BİR KADES ÇAĞRISI VE GERİDE KALAN ACI
Kahredici olay, Şeyh Mahallesi Pazaryeri Sokak'ta son yıllarda mantar gibi biten iş yerinden birinde meydana geldi. İddiaya göre Astsubay G. Y. iş yerine gittiği eski eşi Hande Sincar ile tartışırken Sincar, telefonundaki KADES uygulamasından yardım butonuna basıyor. Söz konusu yere sevk edilen Asayiş Şube Müdürlüğü ekibinden ve daha 17 gün önce ikinci kere baba olan 33 yaşındaki Polis Memuru Tayfun Baş gözü dönmüş öfkeli eski koca tarafından vurularak yere yığılıyor.
Öfkeli eski koca G.Y., elindeki beylik tabancasını önce eski eşi Sincar’a sonra da kendi kafasına sıkıyor. Üç yaralı hastaneye kaldırılıyor, bütün müdahalelere rağmen Polis Memuru Tayfun Baş kurtarılamıyor, şehit oluyor. Diğer ikisi hala entübe…
Muğlalıları, Aydınlıları ve Denizlileri ardından derin acılara, tarifsiz üzüntülere salan Şehit Polis Memuru Tayfun Baş için önce Muğla İl Emniyet Müdürlüğü’nde sonra aynı gün Denizli’de tören düzenlendi. Biri yeni doğan iki yavruyla kala kalan Şehit eşi Polis Memuru Özlem Baş’ın Muğla’daki törende Türk bayrağına sarılı tabuta sarılarak rabbine yürüyen eşe yüreğinden dökülen şu ifadeler ise yürekleri dağladı:
“Ağlamayacağım. Korkma tamam mı… Kelime-i Şahadet getir. Güzelim diyordun ya bana bak korkma, hepimizi duyuyorsun biliyorum. Sen zaten cennete gidiyorsun. Ben sadece sensiz kalacağım diye üzülüyorum. Şehit oldun aslan kocam. Sakın korkma çünkü sen Peygamber efendimizin yanına gidiyorsun. Bir de bana söz ver orada birini bulmak yok ben geleceğim. Birlikte olacağız yine…”
*
DENİZLİ TÖRENE AKTI
Aynı zamanda bir Ziraat Mühendisi olan Aydınlı hemşerimiz olan Şehit Polis Memuru Tayfun Baş için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık’a, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’den Muğla İl Emniyet Müdürü Süleyman Karadeniz’e kadar tüm kamu yöneticilerinin ve MBB Başkanı Ahmet Aras’tan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Nuri Çavuşoğlu’na kadar tüm seçilmişler ve siyasi parti temsilcileri taziye mesajları yayınladı…
Şehidimizin mesai arkadaşı eşi Özlem Baş da Denizlili bir hemşerimiz… Şehidimizin Denizli de toprağa verilmesini istedi… Öyle oldu… Denizli’ler evlatlarını dualarla uğurlamak için Pamukkale’deki Müftü Ahmet Hulusi Efendi Camii'ne aktı… Özlem Baş burada da kızlarına ve bayrağa sarılı eşe sarılarak “Kızım baban melek oldu” diye ağladı ağlattı…
Şehidimiz ardında sadece 17 gün önce dünyaya gelen oğlu Poyraz ve kızı Ayseren ile babası Bilal Baş, annesi Saniye Baş ve eşi Özlem’i bırakırken, meslektaşlarının selamı, vatandaşların duaları ve tekbirleri eşliğinde ebediyete uğurlandı…
Asri Mezarlık'taki Polis Şehitliği'nde toprağa verildi…
Cenaze törenine İçişleri Bakan Yardımcısı Ümit Bozdağ, Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, 11. Komando Tugay ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Turgut Muhammet Çalışkanlar, CHP Denizli milletvekili Şeref Arpacı, İYİ Parti Genel başkan yardımcısı ve Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, İl Emniyet Müdürü Yavuz Sağdıç, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Muğla İl Emniyet Müdürü Süleyman Karadeniz, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal katıldı…
*
AH VAH EDİP UNUTUYORUZ!
Hafta sonunda Muğla'da yaşanan son olay, sıradan bir adli vaka olarak görülüp geçilecek türden değildir.
Bir kadın, kendisini boşandığı eşinin tehdidi altında hissediyor ve yardım istiyor. Devletin kadına yönelik şiddetle mücadele için oluşturduğu KADES uygulamasına basıyor. O çağrıya cevap vermek için bir polis ekibi olay yerine gidiyor. Sonrası ise acı, gözyaşı ve bir şehit haberi...
Polis Memuru Tayfun Baş, görevini yaparken, bir kadının yaşamına son verilmesini engellemek isterken vuruldu ve şehit düştü. Aslında burada durup düşünmek ve sonra “Bir kurşun sadece hedef aldığı insanı mı öldürüyor?” diye sormak lazım…
Bu olay, toplum olarak yıllardır mücadele etmeye çalıştığımız kadına yönelik şiddetin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığının acı bir göstergesidir.
