14 Haziran Pazar günü ABD ile İran arasında Barış Anlaşması yapılacağı, söyleniyordu.
14 Haziran ABD Başkanı Trump'un 80. yaş günü ve bu günü ölümsüzleştirmek de istiyor imiş.
Başkan Trump, doğum gününü o kadar önemsiyormuş ki, ayrıca Beyaz Saray bahçesinde kafes dövüşü gösterisi ile de kutlayacakmış.
14 Haziran günü Barış Anlaşması olabilir mi?
Barıştan bahsedebilmek için, savaşın kimler arasında olduğunu bilmek gerekiyor.
Aslında savaş, ABD ile Birleşik Krallık (İngiltere) arasında gerçekleşiyor.
İngiltere, ABD ile İran arasındaki barışı engel olmak için elinden geleni yapacaktır.
İngiltere, Barış Anlaşmasını bozmak için İsrail'i kullanacaktır.
İsrail, Lübnan’a saldırmaya ara vermeden devam ediyor.
Hatta bugün 16 Lübnan köyünün boşaltılmasını bile istedi.
İran, "Lübnan'a İsrail saldırıları durmaz ise, ben de Baris Anlaşmasını imzalamam" diyor.
İngiltere 1945 yılında ABD'ye kaptırdığı Dünya Efendiliğini geri almak için elinden geleni yapıyor.
İngiltere Kralı III. Charles ABD ziyareti sırasında ABD Kongresinde "Dünya Futbol Şampiyonasını beraberce düzenleyeceğiz" diyerek Kanada'nın mülkü olduğunu senatörlere kibarca hatırlatmış idi.
Çünkü, Trump bir aralık "Kanada bizim 51. eyaletimiz olsun" diyerek Kanada'ya göz dikmiş idi.
İngiltere Kralı III. Charles, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda başta olmak üzere BM'le üyesi 14 ülkeyi Genel Valiler ile yönetiyor.
Çin'i de bugünkü haline getiren ülkenin de İngiltere ( City Of London) olduğunu unutmayalım.
İngiltere Orta - Doğuda tekrar söz sahibi olmak istiyor.
Çünkü, Orta - Doğu, dünyanın enerji merkezi konumunda.
Bunları belirttikten sonra bu mücadelenin Türkiye Cumhuriyetini ilgilendirmediğini, düşünmek akıl dışıdır.
Bu durum da iç siyasetimizi yakından ilgilendiriyor.
Partilerimiz de bu gerçeğe göre şekillenmis ve yerini almıştır.
İç politikadaki gelişmeleri de, bu gözle bakmak zorundayız.
İngiltere 1856 Kırım savaşından bu yana bizim altımızı oyan bir ülkedir.
ABD ise 1960 yılından günümüze kadar yaşadığımız askeri darbeleri düzenleyerek demokrasimize büyük zararlar vermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, ne İngiltere ne de ABD'nin etkisinde kalmadan kendi imkanları ile ayakta durmak ve haklarını savunmak durumundadır.
İsrail, Yunanistan ve GKRC'ni İngiltere bize karşı organize ediyor.
İngiltere, Orta - Doğu'da bizim söz sahibi olmamıza sıcak bakmıyor.
Bu bilgiler ışığında Savunma Sanayinin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti savunma sanayinde güçlü olur ise, gönül coğrafyasındaki dostlar ile ileri teknoloji ve savunma sanayinde müşterek üretim konusunda büyük adımlar atabilir.
Böylece vagon olmaktan çıkar lokomotif bir ülke oluruz.
Tercih sizin.
Vagon bir ülkede mi yaşamak istersiniz?
Yoksa lokomotif bir ülkede mi?