Siyaset…

Kimi zaman bir kürsü konuşması,

Kimi zaman bir seçim meydanı,

Kimi zamanda bir milletin kaderini belirleyen,

Tarihi bir karardır.

Siyasetin özü koltuk değil,

Millete hizmet etme sanatıdır.

Gerçek siyaset,

Toplumun ortak sorunlarına,

Ortak akılla çözüm üretmektir.

Siyasetin;

Adaleti tesis etmek,

Hukuku üstün tutmak,

Ekonomiyi güçlendirmek,

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak,

Vatandaşın huzurunu korumak gibi,

Temel görevleri vardır.

Kısaca siyaset insanı merkeze almalı,

Hizmet üretmelidir.

Ne yazık ki günümüzde siyaset,

Zaman zaman kutuplaşmanın,

Kişisel hesapların,

Ve kısa vadeli çıkarların,

Gölgesinde çirkin bir kuruma dönüştü.

Oysa devlet yönetimi,

Günlük tartışmalarla değil;

Bilgi,

Liyakat,

Ahlak,

Ve uzun vadeli stratejilerle yürütülmelidir.

Siyaseti bir kazanç kapısı olarak gören anlayış,

Hem devlete,

Hem de millete zarar vermektedir.

Bir siyasetçinin en büyük sermayesi,

Halkının güvenidir.

Güven ise,

Dürüstlükle,

Şeffalıkla,

Ve hesap verebilirlikle kazanılır.

Seçim döneminde verilen sözler,

Palavra sıkmak gibi kalmamalı,

Karşılığı olmalıdır.

Halk yapılan hizmeti de,

Tutulmayan sözleri de kaydeder.

Siyaset aynı zamanda;

Farklı görüşlere tahammül edebilme olgunluğudur.

Demokrasi,yalnızca seçim kazanmak değil,

Farklı düşünen insanların haklarına saygı gösterebilmektir.

Uzlaşma kültürü gelişmeden,

Güçlü bir devlet,

Ve güçlü bir toplum inşa etmek kolay değildir.

Sonuç olarak siyaset;

Makam sahibi olma yarışı değil,

Milletin emanetini taşıma sorumluluğudur.

Devletler güçlü ordularla korunur,

Ancak adaletle,

Liyakatle,

Ve ahlaklı siyasetle yükselir.

Dönüp bir bakalım,

Bu ülkede ahlaklı siyasetçi var mı?

Siyaseti kirleten siyasetçidir.

Siyaset çalma mesleği haline gelmiş.

Bugün her zamankinden daha fazla,

İhtiyaç duyduğumuz şey,

Temiz siyasettir.

Siyaset ayrıştıran değil birleştiren,

Ötekileştiren değil,

Kucaklayan,

Kişisel çıkarı değil,

Millet menfaatini önceleyen bir anlayış olmalıdır.

Siyasi partiler,

Toplumun geleceğine dair,

Bir vizyon ortaya koymak zorundadırlar.

Vizyon var mı ki?

SİYASİ PROGRAMLAR,

ELEŞTİRİDEN MUAF DEĞİLDİR

Her siyasi parti,

Ülkeye dair,

Bir gelecek vizyonu ortaya koyar.

Ancak hiçbir parti programı,

Eleştirilemez ve sorgulanamaz değildir.

Demokrasi, farklı görüşlerin özgürce tartışılabildiği,

Bir zemin de güç kazanır.

Bir partinin programında yer alan vaatlerin,

Gerçekçi olup olmadığı,

Ekonomik karşılığının bulunup bulunmadığı,

Ve toplumsal ihtiyaçlara,

Ne ölçüde cevap verdiği dikkatle incelenmelidir.

Ülkede bol keseden vaatler üflenir hep.

Seçmeni uyutma taktiğidir.

Kaynağı açıklanmayan ekonomik vaatler,

Uygulanabilirliği belirsiz reform önerileri,

Ve toplumun farklı kesimlerini,

Yeterince dikkate almayan politikalar ile,

Zamanla güven kaybına neden olabilir.

Bunun yanında;

Dış politika,

Eğitim,

Tarım,

Adalet ve güvenlik gibi temel konularda,

Somut yol haritaları olmak zorundadır.

Olmaması ise kabul edilemez.

Seçmen uyandı.

Sadece vaat değil,

Bu vaatlerin nasıl gerçekleşeceğini de görmek istiyor.

Siyasette asıl ölçü,

Söylenenlerden çok,

Yapılanlardadır.

Bir parti programı;

Şeffaflık,

Hesap verebilirlik,

Hukukun üstünlüğü

Ve kamu yararı esas alınıyorsa,

Toplumun güvenini kazanabilir.

Aksi halde en iddialı vaatler bile,

Kağıt üzerinde kalmaya mahkümdur.

Vatandaşların görevi ise,

Herhangi bir partiye koşulsuz destek vermek ya da,

Peşinen karşı çıkmak değil;

Programları eleştirel gözle okuyarak,

Ülkenin geleceği açısından doğru tercihleri yapmaktır.

Güçlü demokrasiler,

Güçlü eleştiri kültürüyle gelişir.

Siyasi partiler,

Toplumun geleceğine dair bir vizyon ortaya koyuyorsa,

Biz halk olarak bu programları iyi okumalıyız.

Programları okuyorum,

Güçlendirilmiş parlamenter sistem,

Sosyal devlet,

Kuvvetler ayrılığı,

Ve eşit vatandaşlık gibi başlıklar var.

Düşündüm bu ülkede eşit vatandaşlık yok muydu ?

Benim gittiğim ve muayene olduğum devlet hastanesinde,

Başkaları gidemiyor mu?

Seçme seçilme hakkımı yok?

Bazı vatandaşlar acaba memur,

Milletvekili,

Cumhurbaşkanım mı olamıyor ?

Yoksa üniversite okuma hakkımı yok?

Yoksa işletmemi açamıyorlar?

Mülk mü edinemiyorlar?

Öğrenim görme haklarımı ellerinden mi alındı?

Sağlık sisteminden yararlanamıyorlar mı ?

Milyon soru var kafamda.

Eşit yurttaşlıkta nedir yahu?

Bu topraklarda yaşayanlar hepimiz eşit yurttaşız.

Türkiye Cumhuriyeti altında yaşayan,

Tüm vatandaşlar eşit yurttaştır.

Vatandaşlık bağı buna yetiyor.

Anadil de eğitim olmalı zırvalaması da nedir ?

Kimse neden anadilde konuştun diye soruyor mu?

Yasaklamıyor?

Çarşıda, Mahallende evinde konuş isteğin kadar.

Çarşıya çıkınca,

Başka başka diller duyabiliyoruz.

Neden o dili konuşuyorsun diyormuyuz?

Demiyoruz.

Ana dilini herkes konuşabilir..

Yasak mı? Değil.

İstediğiniz kadar konuşun.

Bu ülke renkli mozaik.

Laz,

Çerkes,

Arnavutlar,

Zazalar,

Türkler,

Kürtler,

Fellahlar,

Gürcüler,

Boşnaklar,

Pomaklar,

Romanlar,

Tatarlar,

Ermeniler,

Rumlar,

Süryaniler,

Yahudiler,

Çeçenler,

Gagavuzlar,

Abhazlar var.

Ve sayamadıklarımda var.

Çok renkli mozaik.

Bir ve bütünüz.

Hepimizi albayrağımızla sarılıp sarmalanmışız.

Neden siyasiler bu güzel mozaikten medet umuyor.

Ana dil de eğitimmiş.

Dil birliği olmadan ulus birliği olur?

Amerika Birleşik Devletlerinde,

Tüm dünya insanlığı yaşıyor.

Her dilde eğitim hakkımı var?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre,

Tüm vatandaşlar kanun önünde eşittir.

Ve vatandaşlık bağı esas alınır.

Eşit yurttaşlık, toplumu bölme projesidir.

Bizler eşit yurttaş demeyiz,

Türk vatandaşı deriz.

Anayasamızın 66 maddesine göre,

Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

Anayasa önünde eşit haklara sahiptir.

Hepimiz aynı haklara sahibiz.

Anayasamızın 42 maddesinde,

Türkiye Cumhuriyetinin ana dil eğitimi Türkçedir der.

Dil bağı,

Ulus devletin harcıdır.

Bir de;

Yerel yönetimler özerlik şartı uygulanacaktır deniliyor.

Öyle mi ?

Biz ulus devletimiz kenetlensin,

Üniter yapısını korusun,

Güçlenelim istiyoruz.

Siz yerel yönetimleri özerk halemi getireceksiniz?

Biz milli birliği koruyalım diye uğraşalım,

Siz milli birliği dağıtmak için var olun.

Olur mu?

Biz artık Türkiyelilik edebiyatlarından,

Yerel yönetimlerin özerkleşmesinden.

Anadilde eğitim konuşmalarından,

Adım adım sinsi bir planla,

Bu ülkeyi bölme,

Bu ülkeyi ayrıştırma ,

Bu ülkeyi kutuplaştırma planlarından,

Çok sıkıldık.

Bu sorumsuzluğa karşı,

Mustafa Kemal’in dediği gibi,

‘Ne mutlu Türküm diyen ile cevap verebiliriz.