Seçilmişler,

Ağızlarını açtıklarında,

Ben seçildim,

Ben özelim,

Ben ben demeleri,

Bizleri bıktırdı..

Sen seçildin de ne oldu?

Adam mısın?

Seçim bitince,

Seçmenle işlerinin bittiğini sanan,

Seçmeni adam yerine koymayan,

Seçilirken,

‘Ayıya dayı dedik,

İşi bitirdik’diyenler,

Halkını unutuyor.

Seçilmişler köprüyü geçerken,

İşleri görüldüğü için,

Sonrasında bizleri tınlamıyorlar ama,

Günü gelecek halk da cevap verecek.

Bu seçilmiş;

O artık bir kibir abidesi.

O artık temsili demokrasiyi değil de,

Kendi cumhuriyetini temsil ediyor.

Seçilmişlik makamı burnunu, kaldırdı.

Bizi göremiyor.

Zavallı.

Bizi nasıl görsün ki?

Burnunu asansöre koysunda indirsin.

Olan bize oldu.

Bizi takan yok.

Bize olduğu kadar,

Temsili demokrasiye ihanet eden var.

Demokrasi yalnızca sandıkta,

Oy kullanmaktan ibaret değildir.

Sandık demokrasinin başlangıcıdır.

Asıl sınav seçildikten sonra başlar.

Milletin oy verdiği siyasetçi,

O andan itibaren,

Kendisine oy verenlerin değil,

Tüm toplumun temsilcisidir.

Seçilmiş olmak bir ayrıcalık değil,

Bilakis ağır bir sorumluluktur.

Emanettir.

Bu emanet;

Kamu kaynaklarını korumayı,

Hukuka bağlı kalmayı,

Hesap vermeyi,

Ve milletin iradesine sadık kalmayı gerektirir.

Sandıkta milletin oyunu alıp,

Sandıktan sonra milletin oyunu unutanlar,

Milleti ağlatanlar,

O parti senin bu parti benim diye,

Gezen seçilmişler,

Halkınıza karşı büyük gaflet içindesiniz.

Ne var ki temsili demokrasiyle seçilmişlerin,

Kendilerini milletin üstünde görmeleri,

Seçmenine ihanet etmeleri,

Bu ülkenin kanayan yarasıdır.

Seçim kazanmak,

Hiçbir siyasetçiye sınırsız yetki vermez.

Beni halk seçti diye,

Her davranışını meşru göstermeye çalışması,

Demokrasinin ruhunu anlamamaktır.

Seçilmiş olmak,

Milletin üstünde olmak değil,

Tam tersi,

Milletine karşı daha ağır bir sorumluluktur.

Ama bugün bazı seçilmişler,

Kendilerine verilen emaneti,,

Makamı,

Gücü,

Kişisel çıkar aracına,

Dönüştürmeye cesaret edebiliyorlar.

Halkın parasını harcarken hesap vermeyenler,

Eleştiriyi susturmaya çalışanlar,

Liyakat yerine yandaşlığı koyanlar,

Kamu görevlerini parti çıkarlarıyla karıştıranlar,

Bilmelidir ki;

O koltuk sizin mülkünüz değildir.

Milletin verdiği oy,

Sizlere sınırsız yetki vermedi.

Size emanet edilmiş bir temsil görevi verdi.

Temsili Demokrasi,

Seçildim artık,

İstediğimi yaparım düzeni değildir.

Demokrasi seçilmişlerin de,

Hukuk karşısında hesap vermesidir,

Beni halk seçti diye her davranışı meşru göstermek,

Demokrasinin ruhunu anlamamaktır.

Demokrasi güzel şeydir.

Halk seçer,

Seçilmişler gelir,

Kürsüye çıkar ve millete hizmet edeceklerini söylerler.

Sonra seçim biter.

İşte asıl mecra o zaman başlar!

Seçimden önce milletin ayağına giden bazı siyasetçiler,

Seçimden sonra milletin telefonuna bile bakmazlar.

Sandıkta vatandaşın oyuna ihtiyaç vardır,

Sandıktan sonra vatandaşın fikrine pek ihtiyaç kalmaz.

Seçilmişin ilk görevi nedir?

Millete hizmet etmek.

Seçim meydanlarında ‘Milletin emrindeyiz’ denilir,

Seçimden sonra makam koltuğu öyle büyür ki millet,

O koltuğun gölgesinde kaybolur.

Bir de vaatler vardır…

Seçim öncesinde gökyüzü bile vaat edilir.

Emekliye huzur,

Gençlere gelecek,

Çiftçiye bereket,

Esnafa destek,

İşsize iş..

Seçimden sonra vaatlerin başına ‘Bütçe imkânları’,

‘Şartlar’,

‘Küresel gelişmeler’

Ve ‘önümüzdeki dönem’ isimli dört bekçi dikilir.

Vatandaş sorar;

Ne oldu?

Cevap hazırdır…

‘Çalışıyoruz’

Ne çalışması?

Onu sormayın!

Çünkü siyasette bazen en yoğun çalışma,

Soruyu cevapsız bırakma çalışmasıdır.

Asıl büyük zarar ise siyaset kurumuna verilir.

Çünkü halk, yanlış yapan tek bir seçilmişi değil,

Zamanla bütün siyaseti sorgulamaya başlar.

Dürüst siyasetçinin emeği de,

Kötü yönetimin altında ezilir.

Devlete güven azalır.

Kurumlara güven zayıflar.

Sandığa güven ise yok olur.

İnsanların diline şu cümle yerleşir…

‘Nasıl olsa hepsi aynı!’

İşte demokrasi için bundan daha tehlikeli bir cümle yoktur.

Çünkü siyaset kirlenirse,

Yalnızca siyasetçiler kaybetmez;

Millet kaybeder.

Seçilmiş olmak dokunulmazlık zırhı değildir.

Sandıktan çıkmak,

Hesap vermekten kurtulmak değildir.

Millet vekil verir,

Vekil milletin efendisi olmaz.

Belediye başkanı seçilir,

Belediye babasının çiftliği olamaz.

Devlet makamı,

Kişisel şöhretin basamak taşı değildir.

Kısacası;

Sandık, koltuk tapusu değildir.

Seçim günü millet konuşur.

Seçimden sonra seçilmiş konuşur.

Fakat demokrasinin ölçüsü,

Seçilmişin ne kadar güzel konuştuğu değil;

Milletin söylediklerini ne kadar dinlediğidir.

Ve unutulmasın:

Milletin hafızası sanıldığı kadar kısa değildir.

Sandık gelir geçer.

Ama yapılanın hesabı,

Er ya da geç sorulur.

Çünkü demokraside koltuklar geçicidir.

Millet kalıcıdır.