Sevgili Ahmet Fatih Ceylan, Muğla’da sohbetinden zevk aldığımız bir kardeşimizdi. 19 Nisan 2025 günü saat 15:00 civarında, ebedî âleme göçtü ve bana ömrümün en zor yazılarından birini yazmak düştü.
Sevgili Fatih 53 yaşındaydı ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde çalışmaya 2005 yılında başlamıştı. Öğrenci faaliyetleri dolayısıyla irtibatımızın sık olduğu Sağlık Kültür ve Spor Dairesi’nde Ahmet Fatih Ceylan adlı birinin işe başladığını söylediler… Adını duyunca “Bu arkadaş Elazığlı mı?” diye sordum; sorduğum arkadaş bilmediğini söyledi. Bir vakit sonra Ahmet Fatih Ceylan ile tanıştık. Tabii hemen Elazığlı olup olmadığını sordum. Tahmin etti ve “İsmimden çıkardınız değil mi hocam?” dedi. “Evet” dedim. Elazığ-Harput’ta halkın çok önem ve değer verdiği yatır Fethi Ahmet Dede vardı. Halk, çocuğuna onun adını verirdi. Fatih de “Babam Elazığlı; annem Yerkesikli” deyince iş ortaya çıktı.
Sevgili Fatih kardeşim ile sohbetimiz 9 Nişsan 2025 gününe kadar sürdü… ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mezunu bir mühendis idi ve sosyal-kültürel konulara da bir mühendiste olmayacak kadar ilgisi vardı. Bir kaç sohbetten sonra sosyal ve kültürel konulara olan ilgisinin ve bu konudaki bilgi derinliğinin sebebini anladım: İzmir’de lise yıllarında rahmetli Emrehan Küey (Ö.2006)’in yetiştirdiklerinden idi. O yıllarda rahmetli Emrehan Küey, Bornova’da Akademi Kitabevi’ni çalıştırıyor; pek çok kitap basıyor ve zengin bir kitap dünyası olan bir kitapçı olarak dikkat çekiyordu. Bir lise öğrencisi olarak kütüphaneden aldığı ve kaybettiği Menakibü’l-Arifin adlı kitabı alıp, kütüphaneye vermek için gitmiş Akademi Kitabevi’ne ve sosyal muhiti orada oluşmaya başlamış; ondan sonra da Emrehan Küey ile hiç ayrılmamışlar. Sevgili Fatih Ankara’da üniversite tahsili yaparken de, mezun olduktan sonra da hep beraber çalışmışlar 2005 yılına kadar. Önce Manisa’da birkaç işletme açmışlar ve bir yandan da Manisa’nın kültürel hayatına katkıda bulunmaya başlamışlar; bir yandan da Celal Bayar Üniversite’si Vakfı’nda güzel işler gerçekleştirmişler. Bu sadece bir iş birliği olmamış, Emrehan Küey, onu tasavvuf kültürüyle de nakış nakış işlemiş.
Rahmetli Fatih benim tanıdığımda 33 yaşında idi ama birikimi ve olaylara bakışındaki keskinlik açısından çok daha ileri yaşlardaki insanlar gibiydi. Ben pek çok ekonomik, siyasî, kültürel ve sosyal olayları onunla konuşmaktan zevk alırdım. Çünkü bir mühendis olarak her konuya bakışında “ölçülülük”, yani “hendese” vardı. Hassas olduğu konularda bile aşırılığındaki ölçüler, normal insanlar tarafından anlaşılmayacak kadar “marjinal” ama “orijinal” olurdu.
Hayata olan ilgisinde heyecanın yönlendirdiği bir dağınıklık vardı. O yüzden başladığı doktorasını bir türlü tamamlayamadı. Şayet doktorasını tamamlayıp akademik hayata atılsaydı, ateş gibi gençler yetiştirecek kabiliyette biri idi. Ne yazık ki bazen kendi dağınıklığı ve bazen de jüri üyelerinin kadir bilmezliği, rahmetliyi akademik hayattan uzak tuttu ve bir süre Üniversite Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı yaptıktan sonra, Sağlık Bilimleri ve Fen Bilimleri Enstitü Sekreteri olarak üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu. Rahmetli “Amirler söyler, ben yaparım.” Şeklinde çalışan idarî personel değildi; daha etkili ve daha üretken bir yönetim için görüşleri olan ve bunu toplantılarda dile getiren biriydi. Bu yüzden zaman zaman eleştirildiği de olmuştur ama o buna hiç aldırmamıştır.
Nisan başında memlekete gitmiştim. 8 Nisan Salı günü Muğla’ya geldim ve 9 Nisan günü rahmetliye uğradım. Enstitüye vardığımda odasında yoktu. Saat 14: 48’de mesaj çektim ve 15:11’de mesajımı görüp hemen geldi. Memleketten haberler sordu… Okuduğu bir makaleden kafasına takılanlar olmuş; onları konuştuk… Bir öğrenci etkinliği çıktısı aldık. Enstitü’nün önüne indik… Bir gün önce kesilen 2 tane gelişmiş mavi ladin ağacının yangın tehlikesine karşı kesilmesine üzüldük. 2002’de diktiğimiz ce 23 yıllık güzelim ağaçlar yangın tehlikesi yüzünden kesilirken, kesenler ladinin yangına maruz kaldığında bile yanmayan ağaçlardan olduğunu bilmeden kesmelerine üzüldük.
Ertesi gün (10 Nisan) saat 16:05’te, sosyal medyasında rahmetli şu cümlelerle biten bir metin paylaştı: “Kabuktan öze, şekilden mânâya, tenden câna, zamandan zamansızlığa seferimiz var efendim. Ve's-selâm!”
“Zamansızlığa sefer”inin müjdesini vermiş meğer aziz kardeşim. Saat 23:23’te Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Teke kardeşim aradı ve sevgili Fatih’in kaza geçirdiğini, Araştırma Hastanesi Acil’de olduğunu söyledi. Hemen gittik. Sevgili kardeşimiz Prof. Dr. Ethem Acar, müdahale edilip gerekenin yapıldığını söyledi. Emirbeyazıt mahallesi Çamlı sokakta saat 20:00 civarında bir motosiklet çarpmasıyla rahmetli Fatih Bey kardeşimizin düşmüş ve başını sert bir şekilde çarpmış ve beyin kanaması geçirmekte imiş. Daha sonra değerli hocamız Prof. Dr. Bakiye Uğur’un gözetiminde müdahale yapıldığını öğrendik. (Bakiye hanım, saat 20:30’da bana mesaj atıp halimi sordu. Meğer kazadan haberimin olup olmadığını kontrol edermiş.)
Ne yazık ki, bütün müdahalelere rağmen sevgili Fatih 9 günlük hayat mücadelesini 19 Nisan günü saat 15:00 sularında kaybederek seferine çıktı. 20 Nisan günü saat 17:28’de toprağa emanet edildi ve 17.40’ta mezarı sırlandı. Ne tuhaf!... 20 Nisan günü sosyal medya 1 yıl önce bugün sevgili Fatih ve arkadaşı sevgili Ömer Özercan kardeşimizle Muğla’da beraber olduğumuzu hatırlattı. Çok acı!... 1 yıl sonra aynı gün biz aziz kardeşimizi toprağa emanet ettik.
Sevgili Fatih kardeşim, ruhun şâd, mekânın cennet olsun. Allah anne ve babana, kardeşine ve oğluna sabırlar versin. Agedemi’nin müdavimlerinden idi… Boşluğu hiç dolmayacak!... Çok üzgünüm çoook!...