Bir zamanlar ülkelerin birinde gücüyle insanları dehşete düşüren, şöhreti memleketleri aşan bir dev yaşarmış. Onun hakkında ağızdan ağıza dolaşan hikâyeler, komşu ülkede yaşayan bir başka devin kulağına da gelmiş.

Duyduklarından etkilenen dev, onunla tanışmak istemiş ve iltifatlara dolu bir mektup göndermiş. Ona saygı ve sevgisini bildirip, muhabbet ve dostluk talebinde bulunmuş.

Ne var ki devin cevabı hiç de beklediği gibi olmamış. Gelen, “Haddini bil!” diyen, küstahça ve tehdit dolu bir cevapmış.

Bu saygısız ve nahoş cevap karşısında onuru kırılan dev, intikam almak için yola çıkmış. Hadsiz ve kibirli devin yaşadığı şehre gelmiş.

Evine doğru yaklaşan devin arzı titreten ayak seslerini duyan kibirli devi bir korku sarmış. Yüzü düşmüş, dizlerinin bağı çözülmüş, rengi atmış. Olup bitenin farkında olan karısı, durumu kurtarmak için kocasından hemen yatağa girmesini istemiş. Yatan kocasının üzerine de bir yorgan atmış.

Öfkeli dev, kibirli devin evine ulaşınca küstah ve dostluktan anlamayan devin nerede olduğunu sormuş. “Çık dışarıya, sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim.” diye kükremiş.

Araya giren devin karısı, “Yavaş konuş, çocuğu uyandıracaksın.” demiş.

Öfkeli dev yorganın altından dışarıya doğru uzanan iki ayağı görünce içine bir korku düşmüş. O büyük ayakları görünce şaşkına dönmüş. Olduğu yerde öylece kalmış. İçinden, “Çocuk buysa, kim bilir babası nasıldır?” diye geçirmiş.

Usulca devin evinden çıkarak kaçarcasına kendi memleketine dönmüş.

Masal böyle… Doğaldır ki her masal okuyan/dinleyen herkeste farklı düşünceler oluşturabilir. Bazıları da “Sonuçta masal değil mi…” deyip geçebilir.

Son zamanlarda farkındalık ve değişim gibi konulara kafa yormamdan mıdır, psikolojiye olan merakımdan mıdır, bu masal beni farklı düşüncelere sevk etti. Masal üzerinden ilişkileri ve sosyal/kurumsal yaşamı düşünmeye başladım.

Peki, bu masalın anlamsal arka planında ne var?

Birincisi, güç karşısında duyulan hayranlık ve güçlü olanla temas etme, güçlü olanın alanında olma isteği var. Dev, işte bu nedenle övgüsü memleketleri aşan bir başka dev ile tanışmak ve dostluk kurmak ihtiyacı duyuyor. Malum, insanın güce bakışı ve güçten etkilenmesi…

İkincisi, güçlü iken büyüklenmek ve kibre kapılmak var. İlgi, iltifat, rağbet karşısında böbürlenmek ve saygısızlaşmak var. Bunun içindir ki iltifat edilen ve dostane bir iletişim kurulmak istenen dev, hemen şımarıp karşısındakine had bildirmeye çalıyor. Güç gösterisine girişiyor. Malum, güç sarhoşluğu…

Üçüncüsü, zayıf iken edilgen olma, boyun eğme var. Kendinden daha güçlü biriyle karşılaşıp onun gölgesinde kaldığını hissettiği anda itaat etme ya da kaçma gayreti var. Güçlü olmasına rağmen bir başka gücün etkisine maruz kalınca kendini koruma refleksi…  

Dördüncüsü; olup bitenin farkında olan, buna göre anlık kararlar alabilen ve krizi yönetebilen birileri var. Muhataplarının duygularının farkında olarak, kimseye bir zarar gelmeden meseleyi çözme becerisi var.

En önemlisi de davranışları belirleyen şeyin duygu, düşünce, niyet vb. süreçler olduğu gerçeği var. Dolayısıyla bu masal, bize insanın duygu ve düşüncelerinin değişimi ile davranışlarının da değişebildiğini anlatıyor.

Evet, duygusal ve zihinsel süreçler değişince kararlar ve davranışlar da değişebiliyor. Duygu ve düşüncelerimiz ortama, muhataba, duruma göre farklılaşabiliyor. Bu değişim, aynı insanın farklı tepkilerde bulunmasına neden olabiliyor. Bu değişimi aktif eden en önemli unsurlar ise “güç” ve “kendini koruma” içgüdüsü.

Masal bize gösteriyor ki güç, otorite izafi ve gelip geçici. Onun için kibirlenmeye, böbürlenmeye, saygısızlaşmaya, hadsizleşmeye gerek yok. Hele ki gücüne güvenerek kimseye had bildirmeye yeltenmemek gerek.

Çünkü senden güçlüleri de var.

Allah var!

15.01. 2025