “Otur,” dedi bana. “Kardeşim,” dedi, “benim babam beş vakit namazı camide kılar idi. Evimiz ile cami arasında kahvehane vardı (şimdi yok). Namaza gelir giderken köylü halkı, ‘Yahu baba, neden kahvehaneye oturmuyorsun?’ derler. O da der ki: ‘Evlat, şimdi kahveye geleceğim. Yan masada dedikodu yapılır, mutlaka yapılır, ona kulak verirsiniz ve duyarsınız. Gıybet (dedikodu) haramdır ve büyük günahtır. Büyük günaha girmemek ve günaha hissedar olmamak için kahveye oturmam,’ diyen bir babanın oğullarıyız,” dedi. Bırakın gıybet etmeyi, gıybet edilen/dedikodu edilen mahalle oturmamak insanın mertebesini yükseltir. Evlatlarına da bu güzellik geçmiş, sirayet etmiş. Allah’ımızın büyük lütfu, ihsanı. Her babaya nasip olmayan bir yaşama biçimi.

Nasuh beyefendi kardeşim bir içini çekti, ötelerden ötesine gitti. “Bak kardeşim,” dedi, “bu konuyu hiç kimse ile paylaşmadım. Biz sekiz kardeştik. Sofrada on kişi olurduk. Bilhassa sabahları annemiz kahvaltı olarak bir şeyler hazırlar ya da akşamleyin akşam yemeği olarak bir şeyler hazırlar. Biz sofraya otururuz ama annemiz gelmez. ‘Ben pişirirken tattım ve yedim,’ der ve geçiştirir. Yıllar sonra hastalandı ve benim eve getirdim. ‘Evlat,’ dedi bir gün, ‘hani akşamları hep birlikte sofraya otururdunuz ya, ben de tattım, pişirirken doydum derdim, ama öyle değil idi. Evlatlarım aç kalmasınlar, birkaç kaşık fazla yesinler, biz idare ederiz diye babanla birlikte sofraya gelmezdik,’ dedi.” Ve Nasuh beyefendi iki gözü iki çeşme ağladı, ağladı.

Böyle baba ve böyle annenin evlatları. Ömrünüz uzun olsun. Topluma faydalı olmaya devam ediniz. Ana ve babanızın da kadrini kıymetini lütfen biliniz ve sonraki nesillerinize anlatınız ve yaşatınız.

Rahmetli Servet Ağa (Servet Altan)’nın hayatı hakkında bilgiyi derlersem gelecek yazımda konu edeceğim. Bilgi derleyemez isem derlediğimde gündeme getireceğim.

Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.