Değerli Dostlarım, günler ne çabuk geçiyor. Daha dün gibi gözümün önünde canlanıyor. Daha önceki yıla alışmadan o koskocaman yıl tamamlanmış, yeni yıla girmiş oluyoruz. Gençlik yıllarımdan önce, çocukluk yaşlarımda ilçem Ula'da, her ilçede olduğu gibi "Hükümet Tabipliği" vardı. Çarşının içinde garabet harikası denilecek biçimde bir binalar/yapılar, güya işyerleri vardı. Bunlardan biri de bugün üç harfli bir marketin bulunduğu binanın ikinci katındaydı. Aynı katta, adına kısaca mahkeme dediğimiz adliye kurumu vardı. Bahsettiğim Hükümet Tabipliği’ne dışarıdan oldukça dik bir merdivenle çıkılırdı. O zamanlar Ula Hükümet Tabibi merhum Dr. İsmail Demircioğlu görev yapar, hastalarına şifa verir ve aynı zamanda moral depolardı. Sonradan Cumhuriyet Alanı dediğimiz, bugünlerde araç park yeri haline gelen mevkiin karşısında, eski ağalardan kalma yarı metruk binada hizmet verdi Hükümet Tabipliği. Bir ara da çarşı içinde, daha yakın tarihe kadar İlçe Emniyet Amirliği’nin hizmet verdiği binada da Hükümet Tabipliği hizmet vermişti. Aynı binada Kaymakamlık da uzun yıllar halka hizmet sundu.

1985 yılına kadar ilçemizde bir takım hizmetler derli toplu değil, dağınık biçimde veriliyordu. Sonradan, şu an hizmet verilen İlçe Toplum Sağlığı binasının konuşlandığı araziler kamulaştırılarak Sağlık Ocağı adı altında binalar inşa edildi. Sağlık Ocağı’nın yanında lojmanları da vardı. Uzun yıllar Sağlık Ocağı hizmet vermeye devam etti. Sonradan Sağlık Ocağı’nın bitişiğine bir bina daha yapılarak alan genişletildi. Aynı yıllarda, önce Hükümet Konağı olan ve sonradan Ula Kaymakamlığı olarak değiştirilen üç katlı bina yapılarak devlet daireleri bir araya toplandı. Yıl ise 1990’dı.

Uzun yıllar bu şekilde hizmet eden kurumda bir takım değişikliklere gidildi. Hükümet Tabipliği’nin adı Sağlık Ocağı’na dönüştürüldü. Bu şekilde devam ederken İlçe Toplum Sağlığı Merkezi kuruldu. Sonradan da “Aile Hekimliği” müessesesi kurularak mahallelerimizin halkı hekimler arasında pay edildi ve hizmetin daha verimli ve etkin biçimde halka sunulması amaçlandı. Bu esnada ilçem Ula’da başka bir değişim ortaya çıktı. Merhum İsmail Akkaya beyefendi İlçe Belediye Başkanı olarak seçilerek göreve başladı. Eski adı Sağlık Ocağı denilen mevkide kullanılamayan üç katlı bir bina vardı. Neredeyse metruk hale gelmek üzereydi. Bu binayı yıkacağım ve yerine ilçem Ula’ya yakışır bir sağlık kurumu inşa edeceğim diyerek kolları sıvadı.

Binalar yıkıldı. İnşaata başlandı, tam da bitirilmek üzereyken İsmail Başkanımız Hakk’a yürüdü. Mekânı cennet olsun. Amma bina tamamlandı. Tam da arzu ettiği gibi ilçem Ula’ya yakışır bir bina kazandırıldı. Artık bu binada Aile Toplum Sağlığı Merkezi, 112 Acil Sağlık İstasyonu ve Diş Sağlığı Polikliniği hizmet verirken, alt katta da dört adet doktorumuz tarafından Aile Hekimliği hizmetleri devam ediyordu. “Ediyordu” dedim de, sıkça konuşulmaya başlandı bu aile hekimliği müessesesi. Adeta her vatandaşın günlük uğrak yeri olan (hastalık veya kontrol amaçlı) Aile Hekimlerimiz, çıkarılan bir yönetmelikten yola çıkarak son olarak (inşallah son olur) geçtiğimiz hafta da işi bırakma eylemine gittiler. Yani kapalıydı bu aile hekimlerimizin kapıları. Çok detayına girmek istemem ama sağlık ile iştigal eden, başta doktorlarımız olmak üzere, halka hizmette kusur etmemeliler diye düşünüyorum.

