Bazı sorular vardır; cevabını vermek kolay değildir. Hatta insan çoğu zaman o soruların varlığını bile fark etmez. Hayatın telaşı içinde işe, eve, sorumluluklara ve alışkanlıklara yetişmeye çalışırken bir gün durup kendimize dönerek "Ben ne arıyorum?" diye sormayı unuturuz. Belki de modern insanın en büyük yoksunluğu, cevap bulamamak değil; doğru soruları sormayı ertelemektir.
Kitapların arka kapak yazıları her zaman dikkatimi çeker. Çünkü bazı arka kapak yazıları kitabın özünü birkaç paragrafta başarıyla yansıtır. Bazen de tam tersi olur; büyük beklentilerle satın aldığınız bir kitap, sayfalar ilerledikçe sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Çoğu zaman arka kapak yazıları, bir kitabı satın alma kararımızda önemli bir rehber görevi görür.
İşte Michiko Aoyama'nın "Aradığın Şey Kütüphanede Saklı" adlı kitabı da benim için böyle bir karşılaşmanın ürünü oldu. Arka kapak yazısının cazibesine kapılarak okumaya başladığım kitap, ilk bakışta oldukça basit görünen kurgusunun sayfalar ilerledikçe çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü göstererek bende derin izler bıraktı.
Her şey, birbirinden çok farklı hayatlar yaşayan beş karakterin aynı kütüphanede yollarının kesişmesiyle başlıyor. Aynı kütüphaneci, aynı soru ve değişen hayatlar: "Ne arıyorsun?"
İlk bakışta sıradan görünen bu soru, aslında romanın merkezindeki felsefi kapıyı aralıyor. Çünkü mesele yalnızca hangi kitabı aradığımız değil; hayatta neyin peşinde olduğumuzdur.
Peki biz ne arıyoruz? Her şey doğru soruyu sormakta mı saklı, yoksa yıllardır sormaya cesaret edemediğimiz sorularda mı? Belki de pek çoğumuz, hiç sormadığımız sorular yüzünden aynı kısır döngünün etrafında dönüp duruyoruz.
Kitap, birbirinden bağımsız beş karakter üzerinden tam da bu arayışlara cevap arıyor. Beni en çok etkileyen karakter ise 30 yaşındaki "ev genci" oldu. Kitap, bazen büyük değişimlerin küçük adımlarla başladığını hatırlatıyor.
Roman boyunca kütüphaneci Sayuri Komachi'nin sorduğu "Ne arıyorsun?" sorusu, yalnızca kitap arayışına değil, insanın kendi varoluş yolculuğuna da işaret ediyor.
Kitaptan yaptığım bazı alıntılar da bunun en güzel göstergesi:
"İnsan gibi yaşamaya biraz daha yaklaşıyordum galiba."
"Hayallerinin ötesinde ne olduğunu bilmek istiyorsan harekete geçmelisin."
"Sahip olduğum zamanla neler yapabileceğimi düşünecektim."
"Ayaklarımız yerde ve gözlerimiz gökyüzünde değişerek ilerliyoruz."
"Kendimden vazgeçmeyeceğim. Bundan sonra hoşuma giden şeyleri özenle yakınımda toplayacağım."
Kitabı bitirdiğimde kendime şu soruyu sordum: Eğer bir gün Sayuri Hanım ile karşılaşsaydım ve bana "Ne arıyorsun?" diye sorsaydı, verdiğim cevaba karşılık bana hangi sembolik hediyeyi verirdi?
Belki de aradığımız şey bir kitap değildir; cesaret, anlam, umut ya da yeniden başlayabilme gücüdür. Kim bilir; belki de aradığımız şey gerçekten kütüphanede değil, bir kitabın bize yeniden gösterdiği kendi iç dünyamızda saklıdır.