Düşünmek gerekiyor...
Bir insanın öfkesinin, hırsının ve “sahiplenme” duygusunun geldiği nokta; bir kadının yaşam hakkını, bir polisin görevini ve birçok ailenin geleceğini karartabiliyor.
O kurşun bir annenin evladını, bir eşin hayat arkadaşını, bir ailenin umudunu da alıp götürüyor. Şiddetin en korkutucu yanı da budur zaten. Sonuçları yalnızca bir kişiyi değil, çevresindeki herkesi yaralar.
Hafta sonunda bir değil, iki aile evladını toprağa verdi… Bir eş hayat arkadaşını kaybetmenin, biri bebek iki yavrusu ile baş başa kalmanın tarifsiz acısını yaşıyor.
Ne yazık ki bu tür olayların ardından hep aynı cümleleri kuruyoruz. Başsağlığı diliyoruz. Lanetliyoruz. Üzülüyoruz. Sonra yeni bir olay yaşanana kadar unutuyoruz…
Oysa unutulmaması gereken şey tam da budur.
*
KADINA ŞİDDET ARTIK TERÖR SORUNUDUR!
Kadına yönelik şiddet yalnızca kadınların sorunu değildir. Bu toplumun sorunudur. Bu ülkenin güvenlik sorunudur. Bu ülkenin vicdan sorunudur. Hatta artık kadına, çocuğa yönelik TERÖR sorunudur…
Ne yazık ki ülke olarak yıllardır benzer haberlerle sarsılıyoruz. Ayrılığı kabullenemeyenler, öfkesini kontrol edemeyenler, karşısındaki insanı bir birey olarak değil, üzerinde söz sahibi olduğu bir varlık gibi görenler; geride gözyaşı, acı ve yıkılmış hayatlar bırakıyor.
Oysa hiçbir ilişkinin sonu ölüm olmamalıdır. Hiçbir kadın, hayatını korumak için korkuyla yardım çağrısı yapmak zorunda kalmamalıdır. Hiçbir çocuk annesiz ya da babasız kalmamalıdır.
Kadın cinayetleri sadece istatistiklerden ibaret değildir. Her rakamın arkasında yarım kalan bir hayat, dağılan bir aile ve derin bir toplumsal yara vardır. Bu nedenle mücadele yalnızca güvenlik güçlerinin ya da yargının görevi değildir. Eğitimden aile yapısına, sosyal farkındalıktan bireysel sorumluluğa kadar toplumun her kesiminin ortak sorumluluğudur.
Muğla'da yaşanan bu acı olay bize bir kez daha göstermiştir ki şiddet, yalnızca hedef aldığı kişiyi değil; aileleri, kurumları ve toplumun vicdanını da yaralamaktadır…
Neredeyse tüm kadınlar için korkuya, endişeye dönüşmektedir…
*
BU TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BİR KADIN YOK…
Bu kahredici olayın farklı bir yönü daha var. Bu kez şiddetin hedefinde yalnızca bir kadın yoktu. Yardım çağrısına koşan devlet görevlisi de vardı.
Bir polis memuru, görevinin gereğini yerine getirirken hayatını kaybetti. Bu durum bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Kadına yönelik şiddet sadece aile içi bir mesele değildir. Sadece iki insan arasında yaşanan bir anlaşmazlık da değildir.
Bu mesele artık kamu düzenini, toplumsal huzuru ve güvenliği doğrudan ilgilendiren bir sorundur.
Bir kadın korkuyla yardım çağrısı yapıyorsa, bir polis görev başında şehit oluyorsa, ortada bireysel bir problemden çok daha büyük bir toplumsal yara vardır.
Muğla İl Emniyet Müdürlüğü'ndeki törende yaşanan görüntüler özellikle Ziraat Mühendisliği okuyup Polis olmuş 33 yaşında bir gencin eşinin tabut başındaki sözleri hepimizin hafızasında uzun süre kalacaktır.
Bazı acıları anlatmaya cümleler yetmez. Bazı vedalar vardır ki insanın içine işler. İşte o görüntüler de böyleydi…
*
Tabii bugün yapılması gereken yalnızca üzülmek değildir.
Şiddeti normalleştiren anlayışlarla mücadele etmek, öfkeyi güç göstergesi sanan zihniyetleri sorgulamak ve toplum olarak daha güçlü bir farkındalık oluşturmak zorundayız. Bu teröre hep birlikte karşı durmalıyız… İş yerimizdeki, komşumuzdaki, apartmanımızdaki ve sokaktaki kadına sahip çıkmalıyız…
Çünkü her kayıptan sonra aynı soruyu soruyoruz:
“Neden?”
Asıl mesele ise o soruyu bir sonraki acı yaşanmadan önce sorabilmekte yatıyor.
Şehit Polis Memuru Tayfun Baş'a Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesine, sevenlerine ve Emniyet Teşkilatımıza sabır diliyorum…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Aydın olmak, diploma sahibi olmak değildir. Aydın olmak, haksızlıklara karşı çıkabilmektir. --Mîna Urgan