Ağzımızdan hiç düşürmediğimiz iki cümlecik vardır. Birincisi, “Allah muhtaç etmesin, Allah eksik etmesin.” Bu cümlecik sağlık kuruluşları için söylenir. İkinci cümlecik ise, “Önce sağlık gelir, gerisi olur gider.” Sağlık önceliğimizdir. Pekâlâ, bu hizmeti kimler veriyor? Değerli doktorlarımız. Yaşı müsait olanlar bilirler 1970’li, 1980’li, 1990’lı yıllarda hastanelerimizin durumlarını.

Kendi ilçem Ula olmasından ve Ula’da ikamet etmemden dolayı öncelikli olarak sağlık hizmetlerini ilçe Ula’daki sağlık kuruluşlarından almak durumundayım. Çok yakın tarihe kadar saat 17.00’den sonra ilçem Ula’da sağlık hizmeti veren kurum/kuruluş yoktu. 31 Mart seçimlerinin arefesinde AK Parti Muğla Milletvekili Sayın Kadem Mete’nin de hazır bulunduğu bir merasimle 24 saat hizmet verecek sağlık ünitesi Ula’da hizmet vermeye başladı. Şubat 2024 tarihinden bahsediyorum. Sayın Milletvekili Kadem Mete, o merasimde ilçem Ula hakkında iki müjde verdi. Birinci müjde, 10 yataklı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne entegreli “Semt Polikliniği”nin kurulması, sonra da butik bir hastane. İlk olanın haberini geçmiş günlerde aldık ve sevindik. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne entegreli 10 yataklı Semt Polikliniği için Sağlık Bakanı onay verdiğini Facebook vasıtasıyla bizlere duyurdu. Binası hazır var, gayet de yeni. İnşallah en kısa zamanda sağlık bürokratlarımız hızlı hareket eder de bir an önce yılların özlemi olarak beklenen Ula Semt Polikliniği açılır.

Hizmetler halk için yapılırsa önem kazanır. Hak rızası gözetilirse de derecesi yükselir yapılan hizmetlerin. Halkın gönlünü alanlar Hakk’ın rızasına yakın olurlar. Ne derdi büyüklerimiz? “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” Onun içindir ki yıllarca Ula’da tek başına sağlık hizmetinin yanında gönüllere girmeyi başaran bir doktor ağabeyimiz vardı. O da her fani gibi dünyadaki görevini sona erdirerek rahmet-i rahmana göç eyledi. Kimden söz ediyorum? Tabii ki merhum Dr. İsmail Demircioğlu.

Yeniden yapılan ve İlçe Halk Sağlığı Binası’nın ön cephesini kimin adı süslüyor? Gönüllerde olduğu gibi gözlere de ışık tutuyor. İsmi, unvanı yaşıyor: Ula İlçesi Doktor İsmail Demircioğlu Halk ve Toplum Sağlığı Merkezi. Yıllarca halkına hizmet veren bir Ula’lı ağabeyimizin ismi ve unvanı bu merkezde yaşayacak. Yetiştiren ana ve babadan razı olsun.

Son olarak, sağlık hizmeti veren aile hekimlerimiz, çıkarılan yeni sağlık yönetmeliğini dayanak kabul ederek üç defa işi bırakma eylemine giriştiler. Sağlık Bakanlığımız elbette bu yapılan eylemi ve arzu edilen değişiklikleri değerlendirir de hem halk hem de doktorlarımız rahat ederler. Ancak öğretmenlerimiz de bir günlük de olsa “İşi Bırakma” eyleminde bulundular. Eğitim ve sağlık alanında bir rahatsızlık mı var diye düşünmeden edemiyorum. Aile hekimlerimizin işi bırakma gerekçeleri halka daha çabuk ve daha verimli hizmet olduğunu varsayarsak öğretmenlerimizin gerekçesi ne acaba? Yoksa yeni çıkarılan Öğretmenlik Kanunu mu? Daha önceleri vardı başöğretmenlik, uzman öğretmenlik gibi makam ya da kariyerden mi? İnsan kafa yormadan edemiyor. Yoksa bu müfredat ile bize verilen/emanet edilen öğrencilerimizi yetiştiremeyecek miyiz? Biraz da siz kafa yorun.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız…